BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tahsin zayıflamış, bitkin bir haldeydi!..

Tahsin zayıflamış, bitkin bir haldeydi!..



Servet bey kapıdaki görevliyle bir müddet konuştuktan sonra eliyle işaret etti Talat beye gelmesi için. Yaşlı adam bir türlü alışamadığı bu ortamda tedirginliğini saklamaya gerek duymadan ilerledi. Bunca sene adliyede hizmet vermişti ama hayatında bir kere bile olsun cezaevi nedir görmemişti. Ta ki Tahsin buralara düşene kadar. Kocaman duvarlar üzerine geliyormuş gibi huzursuzdu. Ürkek bakışlarla süzüyordu çevresini. Kaç seferdir gelmesine rağmen hep aynı korkuyu duyuyordu içinde. Büyük demir kapı cüssesine yakışır bir gürültüyle açıldı. Yaşlı adam önden yürüyen görevliyle avukatı takip etti. Sadece ziyaretçilerin ayak sesleri yankılanıyordu rutubetli dar koridorda. Asıl ziyaretçi giriş kapısı öte taraftaydı. Fakat cezaevi müdürü Avukat Servet beyin sınıf arkadaşı olduğu için bir başka bölümden giriyorlardı daha rahat hareket edebilmek için. Tahsin’le müdür beyin odasında görüşecekti Talat bey. Beyaz boyalı kapının önünde durdular. Görevli memur kenara çekilerek yol verdi. Servet bey iki sefer vurduktan sonra açtı kapıyı. Başında saç olmayan, toparlak yüzlü, kumral bir adam belirdi hemen karşısında: - Servet’ciğim, hoş geldin. Gel. Avukat yaşlı adamı öne doğru çekti: - Biliyorsun Semih. Yalnız değilim. Bir müvekkilimin babasıyla geldim. Bundan önce hep dışarıda ziyaret ettik müvekkilimi. Ama her seferinde tatmin olamadık. Kalabalıktan bir şey anlamadık. Şimdi sayende rahatça görüşeceğiz. Burada senin görev yaptığını öğrenince ne kadar sevindim bilemezsin. Semih bey gülümsedi Talat beye. Arkadaşına döndü: - Lafı mı olur Servet? Biz ne güzel arkadaştık seninle!. Ne günlerdi o günler... dedikten sonra yaşlı adama döndü: - Geçmiş olsun beyefendi. Başını salladı Talat bey kibarca. Fısıldadı: - Teşekkür ederim, eksik olmayın. Birkaç sıradan konuşmadan sonra görevli memuru çağırdı cezaevi müdürü. Tutuklulardan Tahsin Kadıoğlu’nu alıp gelmesini söyledi. Talat bey heyecanlıydı. Başına gelen felaketten sonra ilk defa oğluyla birebir, aralarında tel örgü olmaksızın görüşecek, ona sarılabilecekti. Çok geçmeden dışarıdan gelen ayak sesleriyle irkildi. Kapı açıldı ve Tahsin göründü. Zayıflamış, gözlerinin altı kararmıştı. Sakalları hafifçe uzamıştı. Yorgun bir hali vardı. Talat bey ayağa fırladı: - Oğlum, Tahsin’im... Genç adam gözlerini kıstı. Sanki memnun olmamış gibiydi babasını görmekten. Bir şey söylemeden yaşlı adamın boynuna sarılmasına, yanaklarından öpmesine izin verdi. Elleri arkasından kelepçeliydi. Cezaevi müdürü başıyla işaret etti memura kelepçeleri açması için. Tahsin serbest kalan bileklerini acıyla ovuşturdu. Semih bey işaret etti: - Otur bakalım delikanlı. Bak sana babanı getirdik. Genç adam babasına döndü. Tok ve ifadesiz bir sesle sordu: - Nasılsın baba? - İyiyim oğul, iyiyim, seni sormalı, bir şeye ihtiyacın var mı? Başını iki yana salladı. Avukata döndü: - Ne yaptınız, bir gelişme var mı? Servet bey kaşlarını kaldırdı: - Yeni bir gelişme yok Tahsin. Dosya üzerinde çalışıyorum. Zaten her şey ortada. Dişlerini sıktı genç adam. Başını çevirip küçük pencereden görünen gökyüzüne doğru baktı, mırıldandı kendi kendine: - Buradan kurtulamayacağım ben. Talat bey içini çekti: - Öyle deme oğul, geçecek bu günler. Bir yanlış yaptın, bedelini ödeyeceksin. - Bırak Allah aşkına baba bu lafları. Yanlış manlış yaptın diye başıma kakma. Doyursaydın bizi o zaman. Bu zamanda senin gibi adam olmamızı istedin, aç kalmak için. Taş kesilmişti yaşlı adam. Mahcup, özür diler gibi baktı avukatla cezaevi müdürüne. Şaşkın bir tebessüm belirdi dudaklarında, yavaşça fısıldadı: - Oğlum, söyleme böyle. Sinirlerin bozulmuş senin. Cezaevi müdürü kaşlarını çattı: - Ne biçim konuşuyorsun babanla Tahsin? - Bırak müdür, bir de sen çıkma başıma. Oğlunun ağzına yerleşen ve hiç yakıştıramadığı bu külhanbeyi ağzından rahatsız olmuştu Talat bey. Çaresizce bakındı çevresine. Yutkundu. Dudaklarından mırıltı halinde döküldü kelimeler: - Allahım büyüksün, nedir bu başıma gelenler! # DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT