BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GÜLBAHAR

GÜLBAHAR

Birlikte mutfağa girdiler... Az önce yüzünü yıkarken kapıldığı infialden eser kalmamıştı. Bu kadında garip bir tılsım var gibiydi. Ağzını açtığı zaman insanın bütün düşüncelerini yok ediyor, bütün her şeyiyle kişiyi kendine bağlayıveriyordu. Becerikli tavırlarla çayı koydu...



Babasına kaydı genç kızın düşünceleri... Gün boyunca kendisine bakmıştı. Gözlerinde anlayamadığı pırıltılar görüyordu onun. Ama onunla konuşurken nasıl hitap edeceğini bilemiyor, “baba” demeye çekiniyordu sanki... - Erdal bey desem nasıl olur acaba? Diye düşündü. Sonunda hiç hitap etmemeye karar verdi. Perihan hanıma ise “Perihan hanım” diye hitap edecekti verdiği karara göre. Büyük hanıma da bir şey söylemezdi. Beğendi bu kararını. Uzandı tekrar. Göz kapaklarına binen ağır yüke teslim oldu çok geçmeden. Olduğu gibi yatmıştı günlük kıyafetiyle... Sabah erkenden uyandı Gülbahar... Sessizce dinledi dışarıyı. Hiçbir ses duyulmuyordu. Kolundaki annesinin iki yıl önce doğum gününde hediye ettiği saate baktı. Altı buçuktu henüz. Omuzları ve sırtı tutulmuştu. Üzerine bir şey örtmeden açık yatmıştı. Elini yüzünü yıkamak ihtiyacını hissederek usulca açtı odasının kapısını. Elinden geldiğince sessiz olmaya, gürültü yapmamaya gayret ediyordu. Koridorun yumuşak halısına ayak parmaklarının ucunda basıyordu. Banyonun nerede olduğunu dün yatmadan öğrenmişti. Usulca süzüldü banyo kapısından. Her tarafın aşırı derecede temiz oluşu dikkatini çekmişti bu eve ilk geldiği zaman. Banyo gerçekten pırıl pırıldı. Cam gibi parlıyordu açık havai mavisi lavabo. Aynı renkteki banyo küveti ve tuvalet takımı sarı bir şeritle süslenmişti. Aynı sarı renkten banyo dolapları yapılmıştı. Yerler ise koyu lacivert taşlarla kaplanmıştı. Tavanda iki tane spot aydınlatıyordu etrafı. Bir de lavabo aynasının üzerinde bir küçük iple açılıp kapanan flüoresan lamba vardı. Yan taraftaki rafın üzerinde rengarenk, çeşit, çeşit sabunlar duruyordu geniş, çukur bir kasenin içinde. Mis gibi kokuyorlardı. Öteki duvarda asılı askılıkta beş tane küçük havlu asılıydı. Bir tanesini dün Perihan hanım koymuştu: - Bu senin havlun Gülbahar, diyerek... Elini yüzünü yıkadı güzelce. Çeşmenin bir tarafından sıcak su, bir tarafından soğuk su akıyordu. Yıllarca annesinin kış günlerinde buz gibi suyun içinde yıkadığı bulaşıkları düşündü. Her seferinde koşarak oturma odasına gelir, soğuktan kıpkırmızı olmuş parmaklarını sobaya uzatarak ısıtmaya çalışırdı. Yüzü bir anda bulutlanıverdi bunları düşününce. Hırs dolu bir tavırla astı havlusunu. Şimdi daha az özen gösteriyordu sessizlik konusunda. Sanki bir anda duyguları değişmiş, hırsını burada, bu refah içinde yaşayan insanlardan çıkartmak istiyordu. Odasına gitmek yerine merdivenlere yöneldi. Herkes uyuyordu besbelli. Sokak kapısını açarak dışarı, bahçeye çıktı. Hafif bir rüzgar vardı. Topak genç kızı görünce tüylü, uzun kuyruğunu var gücüyle sallamaya başladı. Sanki iz peşindeymiş gibi adeta sürünerek yaklaştı şımarıkça yanına: - Günaydın Topak! Seninle iyi dost olacağız. Başta senden korktum ama şimdi korkmuyorum artık. Köpek sanki söylenenleri anlamış gibi neşeli bir şekilde zıpladı. Etrafında koşturmaya başladı genç kızın. Bahçeyi dolaştı Gülbahar. Gerçekten çok bakımlıydı ve bu kadar büyük bir bahçeyle Perihan hanımın tek başına ilgilenmiş olması inanılacak bir şey gibi gelmiyordu. Tam bu sırada bahçe kapısı açılıp on iki on üç yaşlarında bir çocuk girdi içeriye. Kolundaki sepetten iki şişe süt bıraktı. Koşarak çıkmak üzereydi ki Gülbahar’ı gördü. Hayretle baktı. Genç kız da şaşırmıştı. Küçük oğlan gülümsedi: - Günaydın abla, bıraktım sütleri... Başını salladı genç kız “tamam” diyerek. Bu evin adetlerini öğreniyordu artık. Üşüdüğünü hissedince geri döndü fakat sokak kapısının kapandığını fark edince bir panik yaşadı. Zili çalması lazımdı içeri girebilmesi için. Telaşla bakındı etrafına. Yan taraftaki pencereye doğru gitti. Eliyle parlayan camı siper ederek baktı içeriye. Mutfak penceresiydi bulunduğu yer. Sıkıntıyla buruşturdu yüzünü: - Ne olacak şimdi, hepsi uyanacak, alay edecekler benimle... Tam o sırada bir tıkırtı duydu. Koşarak geldiği yöne döndü. Kapı açılmış, yavru ağzı bir parlak kumaşın içinde bir kol uzanmıştı dışarıya. Süt şişelerini alıyordu. Telaşla atıldı Gülbahar: - Şey... ben girebilir miyim? Bir çığlık duyuldu. Perihan hanım yeşil gözlerini korku ve hayretle açmış bakıyordu kapının ardından genç kıza: - Gülbahar! Ne arıyorsun sen burada? - Erken kalkmıştım, bahçeyi biraz gezeyim dedim, Topak’la oynadım... Sonra suçlu bir şekilde başını eğdi önüne. Fısıldadı: - Kapı kapanıvermiş arkamdan. Güldü genç kadın. Kolunu omzuna attı genç kızın: - Tabii canım, kapı otomatik kendi kendine kapanır. Hay Allah! Ben de korktum, neyse iyi oldu, gel ikimiz sabah çayı içelim... İkisi birlikte mutfağa girdiler. Az önce yüzünü yıkarken kapıldığı infialden eser kalmamıştı. Bu kadında garip bir tılsım var gibiydi. Ağzını açtığı zaman insanın bütün düşüncelerini yok ediyor, bütün her şeyiyle kişiyi kendine bağlayıveriyordu. Becerikli tavırlarla çayı koydu: - İstersen neskafe içelim, ne dersin? Omuzlarını kaldırdı genç kız: - Fark etmez... Başını salladı genç kadın: - O zaman neskafe içelim. Daha iyi ayılırız. Bugün işimiz çok. Çayı kahvaltıda içeriz... *DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86796
    % -0.47
  • 6.0406
    % 0.28
  • 6.7414
    % 0.12
  • 7.7005
    % -0.46
  • 248.383
    % -0.68
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT