BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GÜLBAHAR

GÜLBAHAR

Saat bir buçukta kapının önünde kopan gürültüden ve bağırışlardan Eda’nın arkadaşlarının geldiğini anlamıştı Gülbahar. Perihan hanımla Erdal bey birlikte çıkmışlardı evden öğlene doğru. O saatten beri genç kız odasındaydı. Biraz ders çalışmış, biraz kitap okumuştu...



Erdal beye hâlâ oldukça uzaktı genç kız... Yüreğinin bir yerlerinde kalan nefret kırıntılarını kökünden söküp atamıyordu nedense. Hâlâ yaşadığı bu hayatı annesinin yaşayamamış olmasının üzüntüsünü çekiyor, her çaresiz insanın yaptığı gibi içinden çıkamadığı zor meselelerde bir suçlu arıyor ve karşısına çıkan tek portre babası oluyordu. Oysa yaşananlarda annesinin de büyük payı olduğunu biliyordu. Fakat ölüp gitmiş bir insanın ardından onu suçlu ilan etmek vicdanına sığmıyordu bir türlü. Halbuki olan olmuş, yaşanan bitmişti. Ne gerek vardı bunun yükünü bir başkasının omuzlarına yüklemeye... - Haydi, al istersen bu tepsiyi, babaannene götür. Aşağıya inmeyecek bugün. Sonra da biz kahvaltı edelim. Baban neredeyse iner aşağıya... Tatil günlerinde birlikte kahvaltı ediyorlardı. Diğer günlerde kızlar okula gittikleri için pek karşılaşamıyorlardı Erdal beyle. Erdal bey geceleri yukarıdaki çalışma odasında yeni projelerinin tasarımlarıyla uğraştığı için oldukça geç yatıyor bu nedenle sabah herkesten sonra kalkıyordu. Sadece akşam yemeklerinde bütün aile bir araya geliyordu. Bu saatlerde de günlük konuşmalarla geçiştiriliyordu her şey. Genellikle Gülbahar hep sessizdi bu anlarda. Başı önünde yemeğini yiyor, arada bir babasının sorduğu sorulara kısa cevaplar vermekle yetiniyordu. Kahvaltı tepsisini alıp merdivenlere yöneldi. Bir anda salon kapısından öfke dolu gözlerle yüzüne bakan Eda’yı gördü. Tedirgin bir tebessümle: - Günaydın Eda! Diyebildi. Genç kız sert bir hareketle dönüp salona girdi cevap vermeden. İçinin çekildiğini hissetti. Yoluna devam etti. Büyük hanımın kapısını iki defa tıklattı. İçeriden onun hırıltılı sesi duyuldu: - Gelin, açık kapı! Usulca süzüldü içeriye. Evin en geniş odasıydı burası. Balkon bahçenin arka tarafına bakıyordu. Uzun fıstık çamları ve defne ağaçlarıyla doluydu bahçe. Mis gibi kokuyordu. Balkon kapısı aralanmıştı. Geniş yatağının üzerinde kenarları fırfırlı geceliğinin içinde sevimli bir mahmurlukla oturuyordu Feride hanım. Gülbahar’ı görünce güldü: - Sana mı düştü benim kahvaltıyı getirmek? Başını salladı genç kız: - Perihan abla sofrayı hazırlıyor. İşi var. Ben getirdim. - Gel otur şöyle... nasılsın bakalım? Usulca ilişti yatağın kenarına: - İyiyim efendim, teşekkür ederim. - Kalıyorsun sen de değil mi bugün? Akşama kadar kafamız kazan olacak. Sonuna kadar açıyorlar o dan dan müziği... Başını balkona doğru çevirdi: - Ama ne yaparsın, katlanacağız... Belki sen de istersin öyle gürültülü müzikler... Ben odamdan çıkmayacağım. Aşağıya inmeyeceğim. Beni istemezler şimdi. İşim de yok doğrusu! Gizli bir şey söyleyecekmiş gibi açtı gözlerini, eğildi genç kıza doğru: - İşin doğrusu ben de istemiyorum onları ama... Kendini tutamadı Gülbahar. Gülmeye başladı. Karşılıklı bir kahkaha attılar. Sıcacık bir şeylerle doluverdi içi...  Saat bir buçukta kapının önünde kopan gürültüden ve bağırışlardan Eda’nın arkadaşlarının geldiğini anlamıştı Gülbahar. Perihan hanımla Erdal bey birlikte çıkmışlardı evden öğlene doğru. O saatten beri genç kız odasındaydı. Biraz ders çalışmış, biraz kitap okumuştu. Zil sesini duyduğu sırada ellerini ensesine yastık yapmış, uzanıyordu yatağında. Usulca kalktı yerinden. Odasının penceresinden bahçe kapısın ve eve giden parke taş kaplı yol görünüyordu. Perdenin ardına saklanarak baktı. Birden gelenlerin arasında birkaç gün önce okulun önünde çamur içinde kalmasına neden olan kulağı küpeli genci gördü. Yüzünden bir bulut geçti sanki. Hiç ısınmamıştı bu gence. Kötü bakışları vardı ve iyi niyetli biri olarak görünmüyordu. Pastahanede karşılaştıkları zaman da yanındaydı Eda’nın. Hemen çekildi pencerenin önünden: - Beni ne ilgilendirir. Annesi, babası var! Diye düşündü. Yanlarına gitmeye niyeti yoktu. Tekrar uzandı yatağına. Tam o sırada kapısı açıldı sert bir şekilde. Eda gözlerinde hiddet fışkırarak belirdi karşısında: - Bana bak! Sakın arkadaşlarımın yanına çıkayım deme! İstemiyorum seni. Gülbahar omuzlarını silkti: - Zaten niyetim yok! Ben çoluk çocuk değilim! Hırsla dudaklarını ısırdı Eda. Bal rengi gözleri öfkeyle parlıyordu: - Güldürme beni... Kim olduğunu sen çok iyi biliyorsun. Kapıyı hızla çarparak çıktı. Gözlerini kapattı Gülbahar. Ne biçim bir kızdı bu böyle? Kendi kendine mırıldandı: - Şımarık şey! Çok meraklıydım sanki senin kulağı küpeli serkeş arkadaşlarının arasına girmeye... *DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT