BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Miloşeviç; ne pahasına?

Miloşeviç; ne pahasına?

Balkanların insan kasabı Slobodan Miloşeviç’in Lahey’deki Uluslararası Harp Suçluları Divanında yargılanmasına başlandı. Fakat, görünüşe bakılırsa, yargılama, suçlama ve sonunda cezalandırma, Belgrad’dan “transferi” veya “kaçırılışı” kadar kolay olmayacak; geçen yazımda da belirttiğim gibi birçok sorunları beraberinde getirecek.



Balkanların insan kasabı Slobodan Miloşeviç’in Lahey’deki Uluslararası Harp Suçluları Divanında yargılanmasına başlandı. Fakat, görünüşe bakılırsa, yargılama, suçlama ve sonunda cezalandırma, Belgrad’dan “transferi” veya “kaçırılışı” kadar kolay olmayacak; geçen yazımda da belirttiğim gibi birçok sorunları beraberinde getirecek. Bu olayın, Yugoslav Federasyonunu parçalaması tehlikesi ve bunun muhtemel komplikasyonları, bu sorunların yalnız bir kısmı. Miloşeviç’in Sırp hükümeti tarafından, NATO’ya ve Amerikalılara para mukabilinde adeta satılması, olayın hoş olmayan ve ilerde benzer uygulamalara yol açabilecek ahlaki boyutu! Hukuki sorunlar Lahey’deki yargılamanın kolay ve çabuk olmayacağı anlaşılıyor. Miloşeviç ilk günden beri Mahkemenin yetkisini tanımamakta direniyor ve anlaşılan bu tavrını sürdürecek. Yargılama buna rağmen ve gıyabında yapılsa bile, büyük güçlükler çekilecek. Miloşeviç’in 13 yıl boyunca bunca insanın, Arnavut ve Müslümanların Sırp kuvvetleri tarafından öldürülmesinden, şahsen sorumlu olduğunda şüphe yok ama bütün delillerin ibraz edilmesi (bunların büyük kısmı gizli servislerin gizli dokümanları olduğu ve açıklanmalarında mahzur telakki edildiği için ve bir kısmı da yokedilmiş olabileceği için), imkansız değilse bile güç olacak. Sonra “Komuta zinciri” problemi de var. Katliam emirlerini doğrudan Cumhurbaşkanının verdiğini kanıtlamak da güç olabilir. Tartışma konusu Miloşeviç Mahkemenin, BM Genel Kurulu kararı ile kurulmadığı cihetle hiçbir yetkisi olamayacağını iddia etti ki, gerçekten bir tartışma konusu. İkinci Dünya Savaşından sonra Nazi ileri gelenlerini yargılamak için kurulan ve neticede bunların çoğunu asılarak idama mahkûm eden Nuremberg Harp Suçluları Uluslararası Mahkemesi, aslında Savaşın muzaffer devletleri tarafından kurulmuş ve Yargıç ve Savcıları galiplerden oluşan bir mahkeme idi. Kararları “Muzaffer olanların Adaleti” idi, ama gerçekte mahkeme yetkisini nereden almıştı ve kararları tam manasıyla adilane mi idi, yoksa muzaffer olanların adaleti mi? Bu yargılama konusunda da benzer itirazlar yapılacaktır. Milli egemenlik? Bu vesile ile beni asıl rahatsız eden, bu olayın ilerde milli egemenlik haklarının ihlal edilmesi hususunda bir emsal ve içtihat oluşturması ihtimalidir. Söz konusu gerçekten suçlu olan ve her ne şekilde olursa olsun yargılanması ve cezalandırılması gereken Slobodan Miloşeviç olmasa idi bu endişemi daha kuvvetle ifade edebilecektim. Bugünlerde Avrupa’da ve dünyada milli devletin ortadan kaldırılması çabaları ile birlıkte, milli egemenlik haklarının ya kaldırılması ya da paylaşılması fikri sür’atle yayılıyor. Bizde de teklif edilen Anayasa değişiklikleri arasında, TC’nin temel ilkelerinden biri olan ve bugünkü Anayasanın 6. Maddesinde belirtilen “kayıtsız şartsız milletin olan milli egemenliğin” bölünmezliği ve başkaları ile paylaşılamayacağı ilkesi var. Gelen giden Avrupalılar da hep milli egemenliği paylaşmaya hazır olup olmadığımızı sorarlar. “Niçin paylaşalım?” derseniz, “uluslararası camia ve insan hakları uğruna” demeye getirirler. Ama bu paylaşmanın yöneticileri, buyurucuları kimler olacaktır? Ve kimden aldıkları, hangi haklarla? Türkiye’nin Türklüğün çıkarları İsveçli geçici bir Başkana veya Kadıköy büyüklüğündeki Lüksemburg’a mı emanet edilecek? Bu yöneticilerin bizden egemenliğimizden tavizler vermemizi isterlerken, kendi milli çıkarları için veya kişisel peşin hükümleriyle hareket etmeyeceklerini kim temin edebilir? William Safire adlı ünlü Amerikan Köşe yazarı New York Times gazetesinde, ABD’nin 4 Temmuz Bağımsızlık Günü vesilesiyle yazdığı “Yeni Vatanseverlik” başlıklı bir yazıda, son zamanlarda bağımsızlığın ve bununla eş anlamdaki milli egemenliğin, Avrupalıların kendi tecrübelerinden dolayı, milli devletten, milli egemenlikten ve vatanseverlikten vazgeçebilseler bile bu kavramların Amerikalılar için, 1776 tarihli Bağımsızlık Bildirisinin hâlâ canlı olan ilkelerine göre, tartışma konusu yapılamayacağını, Amerika’nın gücüne dayanarak “mültilateralist” değil “ünilateralist” olması gerektiğini ileri sürüyor. Süpergüç Amerika için bu böyle. Ya ABD’den daha uzun tarihi olan ve vatanseverlik gelenekleri belki her ülkeden fazla yerleşmiş ve gelişmiş Türkiye için? Milli Egemenliğimiz herhalde bu kadar ucuza gitmemeli!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86771
    % -0.03
  • 6.0043
    % -0.6
  • 6.7092
    % -0.48
  • 7.6486
    % -0.38
  • 246.92
    % -0.74
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT