BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünyada acı hâdiseler olmasaydı...

Dünyada acı hâdiseler olmasaydı...

Allahü teâlânın dostlarının dünyada başlarına gelen, belâlar, sıkıntılar, câhil için sıkıntı ise de, bu büyüklere, sevdiklerinden gelen herşey, tatlı olmaktadır. Nîmetlerden lezzet aldıkları gibi, belâlardan da lezzet duyarlar. Hattâ, belâ sâdece sevgilinin arzusu olup, kendi istekleri karışmadığı için, daha tatlı gelir. Nîmetlerde bu lezzet bulunamaz.



Allahü teâlânın dostlarının dünyada başlarına gelen, belâlar, sıkıntılar, câhil için sıkıntı ise de, bu büyüklere, sevdiklerinden gelen herşey, tatlı olmaktadır. Nîmetlerden lezzet aldıkları gibi, belâlardan da lezzet duyarlar. Hattâ, belâ sâdece sevgilinin arzusu olup, kendi istekleri karışmadığı için, daha tatlı gelir. Nîmetlerde bu lezzet bulunamaz. Çünkü, nîmetlerde, nefslerinin istekleri de vardır. Belâ gelince, nefsleri ağlamakta, inlemektedir. Bu büyükler, belâyı nîmetten daha çok sever. Belâ, bunlara, nîmetten daha tatlı gelir. Bunların dünyadan aldıkları lezzet, belâlardan, musîbetlerden gelmektedir. Dünyada dert ve belâ olmasaydı, bunların gözünde, dünyanın hiç değeri olmazdı. Dünyanın acı hâdiseleri olmasaydı, onu boş, abes görürlerdi. O hâlde, Allahü teâlânın dostları, dünyada da, âhırette de lezzetli ve sevinçlidir. Dertlerden aldıkları lezzetler, âhıret lezzetlerinin azalmasına sebep olmaz. Âhıret lezzetlerini gideren, câhillerin aradıkları lezzetlerdir. Başkaları nîmet gelince sevinir, dert gelince üzülür. Bu büyükler, nîmette de sevinçli, derdde de sevinçlidir. Çünkü bunlar, işlerin güzelliğine, çirkinliğine bakmıyor. İşleri yapanın güzelliğine bakmaktadırlar. O, güzellerin güzelidir. İşleri yapan sevgili olduğu gibi, işleri de sevgili olmakta ve tatlı gelmektedir. Bu dünyada, herşey, güzel olan yapıcının işi olduğundan, dert ve zarar verse de, bunlara, istedikleri ve sevdikleri şey olmaktadır. Kendilerine tatlı gelmektedir. Ayrıca, bu dünya, imtihan yeridir. Burada hak, bâtıl ile; haklı, haksız ile karışıktır. Burada, dostlarına sıkıntılar, belâlar vermeseydi, yalnız düşmanlarına verseydi, dost, düşmandan ayrılır, belli olurdu. İmtihânın faydası kalmazdı. Hâlbuki, gayba îman etmek lâzımdır. Dünyanın ve âhıretin bütün saadetleri, görmeden inanmaya bağlıdır. Hadîd sûresi, yirmibeşinci âyetinin meâl-i şerifi, “Allahü teâlâ, Peygamberlerine, gaybdan, görmeden, yardım edenleri bilmek için...” olup, bu hâl bildirilmektedir. Dostlarını mihnet ve belâ içinde göstererek, düşmanlarının gözünden sakladı. Dünya, imtihan yeri oldu. Dostları, görünüşte belâda, hakîkatte ise, zevk ve lezzettedir. Düşmanlar, böylece zarâr, ziyân etmektedir...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT