BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Araştırmacılara armağan olsun

Araştırmacılara armağan olsun

Ekonomik krizi olanca şiddetiyle yaşıyoruz ve bu gidişle yaşamaya da devam edeceğe benziyoruz. Bütün mesele ümitsiz olmamak, bütün mesele herkesin kendi kendini gerçek anlamda sorgulaması. Artık eskisi gibi günü birlik yaşamak yerine hesabını kitabını iyi yapan bireyler olmak zorundayız.



Ekonomik krizi olanca şiddetiyle yaşıyoruz ve bu gidişle yaşamaya da devam edeceğe benziyoruz. Bütün mesele ümitsiz olmamak, bütün mesele herkesin kendi kendini gerçek anlamda sorgulaması. Artık eskisi gibi günü birlik yaşamak yerine hesabını kitabını iyi yapan bireyler olmak zorundayız. Bu duygularla, İstanbul’dan Sayın Kenan Ünaldı’nın kaleme alıp gönderdiği günümüzün insanının ruh halini yansıtan ilginç bir iki anekdotu kamuoyuyla paylaşıyoruz... “Ticari ahlakın helal ve meşru kazancını, emek ve sermayelerine dayanak ve kaynak yapan iki kardeş, küçücük bir dükkanı, bugün 8-10 kişinin ekmek yediği bir meyve marketine dönüştürmüş bulunuyorlar. Kardeşler son zamanlarda dükkanın görünür bir yerine, dikkat çekici büyüklükte el yazısıyla üç kelimelik bir levha astılar. Şöyle diyorlar: “Emanet ve veresiye istenmemesi rica olunur” Burada “veresiye” kelimesinin ne demek olduğu anlaşılıyor da, “emanet”ten ne denilmek istendiği bilinmiyor. Merak edip sordum. Verilen cevap şu: “Amca sen esnafın ne durumda olduğunu biliyor musun? Esnaf bırak takım tezgahını, günlük geçimi için can derdine düşmüş bulunuyor. Utana sıkıla çıkıp geliyor. Hele bir üçyüz, beşyüz, bir-iki milyon veriver, diyor. Bunu derken de ne hallere düşüyor, bir görsen. -?!. “Bu kabil başvurular bizim mali durumumuzu da sarsar sayıya ulaşınca, istemeye istemeye güceniklikleri de göze ala ala mecburen o levhayı astık. Emanet, istenilen “borcun” adıdır. Biz eskiden veresiye de verirdik. Baktık ki defter doluyor ama silinmiyor. Bu nedenle bu yolu da kapadık. Allah hepimizin yardımcısı olsun...” Dün takım tezgahı tıkır tıkır işleyen esnafın eve ekmek götüremez duruma düşmesi, onurunu yerlere sererek komşusundan üç beş kuruş dilenmesi “Ne yapılacaksa bir an önce yapılsın!” deyip durmuyor mu? Mahallemizin ayakkabı boyacısı, son zamanlarda işini iyice aksatır oldu. Bazen sabahları var, öğleden sonra yok. Bazen bir iki gün, bazen dört beş gün kayboluyor. Bir gün sordum sebebini. Kafasını sağa sola sallayıp, “Ayakkabı boyatan kaldı mı amca? Ekmek teknesi kurudu kurudu... Boş yere niye oturup durayım. Ben ne güç ne de imkanlarım bakımından bundan sonra başka iş de yapamam ki...” Bu adamın ekmek bekleyen çoluk çocuğu da var. Ötesini düşünmek bile istemiyorum. Görülüyor ki, başı nerede olursa olsun şu “kriz” dediğimiz sıkıntının uç noktalardaki tahribatı, işte gelmiş boyacının fırçasına dayanmış bulunuyor. Büyük büyük laflara gerek var mı? Ayakkabı boyacısının fırçası her şeyi söylemiyor mu? Geçenlerde bir dost, hüzünlü hüzünlü “Kenan bey” dedi. “Biz aile olarak bugüne kadar kapımıza hizmet getiren kardeşlerimizi bahşissiz-ikramsız bırakmazdık. Artık ikramlarda kısıntıya girer olduk.” İşte kriz işte ikramsız kalan parmaklar. Yine bir başka örnek; Anne ev kadını, baba işçi emeklisi. Bunlar çocuklarına üniversite tahsili yaptırmışlar. Ancak bu delikanlı, bir elinde İngiliz filolojisinin diploması, diğer elinde askerlik tezkeresi, tam beş senedir işçi emeklisi babanın ekmeğiyle karnını doyuruyor. İşte kriz, işte üniversiteli. Bilmem farkında mısınız? “Kıraathane, kahve, aile çay bahçesi” gibi tabelalar artık okunmaz oldu. Şimdi bunların yerini “Cafe”ler, “restorantlar” aldı. Yer aynı, manzara aynı. Ama kapısına “cafe” tabelası asıp bir sandalye değişimi yaptın mı, o ince belli üç dört yudumluk bir fincan çayın fiyatı, birden dört beş misli oluveriyor. Bu da krizin bir başka cilvesi. Anlamı da şu: “Eeey dar gelirli, orta direk vatandaş! Bu yer sana göre değil.” Çeşitli kurum ve kuruluşlar, yaşanılan krizin sosyal, psikolojik ve ileriye dönük etkileri hakkında ilmî ve teknik araştırmalar yaptırıyorlar. Bu tür anket sonuçları elbette ki durum belirlemesinde değerli ip uçları vermekte. Ben de, hayatın ta göbeğinden alınma yaşam gerçeklerini o araştırmacılara armağan ediyorum. Belki bu kadar uç noktalara inememişlerdir. Oysa ikramda bulunamaz olmuş şu parmaklar, sağa sola gidip gelmez olmuş şu ayakkabı fırçaları, işe yaramaz olmuş şu diplomalar, günlük nafakası için komşusundan borç dilenen esnaf, asıl araştırmacılara konu olmalıydı. İnşallah benden de esinlenirler...”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT