BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Siyasette Haziran festivalleri...

Siyasette Haziran festivalleri...

Haziran, oldum olası özellikle müzik, tiyatro, sinema dallarında çeşitli etkinliklerin yoğunlaştığı bir aydır. Mevsim “mütehayyil”, ne yazdır ne de kıştır. İkisinin de ortası, yılın da yarısıdır. Dünya hiç bugünkü kadar yuvar yuvar yuvarlaklaşmamıştı.



Haziran, oldum olası özellikle müzik, tiyatro, sinema dallarında çeşitli etkinliklerin yoğunlaştığı bir aydır. Mevsim “mütehayyil”, ne yazdır ne de kıştır. İkisinin de ortası, yılın da yarısıdır. Dünya hiç bugünkü kadar yuvar yuvar yuvarlaklaşmamıştı. Küreselleşme akımı ile dünyamızın zemini kayganlaştı. Sınırlar sıvılaştı. Festival havası uluslararası toplantılara kadar yayılıverdi. Başta NATO, sonra da AET ve Avrupa Birliği yıllık çalışmalarını altışar aylık dönemler halinde yürütürler. Her dönem, bir üye devletin başkanlığı ve sorumluluğu altında geçer. Devir teslim süresi daima bu ayın sonunda biter, yeni başkan da yine ayni tarihte işe başlar. * * * Eskiden devlet adamlarının, özellikle başbakan ve hele hele devlet başkanlarının bir araya gelebilmeleri tarihte tarih yazardı. Şimdilerde “Ahval-i Adiyeden” sayılır oldu. Eskilerin “Devlet-Millet-Milli Hakimiyet” kavramları “bütünleşme” süreci içinde giderek daraldı. küçüldü. Öneminden, ihtişamından çok şeyler kaybetti. * * * Haziranda siyaset festivallerinden birincisi “NATO” etiketi altında Brüksel’de yapıldı. Toplantı “BUZ PATENİ” havasında geçti. ABD’nin yeni Başkanı “Assolist” rolünü pek sırıtmadan yadırganmadan bitirdi. Uluslararası sahneye ilk çıkışı idi. Acemi tavırları mazur görülebilirdi. Yanında deneyimli yardımcıları vardı. Sonra ABD’nin maceralı bir döneminin Başkanı Baba Bush’un oğlu, olmanın bir rahatlığı da vardı. Başbakan Ecevit’in sol omuzuna sağ eli ile dokunarak “Sizin arkanızdayız, yardımcı olacağız..” demesi de gözlerden kaçmadı. * * * Bu toplantının ev sahiplerinden sayılırdık. AB’nin Avrupa Savunma Örgütü tasarısında hem NATO’dan faydalanmak, hem Türkiye’yi karar mekanizmasının dışında tutmak tasarısına karşı sesimizi yükseltebileceğimiz en büyük fırsatı yazık ki kaçırdık. Başbakan kenarda kalmayı daha uygun görür gibi bir tavır içinde idi. Şimdiki hali ile “Marjinal” bir konu olan Makedonya olayları ile yetinmekle kanımca Yunan değirmenine bir kova su taşımakla kaldık. Makedonya ve Balkan konularının önce bizim, sonra da dünya için önemini bilmez değilim. Oralarda görev yaptım, içinde yaşadım. Ama bizim için şu SIRALARDA öncelikler önceliği sayılmaz. Sovyet tehlikesinin bir süre uzaklaşması ile Türkiye’nin NATO içindeki öneminin bazı çevrelerce “Küçümsenmek istenmesi”nin kesin olarak önlenmesi olur diye düşünürüm. * * * Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Çankaya’ya yeni yeni ısınıyor. Ama zamanı gelince düşündüğünü dili sürçmeden söyleyebilecek bir kişilik taşıdığını şu kısa süre içinde göstermiştir. Şimdilik böylesi toplantılara pek iltifat etmez görünüyor.. Ama onun da zamanı gelecektir kanısındayım. Bundan tam iki yıl önceleri idi. Washington’da NATO’nun 50’nci altın yılı kutlanıyordu. Sayın Süleyman Demirel, yılların deneyimi ile, cesareti ve saygın kişiliği ile toplantı havasına hakim oluvemişti. O sıralarda bir tesadüf eseri ABD’de bulunuyordum. Amerika’daki Türk toplumu ile birlikte o havayı gururla teneffüs etmiştik. Sayın Sezer eminim benzeri koşullarda benzeri tutum ve davranışları tekrarlayacak yetenektedir. * * * Yazımı yazarken, kızım uzaklardan telefon etti. Babalar Günü imiş. Sevindim, hayır dualar ettim. Bizde de adet oluyor. Geçenlerde “Anneler Günü” daha bir görkemli kutlandı. Kıskanır gibi oldum. Yaşlı bir babadan benzerlerine bir “Tuhfe” olsun diye eski bir Çin masalı anlatmak istedim: “Çin çocukları okul yaşına gelinceye kadar babalarını herkesten akıllı ve bilgili olarak bilir onlara toz kondurmazlarmış.. Okula başladıklarında öğretmenlerinin de babaları kadar akıllı olabildiklerini kabul etmek zorunda kalırlarmış.. Okulu bitirdikten sonra ise hem babalarını hem öğretmenlerini küçümsemeye başlar, onların bildiklerinin artık eskilerde kaldığını söylerlermiş. Daha sonraları kendileri yaşlandıklarında, zor bir durumla karşılaştıklarında başlarını iki ellerinin arasına alarak: “Ah şimdi babam yaşıyor olsa idi de bu işin içinden nasıl çıkabileceğimi ona sorabilseydim..” dermiş. Aradan çok zaman geçti. Çin İmparatoru altın tekerlekli bir Pus-Pus arabası ile gezermiş. Tekerlerin toprakta bıraktığı izlerden ötesini bilmezlermiş.. Şimdiki Çinliler bu çizgiyi aştılar. Buram buram Confuçius felsefesi kokan bu masalı ünlü Çin porselenlerine işleyerek dünyaya satar olmuşlar. Elimde olsa onları bütün babalara ve öğretmenlere hediye ederdim. Şimdilik masalını sunuyorum. Lütfen kabul buyursunlar..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT