BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Bilinçsiz insan davranışlarından kaynaklanan çevre kirliliğinin ekolojik dengeyi bozduğu bilinmektedir. Doğal dengenin bozulması bir takım sorunların ortaya çıkmasına sebep olur. Gelişmekte olan ülkemizde bilinçsiz kentleşme, çarpık sanayileşme ve yanlış bir sosyolojik düzen tabiatın tüm üyelerini etkileyen ve birçok sağlık sorunlarını da beraberinde getiren olgulardır. İnsan genetiğini bile bozan bu unsurların artık ulusal bütünlük içinde bozulması mecburiyet haline gelmiştir.



Çevre bilinci üzerine Bilinçsiz insan davranışlarından kaynaklanan çevre kirliliğinin ekolojik dengeyi bozduğu bilinmektedir. Doğal dengenin bozulması bir takım sorunların ortaya çıkmasına sebep olur. Gelişmekte olan ülkemizde bilinçsiz kentleşme, çarpık sanayileşme ve yanlış bir sosyolojik düzen tabiatın tüm üyelerini etkileyen ve birçok sağlık sorunlarını da beraberinde getiren olgulardır. İnsan genetiğini bile bozan bu unsurların artık ulusal bütünlük içinde bozulması mecburiyet haline gelmiştir. Çağımızda daralan dünyanın yükü gittikçe artmaktadır. Bu yükü azaltmak daha güzel, sağlıklı ve sonsuz bir dünyada yaşamak, çevre bilincini kavramak, ekonomik ve sağlıklı faaliyetlerimizi durduran olumsuzluklara karşı bilinçli bir mücadele verilmesi zorunlu hale gelmiştir. Tabii dengenin önemi Birilerinin bireysel çıkarları toplumsal çıkarlardan hiçbir zaman üstün olamayacağı muhakkaktır. Hayatın doğal denge üzerinde olduğu unutulmamalıdır. Çevre politikamızı politik şuur içinde yürütüp desteklemeliyiz. Çevre eğitiminin kurumlaştırılması cihetine gidilerek, eğitim kurumlarında bir ders olarak işlenmesi; bireye ve aileye toplumsal sorumluluk kazandıran eğitimin verilmesi gerekmektedir. İnsan yaşamının ve insanı yaşatmanın bir sanat olduğunu bilen Osmanlı İmparatorluğu tabii dengeyi korumak için XVI. yüzyılda dünyada ilk belediyecilik teşkilatını kurmuştur. Kentleşmenin getirdiği yükü azaltmaya çalışan Osmanlı planlı kentleşme, temizlik ve tabii dengeyi korumak için birçok tedbir almıştır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Caddelerin temiz tutulması, hayvan pisliklerinin uygun yerlere atılması, pis suların cadde ve sokaklara atılmaması, çamaşır sularının sokaklara akıtılmaması, yere tükürenlere karşı ceza uygulanması, bu durumlarda özel kişiler tarafından söz konusu tükrüklerin üzerlerine kireç dökülmesi ve mikropların yok edilmesi. Ecdadın çevreciliği Fatih döneminde hayvanları korumak için ayrı evler yapılmış, kuş evleri ve kuş yuvaları oluşturulmuş, açılan su göletleri erozyon sebebiyle dolmaması için etraflarının ağaçlandırılmış, kaynak su menbalarını tamir edip buraların güzelleştirilmiş, ekolojik dengeyi bozanlara karşı tedbir almanın yanı sıra, ormanların kesilmemesi, yeşilliklerin tahrip edilmemesi, toplumu ağaç dikmeye zorlaması, avlanmaların belli mevsimlerde zorunlu hale getirilmesi uygulamaları yayılmıştır. Devlet bu uygulamalara karşı gelenlere ya da uygulamayanlara ağır müeyyideler uygulamıştır. (Osmanlı Medeniyetler Tarihi Derya Yayınları sayfa: 150) Tabii dengeyi korumak için tarih, kültür ve geleneklerimize sahip çıkmak bile yeterli olacaktır. Çevrenin kirlenmesiyle yok olan canlı türlerinin ekolojik dengeyi bozduğunu unutmamalıyız. Bunun için bilim adamları, politikacılar, yerel kuruluşlar ve özellikle de sanayiciler daha duyarlı bir şekilde davranmalı ve bu konuyu daha hassas bir şekilde dile getirmelidirler. Sanatçılar da sanatlarıyla icra edip toplumu yönlendirmelidirler. Bu yolla kirlenen, bozulan ve yok olan tabii çevrenin tahrip oluşuna hep birlikte önüne geçmeliyiz. İnsanoğluna bahşolunan tabiat en büyük nimetimizdir. ¥ Muharrem TANRIVEREN / ADIYAMAN İstanbul Ağır ağır geçerler ya hani o koca gemiler Kim bilir kaç kişinin dertlerini çekmişler Ufukta tükenmez hallerin geçtiği Martılarla bir olmuş, nameler çekerler Kim dalmış deryaya, elin açmış semaya Kimi yarını özler, kurduğu hayallerde Kimi ise baş salmış açık sinesine Kimi hala taptaze tıpkı yeni bir gün gibi Hani sana gelmişti, sende ümit bulmuştu Onun bu bezmiş hali, o an son bulmuştu Bir kıvılcım çıkmıştı, o masum gözlerinde Bir mum gibi eridi, mağrur gurbet elinde Eminönü, Üsküdar, Kadıköy bitmeyen çile durağı İnsanlar güruh güruh, görür bunda ırağı Bak şimdi birer birer hayaller yok oluyor İnsanlar ağlamakla gülmeyi bunda buluyor. ¥ Ahmet Sedat KAYA / İSTANBUL Kurutulmuş çiçek Çiçekleri çok severdim, Biliyordun. Bütün kitapların, mektupların Arasında, Bana kuruttuğun bir çiçek Buluyordum. Tabii ki Yakışıyordu sana romantik duygular, Gönlünden gönlüme akıyordu Aşk dolu, sevgi dolu fısıltılar. Gülün rengi, leylağın misk kokusu, En güzeliydi elbet. Kokladığım karanfiller doğrusu, Hazan düşmeseydi bu gönül bahçemize, Bitmeyecekti baharlar değerdi sevgimize, Kardelen değil miydi? Hasretle doğan kardan. Ne kaldı elimizde, o doyumsuz yıllardan. ¥ Gülseren Göktürk ARSLAN / ZONGULDAK Zamanla aynalar Zaman içinde tekrarsız bir resim aynalar Sen mi, ben mi görünmez yalnızlarda mevsimleri mi koklarlar? Bir başka bakar oldular, yoksa bize mi kırgınlar Hatırla! Hani zaman kokar ya aynalar, belki bizden yorgunlar. Sormazsan ne hal sorar oldular, ne bir hatır Sabır Ya Rab sabır! Baharda dökülen yapraklar değil, benmişim meğer, Yüzüme sahte bir tebessümmüş yansıyan, Yüreğimde bir ahenk, ışıklı aynalar, Öyle ya, beni hep senin gibi oyaladılar. ¥ Gülgönül SELİM / İSTANBUL Dünya için Kimleri alır satar, Kimleri tutar, Kimleri dert üstüne, Nice, nice hüzün katar. Çilelidir yalan dünya, Belalara sabır gerek, Bazı, bazı ağlayarak, Bazı, bazı gülerek. Çileli ve gamlı dünya, Nice, nice dertler kattı, Vefasızdır yalan dünya, İnsanları çok ağlattı. Şu alemde yaşamak zor, Çileli bir mapus damı, Niye bitmez insanların, Çok çilesi, çoktur gamı. Kimselere kalmamıştır, Alemin mülk ve yapısı. Ve kendini bilen bilir, Açık kısmet, var kapısı. Aldatır şu yalan dünya, Şu gelenler ve gidenler, Bence saftır ve ahmaktır, Dünya için çok yelenler. *Nazım TAŞTAN / KONYA Gülümse Gül çiçekler gibi açılsın yüzün, Gül ki sen, simanda olmasın hüzün. Her an gül, kalmasın matemli bir gün, Gül gülistan içten içe gülümse. Gülünce yırtılır seninle ufuk, Gülünce açılır sende mutluluk, Severek gülünce biter susuzluk, Gül gülistan içten içe gülümse. Gülüşünde taze bahar kokusu, Gülüşünde küçük çocuk coşkusu, Gülmenden ders alır o bülbül kuşu, Gül gülistan içten içe gülümse. ¥ Metin MERCAN / ÇANKIRI Oğuzlu Tahir İstanbul’da Oğuzlu Bir Tahir Kutsi vardı Tarlayı eker biçerdi Bazen de nadaslardı İyi ürün verirdi tarla Çiçek çiçek olurdu baharla İmeceyle işlenirdi Oraklarla tırpanlarla biçilirdi Bayramyeri’ne dönerdi tarla İstanbul’da Oğuzlu Tahir Arka arkaya kitaplar yayınladı Ödüller aldı da şımarmadı Bir sabah tarlaya varmadı. Gitti, ardına bile bakmadan Tarla da öksüz kaldı Dostları da... Gitti, tarlayı bıraktı da Gitti, ardına bile bakmadan Şöyle göz ucuyla, Bir selam sarkıtmadan. İstanbul’da Oğuzlu Mehmet Hoca’nın oğlu Bir Tahir Kutsi vardı Tarlayı eker biçer Bazen de nadaslardı Bıraktı gitti bir gün Uçmaya vardı. ¥ Ünal Ş. DİRLİK / MUĞLA
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT