BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ankara’da konuşulanlar

Ankara’da konuşulanlar

Sporcular, Fenerbahçe’nin bu sezon Avrupa Kupaları’nda aslan cim-bom Galatasaray’ın gerçekleştirdiği başarıyı katlamasını istiyor. Bir de ekliyorlar “İyi ki Mustafa Denizli ve Aziz Yıldırım takımın başındalar.”



Sporcular, Fenerbahçe’nin bu sezon Avrupa Kupaları’nda aslan cim-bom Galatasaray’ın gerçekleştirdiği başarıyı katlamasını istiyor. Bir de ekliyorlar “İyi ki Mustafa Denizli ve Aziz Yıldırım takımın başındalar.” Sanatçılar bir “Nobel” ateşi içinde “ah bir olsa” diyorlar. Edebiyat, resim, sinema, plastik sanatlar hangisi olursa olsun, yeter ki bir uluslararası ödül. Gerçekten de çok iddialı eserlerimiz, ürünlerimiz var artık. Talebeler “artık ne olur bu hafta geçsin, tatile girelim. Bu sıcaklar bile ders değil, tatile girmemizi istiyor” biçiminde yorgunluk atıyorlar. Hafta sonu üniversite imtihanlarıyla; yorgan gidiyor, kavga bitiyor. Mahalli yönetimler “ah kaynak, ah yetki” biçiminde bakıyor. Sabit gelirliler hayat pahalılığını, işsizliği, enflasyonu, ekonomik krizi, parasızlığı, imkansızlığı, yasal güvenceyi konuşuyor. Ankara diplomatik dille konuşuyor. Öyle anlamak kolay değil. Genel tercümesi ise “ne olmamız, ne ölmemiz” şeklinde. Sadece Atina “Ah Kıbrıs’ı bir Yunan Adası’na yeniden dönüştürebilsek” diyerek dil altından aktarıyor. İşadamları yatırımların durmasını, kredilerin faizlerini, primlerin yüksekliğini, ihracatın altın günlerini, alacaklarının tahsilini anlatıp duruyor. Kemal Derviş ise bir umut. “Ye Mehmet ye!” Politikacılara gelince “sessiz” konuşuyorlar liderlerin dışında. Hükümet hâlâ iktidar olmanın lezzetine varıp keyfini yaşayamadığını anlatıyor yakınlarına. Muhalefet hiç görevini yapamadı seçmenlerine göre. Ayrıca da başları da hiç dertten kurtulmadı ne FP’nin, ne DYP’nin. Bir husus var ki herkes onu ve onları konuşuyor. Sadettin Tantan ve yolsuzlukla mücadele. Kendileri konuşmuyor. İstifa ettiği partinin sorumluları anlatıyor: - Biz zaten bakan olmasını istememiştik. Sayın Yücelen ile birlikte köşke ismi gitti. Sayın Başbakan arzu buyurdu Tantan’ı. Öyle de oldu. Şahsıyla ilgiliyse, Anavatan İstanbul’da iki bölgeden 5’er milletvekili çıkardı; Tantan sürükleseydi ya, liste başındaydı; 4 milletvekili geldi o bölgeden. Sonra bakanlık bir bölgenin insanlarına açıldı, görev verildi. Şimdi de istifa ediyorlar. Var mı bürokrasi ve devlet geleneğinde böyle şey? Operasyonlara gelince bu gidişle içerde kimse kalmayacak galiba? Fazilet’in mahkemesini, Ecevit hakkındaki gensoruyu geçti Tantan. Konuşmamakta da ısrarlı. Sokaktaki vatandaş ise Tantan’ın sonuna kadar arkasında. Hiç lâf söyletmiyor. Kamuoyu araştırmaları da öyle. O’nu hiç partici gibi görmemişler. Tarkan’ın fotoğrafları kim vurduya mı gitti, yoksa biliniyordu da sürpriz mi olmadı? Hiç konuşulmuyor. Halk feraseti bu, hissedebiliyor. Pearl Harbor Yıl 1941. Japonlar Amerikan Deniz Üssü’ne saldırıyor. Neticede 10 gemi batıyor, 140 uçak kayboluyor, 3500 asker hayatını kaybediyor. ABD için ağır bir yenilgi Pearl Harbor. İşte bunun üzerine 2. Dünya Savaşı’na giriyor ABD. Biz zaferlerimizi ekranlarda ebedileştirmeyiz, evrensel öğeleri kullanarak sanat diliyle aktarmayız, aktaramayız. Çanakkale öyle, İstiklâl Savaşı öyle, hatta Mustafa Kemal’in hayatı bile öyle. Hâl böyle olunca İnebahtı Savaşı’mızı neden ekrana taşıyalım ki daha sonra halatlarını ipekten de yapsak. Amerika yenildiği Vietnam Savaşı dizisini gerçekleştirdi, ölen her asker Holivood’da start aldı ekrana, beyaz perdeye; muhariplerin psikolojik sosyal yaşantısı ise senaristlere hâlâ konu oluyor. Bizimkiler PKK terör örgütüne karşı şehit olanları neden sinemaya taşımazlar anlamak kabil değil?! Pearl Harbor 60 yıl sonra sinemalarda. En iddialı ve unutulmayacak bir prodüksiyon. Hatta bir simge beyaz perde için. 130 milyon dolara mal olmuş, fakat ABD’de üç günde 75.1 milyon dolar hasılat getirmiş. Şimdi Türkiye’de. Her yaşın zevkle izlediği bir drama. Yönetmen Michael Bay bir askeri limanı kullanarak Kongre’nin tepkisini çekti. Evrensel mesaj taşıdığını belirtiyor. Komplo teorilerini dinlemiş, yetkililerin bakış açısını aktarmış eserinde. Japonların hiçbir zaman saldırmayacağı sanılıyormuş. Gerçekleşince gizli istihbarat servis düşüncesi yani CIA böyle ortaya çıkmış. Çünkü saldırı Havai kadar bir uzak yer Japonlar için. Strateji aptalca, ancak kurnazca. Dolayısıyla saldırı hâlâ ABD okullarında okutuluyor. Filmde askeri malzemeler yeniden yapılmış. Modeller kopyalanmış. Bilgisayarla çizilen de var. Teknoloji müthiş. Film daha da müthiş. Seyredin.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT