BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GÜLBAHAR

GÜLBAHAR

Salondaki iki kadın da hayretle baktılar onun yüzüne. Bu bakışlarda merak, tedirginlikle ve korku vardı. Perihan hanım iri yeşil gözleri fal taşı gibi açılmış bir şekilde, bakışlarını kocasından ayırmadan hemen yanı başındaki koltuğun ucuna ilişti. Feride hanım ise bir toparlandı durduğu yerde...



Erdal bey karısının ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözlerini görünce dehşetle açtı gözlerini: - Ne oldu Perihan? Neden ağladın sen? Genç kadın elinin sallayarak “yok bir şeyim” diye mırıldandı: - Biraz sinirlerim bozuk Erdal, özür dilerim, ne olur yanlış anlama... Adam dikkatle inceledi karısının sinirli tavırlarını. Sebebi açıkça meydandaydı bu davranışların. Annesine çevirdi gözlerini yardım istercesine. Feride hanım omuzlarını kaldırdı çaresizce. - Eğer Gülbahar’ın buraya gelmesini istemezsen başka bir formül düşünürüm Perihan! Ne bileyim bir yatılı okul, başka bir yer, bir şeyler bulurum karıcığım. Perihan hanım gözlerini silerek haykırdı: - Asla, o senin kızın Erdal, bana bakma sen. Üst üste sürprizler yaşadım, sinir sistemim zayıftır biliyorsun, bir anlık gerginlik işte. O kızcağızın hiçbir suçu yok. Burası onun babasının evi. Onun da yeri bu evdir. Erdal bey ceketini sandalyelerden birisinin arkasına geçirdi itinayla. Kravatını gevşetti. Koltuklardan birine oturup iki elini koltuğu kenarlıklarına koydu: - Gel otur şuraya, konuşalım... Bugün gidip gördüm onu. Salondaki iki kadın da hayretle baktılar onun yüzüne. Bu bakışlarda merak, tedirginlikle ve korku vardı. Perihan hanım iri yeşil gözleri fal taşı gibi açılmış bir şekilde, bakışlarını kocasından ayırmadan hemen yanı başındaki koltuğun ucuna ilişti. Feride hanım ise bir toparlandı durduğu yerde. Sessizce Erdal beyin konuşmaya devam etmesini bekliyorlardı: - Gittim onun evine. Çok güzel bir kız. Bana benziyor. Ama biraz agresif. Sinirli, onu da hoş karşılamak lazım. Yetişme tarzının da önemi var tabii bunda. Rahmetli kendi bildiğini yapan, kafasının dikine giden, kompleksleri olan bir insandı. Durakladı. Hafifçe boğazını temizledi. Dudaklarını ıslattı: - Hayatımın en büyük hatasıydı o... Neyse, bu hatanın sonuçlarını kabul etmek zorundayım. Ona benim yanıma geleceğini söyledim. İtiraz etti tabii. İstemediğini falan haykırdı. Beni suçluyor sadece suçlamış olmak için. Neyle suçladığını da bilmiyor işte. Çocuk daha. Fazla olgunlaşmamış. Ama benim kızım sonuçta. Eda’dan farkı yok benim için. Olmamalı. Biraz zorluk yaşayabiliriz bizim hayatımıza adapte olana kadar. Buna katlanacağını düşünüyorum Perihan. Daha doğrusu düşünüyordum. Ama seni böyle görünce.... Endişe içindeyim şimdi. Sustu. Karısına dikilmişti bal rengi gözleri. Perihan hanım yere bakıyordu. Hafifçe salladı başını: - Elimden geleni yaparım ben Erdal. Bakma bu halime. Onu buraya getirmeni isteyen benim, bunu biliyorsun. Bu evde kızına karşı benden en ufak bir olumsuzluk gelemez. - Teşekkür ederim... dedi usulca. Şimdi bunu Eda’ya anlatmam gerek. İzin verirseniz ben yalnız başıma anlatayım. Usulca kalktı yerinden. Perihan hanım onun iki gün içinde sanki on yaş ihtiyarladığını düşündü. Omuzları çökmüş, o önceki dirayetli, aklı başında, kuvvetli adam gitmiş, aciz birisi gelmişti. Erdal bey kapıya doğru yürüdü. - İzin verirseniz kızımı alıp dışarıya bir yere götüreyim. Baba kız yemek yiyelim dışarıda hem de konuşalım. Perihan hanım toparlanmıştı. Gülümsedi kocasına: - En uygunu bu olur. Haber vereyim Eda’ya... Genç kız babasının yemek davetini hem büyük bir şaşkınlıkla, hem de sevinçle karşılamıştı. Koşarak indi merdivenlerden. Ayağında bir kot pantolon ve siyah bir kazak vardı. Hemen montunu geçirdi sırtına: - Ben hazırım... diye bağırdı. Erdal bey ve karısı sevgiyle bakarak güldüler: - Eskiden böyle miydi ya? Dedi Perihan hanım. Biz bir yere gideceğimiz zaman on saat süslenirdik. Şimdiki gençler bir harika... Bayılıyorum şu pratikliklerine, dünyayı umursamazlıklarına...  Ataköy sahillerindeki pizzacılardan birisine gittiler Erdal beyle kızı Eda. Bayılırdı genç kız pizza yemeğe. Babasına bu dükkanı da o tarif etmişti. Yoksa Erdal beyin böyle hamur işleriyle pek arası iyi değildi. Çocukluğundan beri mecbur kalmadıkça dışarıda yemek yemekten hoşlanmazdı. Hele Perihan hanımla evlendikten sonra bu alışkanlığı iyice pekişti. Çünkü genç kadın gerçekten harika yemek yapıyordu. Pencere kenarında bir masaya oturdular. Dışarıdan boğazın Marmara’dan girişi görülüyordu. Kocaman tankerler vardı açıklarda. Hemen yan tarafta ise marinanın ışıkları parlıyordu. Yüzlerce birbirinden lüks yat akşamüzeri çıkan hafif lodosun etkisiyle aheste bir şekilde sallanıyordu. Siparişlerini verdiler... *DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT