BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ersen yaşıyor!

Ersen yaşıyor!

1970’li yılların en çok okunan romancısı Cavid Ersen’i bulduk. Çeyrek asırlık suskunluğunu bozan Ersen, “Yıllardan beri birçok karmaşık olayların içinde inzivaya çekilmiş ve ümit içerisinde sizleri bekler duruma gelmiştim” dedi.



Cavid Ersen 1970’li yılların en popüler, gözde ve atak yazarıydı. “Kara Zindanlar”, “Kızıl Zindanlar”, “Zindanlar” ve “Beyaz İhtilal” tanınmış romanlarıydı. Yazarımız uzun yıllardan beri suskun ve küskün. Köşesine çekilmiş, münzevî bir hayatı devam ettiriyor. Kimse hatırlamaz, anmaz oldu kendisini. Hiçbir toplantıya davet edilmedi, hiçbir mekânda konuşturulmadı. Yazarlar sözlüğünde bile adına rastlanmıyor. Yani toplum olarak onu dünyamızdan çıkardık, hafızamızdan sildik. Cavid Ersen’in sefalet içinde yaşadığını, evinde misafirlerini bile ağırlayamadığını ve kahvede kabul edebildiğini duyduk. İç dünyasında büyük kaoslar yaşayan yazar, şimdi Darıca Huzurevi’nde kalıyor. Cavid Ersen 29 Mart 1921 tarihinde Adana’da doğdu. Babası Muallim Ömer Nazım Bey, annesi şair Süreyya hanımdır. Osmanlı soyunun Menemencioğlu sülâlesinden gelen aile, şecere itibariyle, bir yandan da Ramazanoğlu ailesiyle akrabalığı bulunuyor. Ersen’in ilk eseri beş perdelik “Çeteler” adını taşıyor. 9 Ocak 1949’da Adana’da sahnelenen eser, bu ilimizin kahramanlık hikâyesini anlatıyor. Ersen, bu milli eserin yazarı olarak Adana Halkevi’nden uzaklaştırılır. Ersen’i Adana Şehir Tiyatrosu’nun kurucusu olarak görüyoruz. Bu tiyatroda “Taşkınlar Lokali” ile “Melekler ve Şeytanlar” isimli eserleri temsil edilir. Milli uyanışı aksettiren “Cephe Gerisi” isimli eseri de sahnelendikten sonra AŞT’na veda eder. Yılmayan irade Muallim, Tel ve Demokrat, Mersin Toros gazetelerinde çalışan Ersen’in “Semiramis” ve “Ruhsuz Gece” romanları tefrika edilir. Bu iki romanı gazete sayfalarında kalır, kitap olarak yayınlanmaz. “Günahkâr Sokaklar” Ersen’in ilk romanı. Cavid Ersen hayatı boyunca çile çeker. Önce fikriyatına düşman olanların gadrine uğrar. Ekmek parasıyla oynanır ve çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden uzaklaştırılır. Ardından Kanlıca’daki evi elinden gasp edilir ve çocuklarıyla ortalıkta bırakılır. Uzun zamandan beri yalnız yaşayan, unutulan Cavid Ersen’le konuşmayı başardık. Hatıralarını yazmayı düşündüğünü belirten Ersen, edebiyat ve fikir hayatımızdaki durumu, “Yıllardan beri bir çok karmaşık olayların içinde inzivaya çekilmiş ve ümit içerisinde sizleri, değerli edebiyatçılarımızı bekler duruma gelmiştim. Yazmak okumak, bunların hepsinden uzakta kaldım. Biliyordum ki bir nesil yetişiyor. Vatanını milletini seven yazarlarımız, romancılarımız var” diye özetliyor. Amaç milli birlik Romanların bu derece büyük ilgi görmesini şöyle yorumluyor: “Gençlik yıllarımda Kuvayı Milliye ruhuyla yetişen bir neslin gençlerinden idim. Orada o zaman büyük bir birlik ve beraberlik şuuru vardı. Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış bir millet. Henüz 15 milyon nüfusu olan bir Türkiye’yi düşünün. Herkes birbirini seviyor ve sayıyor. O ruhla yetişen bir insandım. 1917’de Rusya’da Lenin’in darbesiyle çarlık yıkılmış ve Rusya’dan bütün dünya milletleri bünyesine ajanlar gönderilmek suretiyle milletler bünyesinde bir tahribat yapılmak istenmişti. Gittikçe bu ideolojide muvaffak olanlar, Türkiye’de de kendilerini göstermek istemişler. Ve biz o hengame içerisinde, Kuvayı Milliye ruhu içinde yetiştiğimiz için bu gelecek felaketleri sezerek Kızıl Zindanlar’da bir çok mesajlar vermek mecburiyeti hissettik kendimizi. Ahmet Kabaklı üstadımızın ‘ilerde çok fena durumlara düşmemek için bu eseri okuyunuz’ diye bir tavsiyesi var. Biz de ilerde çok fena durumlara düşmemek için bir sevgi ve aşk romanı halinde Kızıl Zindanlar’ı umumi efkarımıza vermek zarureti hissettik. Fakat maalesef halklar bölündü parçalandı. İnsanlarımız bugün olduğu gibi birbirine düşürülmek istendi. Mitingler, yürüyüşler ve darbelerle Türkiye allak bullak edilmek istendi. Çoğunda da muvaffak olundu. Fakat bir şey var ki, biz Türk milleti olarak özümüze dönmek mecburiyetinde idik. Hamurumuz güzel olduğu için özümüz hâlâ bizi ayakta tutacak güçtedir diyorum.” Muhteşem eserler Cavid Ersen’in birbirinden güzel ve önemli romanları var. Bunların isimleri şöyle: Günahkâr Sokaklar (1944), Fakirler (1945), Mektup (1945), Sefiller (1945), Gün Doğarken (1954), Benim Üniversitem (1956), Çeteler (1956), Cephe Gerisi, Taşkınlar Lokali, Osman Gazi, Orhan Gazi, Selahaddini Eyyübi, Murad Hüdavendigâr, Fatih Sultan Mehmet, Battal Gazi, Kızıl Zindanlar (1967), Kara Zindanlar (1970), Zzata (1976) ve Hepimizin Kavgası (1977). Yazarın ilk romanı Aşkın Gözyaşları ile Mefkureci Öğretmen isimli kitabı basılmadı. Dostlarını anlatıyor * Yeni İstanbul’da iken Nizamettin Nazif (Tepedelenlioğlu) isimli yiğit bir arkadaşım vardı. Bayramlarda gazete çıkartırdı. Bana da başmakale yazdırırdı. O ayrıldıktan sonra rahmetli Necip Fazıl’la müşerref olduk. Aynı odada makalesini yazar, bana da okuturdu. “Nasıl olmuş?” diye sorardı. Ben de “Çok güzel olmuş” derdim. Sonra Sabah gazetesine geçtim. Gene üstadla beraber çalıştık. * Peyami Safa ile birkaç kere Milliyet’te iken görüşmek nasip oldu. Ona “Benim Üniversitem” isimli kitabımı imzalayıp takdim ettim. Kitabımın sayfalarını karıştırdıktan sonra, “Aferin aferin, sen ne güzel şeyler yazmışsın. Memnuniyetle gene gel görüşelim” dedi. Birkaç kere çayını içmek nasip oldu. * Arif Nihat Asya Çok samimi arkadaşımdı. Onunla çok güzel günlerimiz geçti. İstanbul’da bir gün baktım kapı vuruldu. Açtım, baktım Arif Nihat. “Ooo hocam” dedim. Ellerinden öptüm. Babıali’de Sabah gazetesinde onun rubaileri yayınlanıyor. Her sabah bana gelir. Daktilonun başına geçerim. O söyler ben yazarım. “Tashihini de yap bakalım” derdi. Bakardım. “Hocam hiçbir şey yok. Çok güzel söylemişsiniz. Bir de siz okuyun” derdim. * Tarık Buğra ile aynı gazetede çalıştık. Yazıişleri Müdürüydü. Gelirdi benim odama. Hasbihal ederdik. “Haydi derdi, neden bir şeyler yazmıyorsun, neden boş duruyorsun?” diyerek teşvik ederdi. Uzun süre bir dostluk beraberliği içindeydik. * İlhan Darendelioğlu, benim kırk yıllık dostumdu. Toprak mecmuasıyla haşir neşir olmuştu. Bir gün, “Eğer Cavit Ersen bey olmasaydı, ben şimdi bir köşeye çekilmiş olurdum” dedi. * Mehmet Emin Alpkan, İrfan Atagün, Ömer Öztürkmen, Ergun Göze ile de dostluğumuz vardı. Yayıncısının gözüyle... Cavid Ersen’in kitaplarını yayımlayan Sinan Yıldız, onu şöyle anlatıyor: “Ersen, güçlü bir tatbikatçıdır. Fikrin harekete intikal edilişinde usta bir yazar, düşünen adamdır. Üzerinde durduğu öğretim ve eğitim sistemizin, hür, demokratik, parlâmenter sisteme dayalı olması, millî doktrinin, işler hale getirilmesi, ancak onun basiretli tutumu sayesinde vücut bulmuştur. ‘Benim Üniversitem’ ve ‘Beyaz İhtilâl’ adlı eserlerinde bu konuyu işlemesini bilmiştir. ‘Benim Üniversitem’deki usul, Türkiye’de milliyetçi, ülkücü, İslâm ahlâkı ile teçhiz edilmiş bir neslin yetişmesine önderlik etmektedir. Bunun önsözünü, Ord.Prof.Dr. Hilmi Ziya Ülken yazmıştır.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT