BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GÜLBAHAR

GÜLBAHAR

Dışarı çıkarken bulunduğu yere bir göz attı. Mümtaz beyin odasından büyükçe bir salona çıkılıyordu. İki tane masa vardı karşılıklı. Birinde uzun boylu, zayıf yüzlü, hafif kırlaşmış saçlı bir adam oturuyordu. Mümtaz beyin yardımcısı Bekir’di bu...



Mümtaz bey sordu: - Nerede oturuyorsun kızım? Nevin hemen atıldı: - Şehremini’de. Hastahanenin karşısındaki sokakta. - Tamam işte. Buraya iki vasıta ile geleceksin. Otobüs kartı çıkartırız... Mümtaz beyin ofisi Beşiktaş’taydı. Sevinçle başını salladı Nevin. Biraz uzaktı yol olarak ama fark etmezdi. Mümkün olduğu kadar vakit geçirebileceği bir şeyler aradığı için her gün sabah akşam yapacağı bu yolculuk ona yorgunluktan ziyade kendi kendisiyle kalabilmesi için, vakit geçirebilmesi için bir bahane olacaktı. - Teşekkür ederim efendim, diye atıldı gizleyemediği bir sevinçle. - Bebeğinin doğumunda da gereken yasal izni veririm. Utanarak önüne baktı. “Sağ olun” diye mırıldandı. Mümtaz bey gürültülü bir şekilde öksürdükten sonra ekledi: - Şimdi git evine. Yarın sabah gelir başlarsın. Başka bir şey var mı? Ha, yarın gelirken bir ikametgah, nüfus sureti altı tane de fotoğraf getir. Hemen sigorta işlemlerine müracaat edelim. Bekir yarın sigortaya gidecek çünkü. Hazır gitmişken hemen başlatsın girişini. En azından çocuğun doğumunda yararlanırsın sigortadan. - Allah razı olsun beyefendi, diyerek belirtti memnuniyetini ve minnetini Nevin... Dışarı çıkarken bulunduğu yere bir göz attı. Mümtaz beyin odasından büyükçe bir salona çıkılıyordu. İki tane masa vardı karşılıklı. Birinde uzun boylu, zayıf yüzlü, hafif kırlaşmış saçlı bir adam oturuyordu. Mümtaz beyin yardımcısı Bekir’di bu. Onun masasının karşısında bir tane daha vardı. Kendisinin yeri herhalde burasıydı. Yerler ucuz kaliteden halıyla kaplanmıştı. Perdeler sanki aylardır sabun yüzü görmemiş gibi kirlenmişti. Tam giriş kapısının yanında bir küçük mutfak, onun bitişiğinde de tuvalet vardı. Duvarlardaki çelik raflar kalın, siyah klasörlerle doluydu. Bekir, genç kadına gülümsedi: - Hayırlı olsun kardeş, oldu galiba... Başını salladı Nevin aynı güler yüzle: - Teşekkür ederim. Yarın başlayacağım. Adam yerinden kalktı: - Buranın bir kadın eline ihtiyacı vardı. Baksanıza şu hale. Benim hanım gelir arada sırada düzeltir gider. İki haftada bir de kadın gelir temizler ama yine de biz iki günde eski haline getiririz Mümtaz ağabeyle. Sizin masanız burası olacak. Çok yoğundur işler. Kolay değil, yüz yirmi tane mükellef var. Daha da artacak gibi gözüküyor. İki kişi zor baş ediyoruz. Elini ağzına siper yaparak eğildi genç kadına doğru: - Ben size öğretirim her şeyi. Nevin bu babacan tavırlı adamdan hoşlanmıştı. Yıllar sürecek bir dostluğun temelleri atılıyordu böylece. Sevimli bir ifadeyle: - Teşekkür ederim, ben de burayı çiçek gibi yaparım, dedi gülerek...  Nevin işe başlayalı iki hafta olmuştu... Oldukça yorucuydu çalışması ama oyalanmak ve yaşadıklarını unutmak için fevkalade bir bahaneydi bu tempo. Sabah erkenden kalkıyor, kahvaltısını yaptıktan sonra gün ışımadan çıkıyordu yola. Yaklaşık bir buçuk saate süren bir yolculuk sonunda ofise varıyor ve yoğun tempoyla başlıyordu. Ofisin rengi değişmişti o geldiğinden beri. İlk işi perdeleri söküp evde yıkayıp, ütüleyip getirip takmak olmuştu. Halıyı güzelce temizlemiş, bürodaki her şeyin tozunu almıştı. Bir iki vazoya koyduğu taze çiçekler hemen ortamın havasını değiştirivermişti. Mutfakla iki gün uğraşmıştı. Fayansları sürtmüş, pırıl pırıl yapmıştı her yeri. Mümtaz beye gidip çay, kahve, şeker aldırmıştı. Bir de küçük buz dolabı kapının yan tarafında. Onu da temizlemiş, içine meyve, meyve suyu, meşrubat aldırmıştı. İki adam sanki bir saraya taşınmışlar gibi keyifliydiler. Bir kardeş, bir evlat gibi benimseyivermişlerdi Nevin’i. Oldukça neşeli geçiyordu günler. Bekir gerçekten çok esprili, hoş bir adamdı. Hayata gülerek bakmasını bilen, yaşadığı ufacık güzelliklerden büyük mutluluklar çıkartıyordu. Onun bu dünyayla barışıklığına imrenerek bakıyordu Nevin. Karısı Saadet hanımın ise ondan kalır yanı yoktu. Bir de toraman bir oğulları vardı Haluk diye. İlkokul birinci sınıfa gidiyordu. Aklı fikri sokaktaydı. Bekir hem şikayet eder hem de gülerek: - Bizim oğlana bir açık hava sınıfı lazımdı. Bak sokakta eğitim verilseydi ne biçim birinci olurdu. Adam utanmasa kapının önünde yatacak yahu, dün içeriye zor aldık karı koca. Bıraksam da acaba sokak çocukları derneğine mi yazılsa! diyerek Nevin’i gülmekten kırıp geçiriyordu esprileriyle... *DEVAMI YARIN FERDA İLHAN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86266
    % 0.23
  • 6.0494
    % -0.41
  • 6.7731
    % -0.51
  • 7.6703
    % -0.67
  • 250.241
    % -0.41
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT