BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ufuksuz yönetimler...

Ufuksuz yönetimler...

Türkiye, peş peşe krizler yaşamaktadır. Kasım 2000. Şubat 2001. Ve niceleri. Bunların hiçbiri (gelecek olanlar dahil) sürpriz değildir. Zira, sadece günü kurtarma politikaları ile; vizyon, misyon, strateji, plânlama kavramlarından uzak bir yönetim tarzı ile; başarıya ulaşmak, kalkınmak, huzura kavuşmak, krizlerden kurtulmak, İMF’nin şamar oğlanı pozisyonundan çıkmak, mümkün değildir. Türkiye, tamamen içine kapanmış; Dış Dünya’daki gelişmelerle ilgisini minimuma indirmiştir.



Türkiye, peş peşe krizler yaşamaktadır. Kasım 2000. Şubat 2001. Ve niceleri. Bunların hiçbiri (gelecek olanlar dahil) sürpriz değildir. Zira, sadece günü kurtarma politikaları ile; vizyon, misyon, strateji, plânlama kavramlarından uzak bir yönetim tarzı ile; başarıya ulaşmak, kalkınmak, huzura kavuşmak, krizlerden kurtulmak, İMF’nin şamar oğlanı pozisyonundan çıkmak, mümkün değildir. Türkiye, tamamen içine kapanmış; Dış Dünya’daki gelişmelerle ilgisini minimuma indirmiştir. (Mevcut yaşlı, ufuksuz, popülist yönetimin, zaten başka şansı da yoktur.) Orta ve uzun vadeli düşünme yeteneğimiz dumura uğratılmıştır. Analiz kapasitemiz de köreltilmiş; tüm boyutları incelemek yerine, tek bir sebebe yapışıp sonuç çıkarma kolaycılığı kökleşmiştir. Verimlilik; yüksek teknoloji; Ar-Ge; Know-How üretimi; kalite; rekabet gücü; vb. kavramlar lügâtımızdan uçup gitmiştir. Bunun yerine; politik çekişmeler, Devlet kaynaklarının sömürülmesi, İMF, Kemal Derviş, (kimdir? ABD’nin adamı mıdır? Aynı zamanda da solcu olabilir mi? Eşi Türkçe bilir mi?) RTÜK Yasası, “güç odakları” gibi dünyadaki gelişmelerden çok uzak; çağdışı; anlamsız ve ilkel konularla uğraşmaktayız. Borsamız bile, bir avuç insanın at koşturduğu, niçin inip çıktığı belirsiz, bir hipodrom gibi olmuştur. Tüm ekonomik kavramlar ve gerçekler tersine dönmüştür. Zaten, demokrasiden; halkın etki ve yetkisinden bahsetmek; hiç mümkün değildir. Hele hele fikir/ifade/inanç/teşebbüs hürriyetlerinden bahsetmek ise imkânsızdır. Zira, gittikçe yoğunlaşan bir baskı düzeni mevcuttur. “Yeni kapitalizm” (ya da doğru tarifi ile “kendini yenileyen kapitalizm”) nedir? Global ekonomi ve enformasyon teknolojisindeki gelişmelerin buna etkisi ne olmuştur? 1988 yılından bu yana, Berlin Duvarını da yıkan gelişmelerden Türkiye’nin nasibine düşen birşey olmuş mudur? Bizlere sık sık (henüz Türkçeye çevrilmemiş eserlerin) özetini; ya da önemli araştırmaların ana noktalarını ileten; (Gönül dostumuz) Sayın Uğur Yüce’nin; 11 sahifelik; “Yeni Kapitalizm-Dünyada Rekabetin Değişen Boyutu” çalışmasını, altını çize çize okurken; Ülkem adına, yüreğim bir defa daha burkuldu. Dünya nerede, biz neredeyiz? Türkiye için “demokratikleşme”den bahsetmek mümkün müdür? “Bilgi toplumu” hedefimiz var mıdır? Yönetenlerin vizyonu/misyonu ve buna uygun stratejileri mevcut mudur? Devlet vatandaşların hayat kalitesini yükseltmeyi aklına getirmekte midir? Teşebbüs ve rekabet şartlarının temini için, en küçük bir çalışma bulunmakta mıdır? İstihdam ve geliri arttırmak, bu arada adil dağılımı sağlamak diye bir düşünce var mıdır? Geniş bir ekonomik taban oluşturmak için en küçük bir gayret var mıdır? “Bilgi yoğun üretime”, yani “yüksek katma değerli ürün ve hizmet üretimine” ulaşabilmek için ne yapılmaktadır? Dünya çapında rekabet edebileceğimiz, neyimiz vardır? Hele hele “verimli iş gücü” kavramından hiç bahsedebilir miyiz? (Bilhassa, mevcut sendika düzeni ile. Devlet kaynaklarını sömürmeyi hedef alan, çalışmadan zam isteyen, zihniyete dayanarak.) Global Sermayenin Türkiye’ye gelmesi için ne yapmaktayız? (Bu enflasyonla, siyasi istikrarsızlıkla, vergi düzeni ile, yabancı sermaye, bize niçin gelsin?) Kamu yönetimi böyle de, Özel Sektörümüz çok mu farklıdır? Ar-Ge’ye; kaliteye; rekabet gücüne; işgücü verimliliğine; yüksek teknolojiye; ağırlık veren kaç firma sayabiliriz? (elbette, istisnalar vardır. Ve kendilerine teşekkür borçluyuz.) Tüm Dünyada, bize ilâve ciddi katma değerler sağlayan, kaç “markamız” vardır? Yoksa, ebediyyen “fasoncu” olarak kalacak, sadece işlerin hamallığını yüklenmekle mi yetineceğiz? Sadece, “tekstil, turizm” gibi bir iki sektörle, kalkınmak mümkün olabilir mi? En önemlisi, Devlet üniversiteleri, bu gelişmelerin ne kadar farkındadır? Gençlerimizi hangi çağa göre yetiştirmektedirler? Hangi eserleri beynelmilel literatüre girmiştir? Dünyaca kabul görmüştür? Çıkış yolu; “çağdaş-çağdışı”; “tutucu-atılımcı” kavramlarının, yeniden ve dürüst biçimde tarifinde yatmaktadır. Biz birbirimizi suçlayarak, dışlayarak, (en kıymetli faktör olan) zamanı israf ederken; Dünya başını almış gitmektedir...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT