BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GÜLBAHAR

GÜLBAHAR

Yirmi bir yaşındaydı henüz. Böyle bir evlilik yapmamış olsaydı, şimdi annesiyle birlikte evin bütün sorumluluğunu üstlenmiş bir şekilde hayatını devam ettiriyor olacaktı. Belki de hep peşinde koştuğu saygısını kazanacaktı kendisine karşı...



Saffet bey ayrı bir özen göstermişti evinin döşenmesine... Arka cephede ise dört büyük oda vardı. Bir tanesi Saffet beyle Feride hanımın şahsi odaları, bir tanesi Erdal’ın, biri de kız kardeşi Mine’nin odalarıydı. Diğeri ise oturma odası veya misafir odası olarak kullanılıyordu ve hepsinin döşenmesinde hiçbir masraftan kaçınılmamıştı. Feride hanımın aileden gelen varlığı, Saffet beyin de hatırı sayılır kazancına eklenince oldukça rahat bir hayata sahip olmuşlardı. Karı koca değişik bir yapıya sahiptiler. Çocuklarını farklı bir anlayışla yetiştirmişler, onların kararlarına, isteklerine saygı duymayı prensip edinmişlerdi. Saffet bey tahsilini Amerika’da tamamlamıştı. Biraz da bu tavırlarında oradan aldığı kültürün etkisi vardı tabii ki. Hâlâ daha hem kendisinin, hem de Feride hanımın akrabaları orada yaşıyorlardı. Karı kocanın hayali, kızlarını da evlendirdikten sonra gidip yılın altı ayını “Yeni dünya”da, altı ayını da vatanlarında geçirmekti. Marmaris’te bir yazlıkları vardı. Eğer ülkelerine geldikleri dönemi yaz aylarına denk getirirlerse hiç İstanbul’a uğramadan doğruca Marmaris’e yazlıklarına gidebilirlerdi. Saffet beye göre dünyanın hiçbir ülkesinde yaz Türkiye’deki kadar güzel olamazdı. Kızları Mine ise kolejde okuyordu. Lise son sınıfa geçmişti bu sene. Ağabeyisine benzeyen hoş bir kızdı. Kendisinden başka pek fazla kimseyle ilgilenmezdi. Ağabeyinin evliliğine de sıradan bir olay gibi bakmış, yengesini ise hiç önemsememişti. Yaşı icabı başında kavak yelleri esiyor, her şeyi kendisinin en iyi bildiğini iddia ederek çevresine meydan okuyordu adeta. Feride hanım kaşlarını çattı oğlunun yüzüne bakarken. Erdal ağlamaklıydı adeta. Boğuk bir sesle anlatıyordu olanları: - Neden böyle yapıyor bilmiyorum anne! Bir tek ölüm onların başına mı geldi yani? Düşün bir kere, boşu boşuna dünyanın kirasını ödüyoruz o eve. Daha bir gün bile gidip kalmadık. - Sakin ol oğlum, dur bakalım... Üzme bu kadar kendini. Bak sınavların var. Derslerini vermek zorundasın. Biliyorsun bizler sizin hayatınıza karışmamayı prensip edindik ama baban tahsilinle ilgili bir aksamada bu tavrından bir saniye içinde vazgeçip senden hesap sorar. Buna da hakkı var sanıyorum. Bütün verdiklerimizin karşılığında istediğimiz tek şey başarınız. Karın seninle kıyaslanmayacak kadar bilgisiz oğlum. Bunu gizlemenin hiçbir anlamı yok. Yutkundu kadın. Dikkatle gezdirdi bakışlarını oğlunun üzerinde. Sözlerinin nasıl bir etki yaptığını görmek ister gibiydi. Erdal sessizce, başı önünde dinliyordu annesinin sözlerini. Arada bir de başını sallıyordu tasdiklercesine. - Bunun en başından beri ikimiz de farkındayız aslında.... diye devam etti. - Belki de eksikliklerinin altında eziliyordur. Kim bilir. Bu hareketler bana sanki bir kaçış gibi geliyor. Bir insan daha iki aylık evli olduğu kocasını böylesine ihmal edemez. Onunla konuşmamı ister misin oğlum? Erdal çaresiz bir ses tonuyla atıldı: - Ama anne, eksikleri varsa bunları telafi etmek için çaba gösterir insan. Ben ondan illa müthiş bilgili, kültürlü, sosyal faaliyetler içinde koşuşturan bir insan olmasını istemiyorum ki. Ben onu olduğu gibi kabul ettim. Ondaki saflığı, temizliği sevdim. Belki de ondaki basitliği sevdim. Her insanın bir aciz tarafı olurmuş. Belki bu tercihim de benim eksikliğimdir, kim bilir. Feride hanım gülümsedi şefkatle: - Kendine karşı bu kadar acımasız olma yavrum. Sen aklı başında bir delikanlısın. Ne dersin, onunla konuşayım mı? Genç adam omuzlarını kaldırdı: - Bilmem ki anne, o kadar cahil ki, seni kırmasın!..  Nevin bütün gece ağlamıştı. Sabaha karşı biraz uyudu oturma odasındaki kanepenin üzerinde. Sabahleyin başı kazan gibiydi. Ağzının içi kurumuştu. Dağılmış saçlarını elinin sert bir hareketiyle geriye doğru atarak ayaklarını sürüyerek mutfağa gitti. Çeşmeden bir bardak su doldurup içti. Mutfak bankosuna dayanarak durdu bir müddet. Yaptığı alelacele evliliği sorgulamaya başlamıştı. Erdal’ı sevip sevmediğini bile bilmiyordu. Hoşlanmıştı muhakkak. Ama bir ömrü birlikte geçirmeye yetecek bir duygu muydu acaba bu? Derin bir soluk aldı. Yirmi bir yaşındaydı henüz. Böyle bir evlilik yapmamış olsaydı, şimdi annesiyle birlikte evin bütün sorumluluğunu üstlenmiş bir şekilde hayatını devam ettiriyor olacaktı. Belki de hep peşinde koştuğu saygısını kazanacaktı kendisine karşı. İçindeki arzuları babasının sıkı eğitimiyle geri plana itmek zorunda kalmış, kendisini kendisine bile ispatlayamamıştı. Psikolojik bir araştırma için bulunmaz bir denekti aslında. Çayı koydu isteksiz tavırlarla. Huriye hanım çoktan kalkmış, namazını kılıp, oturma odasındaki kanepenin bir köşesine oturmuş her sabah yaptığı gibi Kur’an-ı kerim okuyordu usul usul... *DEVAMI YARIN Yazan: FERDA İLHAN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86771
    % -0.03
  • 6.0043
    % -0.6
  • 6.7092
    % -0.48
  • 7.6486
    % -0.38
  • 246.92
    % -0.74
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT