BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cuma sohbeti

Cuma sohbeti

İnsanı en iyi bilen, elbette onu yaratandır. Rabbimiz, insanın nefsine düşkün olarak yaratıldığını buyuruyor. Oysa, insanın yaratılış gayesi nefsiyle mücadele etmesi içindir.



İnsanı en iyi bilen, elbette onu yaratandır. Rabbimiz, insanın nefsine düşkün olarak yaratıldığını buyuruyor. Oysa, insanın yaratılış gayesi nefsiyle mücadele etmesi içindir. Yine Rabbimiz, bu çetinler çetini işte insanı, yalnız ve yardımcısız bırakmamış; ona, bu mücadelenin yol ve yordamını bildirmiştir. Cenab-ı Hakk, ‘halifem’ deyip yeryüzüne gönderdiği insanın, nefsinden kurtulmasını ve kendisine yükselmesini murat ediyor. Zira insan, meleklerden üstün olabilecek donanıma sahiptir. İnsanoğlunun içinden seçilen, örnek şahsiyetler, yani Peygamberler (ki, bunların adedi 124 binden ziyadedir) bu gaye ile Allahü tealadan vahiyle almış oldukları bütün emir, yasak ve tavsiyelerin hepsi, insanın nefsini yenmesi, aşması; temizlenip terakki etmesi ve yükselmesi içindir. Diğer bir ifade ile, insanın kendisi içindir. Cenab-ı Hakk, insanı başı boş bırakmamakla ona değer veriyor; onu muhatap kabul etmekle şereflendiriyor. Bütün yaratılanlar arasında insanın çok ayrı, müstesna bir yeri vardır. Her şeyden önce; Allahü telanın ‘Habibim-Sevgilim’ dediği, sevgililer sultanı Muhammed aleyhisselam insandır ve bütün alemler O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır. O halde, yegane gaye insan O’dur ve insanoğluna en güzel, en mükemmel örnektir. Zira O’nu terbiye eden bizzat Hazret-i Allah’tır. O’nun üstünler üstünü ahlakını öven ve numune gösteren de Allahü tealadır. Çünkü O, bütün yaratılmışların sevgi pınarıdır. Her mahluk, O’nun sevgi pınarından beslenir; sevgiyi tadar ve sevgili (aziz) olur. Cenabı-ı Hakk’ın tecelli ettiği, gaye insan Muhammed aleyhisselamın mübarek kalbi sevgi, şefkat ve merhamet membaıdır. Bülbülün güle döktüğü yakarışlı nağmeler, gülde; O’nun mesteden mübarek kokusundan bir zerre bulunmasındandır. Bülbül, bu kokuyu, gülün hayat fışkıran yaprağında görerek hisseder ve minicik kalbi, O’nun sevgisiyle dolunca, deli divaneye döner. Cenab-Hakk’ın insanoğlunda olmasını istediği Muhammedi ahlakta ben (nefs) yoktur. Allah için olmayan dünyanın zerresi ve esamisi de yoktur. Rabbimiz, bu şanlı Peygambere layık olabilmemiz için, O’na salevat getirmemizi emrediyor: ‘Allahü teala ve melekleri, Peygamber’e çok salevat getirirler. Ey mü’minler! Siz de O’na salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.’ (Ahzab suresi, 56. ayet meali) (Allah’ın salevatı, rahmet etmek ve kulunun şanını yüceltmektir. Meleklerin salevatı, Peygamberin şanını yüceltmek, mü’minlere bağışlanma dilemek anlamındadır. Mü’minlerden istenen ise, ‘Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed’ diyerek, O’nun şanını yüceltmek; O’na ve kıyamete kadar gelecek zürriyetine ve ümmetine dua etmektir.) O’na nasıl salevat getirmeyelim ki, O’nun bize olan düşkünlüğünü, bizzat Cenab-ı Hakk, üstelik kasemle (yemin) bildiriyor: ‘Andolsun! Size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.’ (Tevbe suresi, 128. ayet meali) Sonsuz salat ve selamlar O’nun üzerine olsun ki, Allah’ın; ‘Rabbin sana, sen razı oluncaya kadar ihsan ve ikramlarda bulunacak ve ne muradın varsa yerine getirecektir’ ilahi müjdesi karşısında erimiş ve ahirette ümmeti için ayırdığı şefaat nimetine karşılık: ‘bu ayet-i kerimedeki müjdeli vaat kadar beni hiçbir şey sevindirmedi’ buyurmuştur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT