BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aptallığın bu kadarı da aptallık mı?

Aptallığın bu kadarı da aptallık mı?

Tamam; insanlarla kıyaslandığınızda aptal konumuna düşmek sizi pek fazla rahatsız etmeyebilir.



Tamam; insanlarla kıyaslandığınızda aptal konumuna düşmek sizi pek fazla rahatsız etmeyebilir. Ne de olsa insandır ve el elden üstündür. Ama, artık makineler bile size aptal muamelesi yapıyorsa, ne olur? Kızmaz mısınız? Tabii fena olursunuz. İçerlersiniz. Gadaplanırsınız. Kızar; bağırır çağırırsınız. Hatta elinizden gelse, sizi aptal yerine koyan ve kendini bir şey zanneden o kibirli makineyi paramparça bile etmek istersiniz. Anlamışsınızdır elbet lafı nereye getireceğimi. Yine aptal başıma bir şeyler geldiğini bir güzel tahmin etmişsinizdir. 20 YERİNE 50 DOLAR VEREN ATM Efendim, büromun ana girişine konan yeni para çekme makinesinin (ATM), bana yaptığı muameleyi anlatmazsam, bir türlü rahatlamayacağım. Hırsım hâlâ geçmedi. Nasıl geçsin? Bu kadar da olmaz ki!.. Aptal yerine konmanın bile bir sınırı olmalı... Belki hatırlayanlarınız olur. Geçen sene yine bir başka ATM’den para çekerken, makine bana 20 dolarlık banknot yerine 1 tane 50’lik vermişti. Ben de hakkım olmayan, makinenin verdiği bu 30 dolar fazlalığı ne yapacağımı şaşırmıştım. Danışmadığım insan kalmadı. Kul hakkından korktuğumdan, bu fazlalığı sonunda götürüp Banka’ya iade etmeye kalkmıştım. Durumu Banka’daki görevliye anlatıp, 30 doları da kendisine uzatınca, kadıncağız önce aptal aptal suratıma bakmış, sonra da ‘sen benimle dalga mı geçiyorsun?’ diyerek parayı almadan beni başından defetmişti. O zaman da kızmıştım. ‘Aptal Amerikalı’ diye söylene söylene ve elimde kalan 30 dolar fazlalığı ne yapacağımı düşüne (!) düşüne (!), büroya dönmüştüm. Ama sonunda, beni rahatsız eden bu durumdan çıkış yolunu da bulmuştum. Tanıdığım birkaç kişiyi ve arkadaşlarımı yemeğe davet etmiştim. Lokantada, 30 doların üzerine cebimden bir 160 dolar daha ekleyerek hesap ödeyip, kendimce bu sıkıntılı durumdan kurtulmuştum. Gerçi hâlâ böylesine pratik bir çareyi nasıl ta en başında düşünemediğime ve eninde sonunda da olsa çözüm yolunu 160 dolar fazladan ödeyerek bulabildiğime hâlâ şaşıyorum ama, olsun; meseleyi halletmiştim ya... BU SEFER KOLAY HALLEDEMEDİM Bu sefer kolay olmadı. Üstelik hâlâ yolunu bulabilmiş ve kurtulmuş değilim. Durun baştan kısaca anlatayım. Efendim geçen hafta, Amerikalı bir TV prodüktörü arkadaşım var, o, ziyaretime geldi. Kendisini yemeğe götüreyim istedim. Aşağıya indik. Tam bizim ofisin bulunduğu Ulusal Basın Binası’ndan çıkarken hole yeni bir ATM makinesi konulduğunun farkına vardım. Üstelik bu, çalıştığım bankanın para çekme makinesiydi. Sevindim. Zira her seferinde kendi bankamın makinesine gideyim diye bazen 3-5 blok dolaşıyorum. Bu, bizim için büyük kolaylık. Hemen binamızın girişine konulmuş. Gerçi burada adım başına bir ATM var ama, ben daima kendi bankamınkine gidiyorum. Zira başka makinelerden para çekerseniz 3-5 dolar masraf alıyorlar. Amerika burası. Birkaç dolar da olsa, harcarken dikkat etmez ve tasarrufta bulunmazsanız, iki yakanızı bir türlü bir araya getiremezsiniz. Dolayısı ile hem tasarruf edeyim, hem de neredeyse burnumun dibi sayılacak yerden alırım düşüncesi ile bu makineye yöneldim. Arkadaşıma da kusura bakmamasını, biraz para çekeceğimi soyledim. Neyse birlikte ATM makinesinin önüne geldik. Hem arkadaşımla konuşuyor hem de bir 200 dolar para çekmek için makinenin bana yağdırdığı talimatları harfiyyen yerine getirmeye çalışıyordum. MAKBUZ İSTEME ÇÜNKÜ KAĞIDIM BİTTİ Bir dakika sonra makine son talimatını verdi; daha doğrusu beni bilgilendirdi: “Kağıdım kalmadı, makbuz veremeyeğim. Lütfen kusura bakmayın. Sadece paranızı verebilirim. Makbuz almamanın sizin için bir mahzuru yoksa, lütfen OK deyin ve 3 numaraya basın. “ İşim aceleydi. Bir an düşündüm. Bu sefer de makbuz olmasın diyerek 3’e bastım. Hızlı bir para sayma sesi ve hışırtısından sonra ekranda yanıp yanıp sönen “Paranızı alın” talimatına uyarak elimi uzattım. Ne para var ne pul... Bırakın para vermeyi, paraları alacağınız bölümün kapağı bile açılmıyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Bir arkadaşıma bir de bana paramı veremeyen makineye aval aval bakınırken bir hışırtı hissettim. Makinenin makbuz bölümü açıldı. O, daha önce kağıdım bitti diyen makine, yarım sayfa ebadında kapı gibi makbuzu uzattı. Hızla ve hışımla makbuzu kaptım. Makbuzda, o makineyi kullandığım için teşekkür ediyor; işlemin saat, dakika, saniye ve tarihini yazıyor; hesabımdan 200 doların düşüldüğünü ve bakiyeyi gösteriyordu. -Tamam. Tamam. İyi, güzel!.. Önce kağıt yok dedin, sonra makbuz verdin. Ama 200 doları vermedin. Şeklinde söylenmeye başladım. Acayip kızdım ve bozuldum. Arkadaşım ikaz etti: “Nafile uğraşma ve üzülme. Gel, bankaya gidelim, durumu anlatalım. Ben de şahidim. Makine para mara vermedi.” Koştura koştura bankaya gittik. Burada bankalar 15’te kapanıyor. Saat 3’ü 10 geçiyordu. Gerçi kapılar kapalıydı, ama içeride görevliler vardı. Kapıya hızlı hızlı vurunca ve el kol işretleri yapınca bir zenci veznedar kız geldi. Kapıyı açmadan el işareti ile bankanın kapandığını söyledi. Biz de hem bağırarak hem de el kol hareketleriyle kendisine durumu özetlemeye ve makinenin bize oynadığı numarayı anlatmaya çalıştık. -Benim yapabileceğim bir şey yok. Yetki ve sorumluluğum dışında, dedi. Binbir ricamız üzerine de şefine durumu iletmeye ikna oldu. MAKİNELERİN SORUMLUSU MAKİNENİN PATRONUNA ULAŞMAK Biraz daha bekledik. Nihayet şefi geldi. O da bir zenciydi ama daha iri yarı ve yaşlı bir kadındı. Kapıyı açmadan ne istediğimizi sordu. Sesimizi kendisine duyurabilmek amacıyla bağırarak durumu anlattık. Sokaktan geçen birkaç kişi merakla bize baktılar. Sonunda zenci şef kadın, -Anlıyorum. Ama o makineye karışmak benim yetkimin dışında. Siz lütfen şikayetinizi Merkez’e, makineler sorumlusuna yapın. İşte telefonu, dedi ve kapı altından numarayı uzattı. Yemeği falan unuttuk. Arkadaşla birlikte koştura koştura büroya geldik. Hemen telefona sarıldık. ATM makinelerinin sorumlusu da bir başka makineydi ve cevap makinesi adımızı, derdimizi, şikayetimizi detaylı olarak teybe anlatmamızı istiyor; şikayetimizin incelendikten sonra eğer numara bırakırsak, tarafımıza bildirileceğini belirtiyordu. Bu kadarı da artık fazlaydı. Aynı gün içinde, hem de yarım saat arayla, iki ayrı makine tarafından aptal yerine konulmak, benim bile kaldırabileceğim bir hamakat değildi. Telefonu kapatıp, bir başka numarayı, havale servisini aradım. Para havale edeceğimi makineye söyleyince, lütfedip telefonuma NİHAYET bir ‘insan’ çıkardı. Telefondaki bayana lütfen önce beni dinlemesini rica ettim. Sonra biraz da ağlamaklı ve mahzun bir şekilde başıma gelenleri, hain ATM makinesinin beni nasıl kandırdığını anlattım. İnsaflı biriymiş. ‘Sizi o makinelerin sorumlusu makinenin de sorumlusu bir hanıma bağlıyorum, lütfen hatta kalın’ dedi. Karşıma çıkan bayan Rose’a adımı, soyadımı, sosyal sigorta numaramı, adresimi, banka hesap numaramı, bankamatik para çekme kartımın numarasını, annemin kızlık soyadını ve daha gerekli bilumum diğer bilgileri verdikten sonra, o alçak makinenin yaptığını, 200 dolarıma nasıl el konulduğunu falan güzelce anlattım. Ms. Rose, “Anlıyorum, üzülmeyin. İlgileneceğim. İncelememiz birkaç gün sürecek. Ama merak etmeyin. O 200 doları hesabınıza tekrar iade edeceğiz. Bu, zaten kanuni mecburiyetimiz. Bekleyin, size durumu bir haftaya kadar bildireceğiz” dedi. Hâlâ bekliyorum. Geç de olsa paranın hesabıma iade edileceğini zannediyorum. Ama, artık, bana ‘aptal’ muamelesi yapan o adi ATM’den değil para çekmek, önünden geçmek bile yok! Tövbe! Her gün büroma giderken o mereti tekrar görüp de sinirlerim bozulmasın diye, ta arkalardan dolaşıyor ve yük asansörlerini kullanıyorum. Ne olur, söyleyin: Haksız mıyım?..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT