BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Adımlar

Adımlar

İstiklal Caddesi, büyük bir uğultu içinde. Müzikleri ile insanı sersemleten marka firmaları gibi. Sinema afişleri, vitrinli vitrinsiz kitapçı dükkânları, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemi zevkinin Avrupa mimarisinden izler taşıyan üslubuyla iki yakalı yükselen binalar, bu binaların altında türlü-çeşitli mağazalar. Bu mağazalar, belki plazalardan sonra eski havalarını elde tutamamışlardır ama öyle de olsa bir klasik hayatın izleri burada.



İstiklal Caddesi, büyük bir uğultu içinde. Müzikleri ile insanı sersemleten marka firmaları gibi. Sinema afişleri, vitrinli vitrinsiz kitapçı dükkânları, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemi zevkinin Avrupa mimarisinden izler taşıyan üslubuyla iki yakalı yükselen binalar, bu binaların altında türlü-çeşitli mağazalar. Bu mağazalar, belki plazalardan sonra eski havalarını elde tutamamışlardır ama öyle de olsa bir klasik hayatın izleri burada. Onun için her yaştan insanlar ve bilhassa gençlerle dolu. Birine çarpmadan, biri size çarpmadan yürümeniz mümkün değil. Bir cumartesi günü başka türlüsü de olamaz. Sanki bir açık hava müzesi. Taksim tarafından girişte Fransız sefareti. Caddenin ortalarında Galatasaray. Dünün Mekteb-i Sultanisi, bugünün Galatasaray Lisesi önünde Cumhuriyetin 50. yılı hatırasına dikili borudan bir anıt; Cumhuriyetin 50 yılı faaliyetlerinden bir eser. 50 yılda şuraya buraya zevksizlik harikası bazı çimentodan üryan heykeller dikilmişti. Tez zamanda ufalanıp gittiler. Takip edebildiğimiz kadarıyla o günlerden bir bu borular kaldı. Cumhuriyetin 50. Yılına en iyi armağan merhum Mehmet Kaplan'ın Şiir Tahlilleri olmuştu. Asıl abide O; hâlâ sahasında tek; hâlâ zevkle okunabiliyor. Kaplan Hoca, bir damarın devamıydı. Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan. Bu damarı zirveleşerek devam ettiren kim bugün? İstiklal Caddesinin sonuysa Tünel. Evet Osmanlı'nın Caddeyi Kebiri, bugünün İstiklal Caddesi sanki bir açık hava müzesi. Bahsettiğimiz gibi o devasa binalar, aristokratından fakirine kadar her müşteriye hitap eden mağazalar. Süse gark olmuş kiliseler. Tarihi lokantalar. Ürküten ara sokaklar. Ve bu mekânda bir yüzüğün tacı gibi ışıldayan Ağa Camii. Bir kadın bir vitrin kenarına ilişmişken bir bayana lavanta satıyor. O sattığı lavantayı koklaması için avucuyla bayana doğru uzatırken biz yanlarından geçip gidiyoruz. Kafamızda bir düşünce. Gülleri ve lavantaları satan esmer vatandaşlarımız. Bu insanların kalbinde hangi hassasiyetler yaşamakta ki gül güzelliği ve lavanta kokusuyla barışık yaşıyorlar... Zahir, çok kere batınla tezat teşkil eder. Cadde boyunca ilerliyoruz. Sinemalar, görkemli iş merkezlerinde belki daha yeni fakat zamanın katmerlenmiş farklılığı buralarda. Oralarda hayat daha bir şekilden ibaret. Gözümüz afişlerle matinelerde. Bir çok film ismi. Saatimize en uyanı 16.30'da Himalaya'lara tırmanmak. Daha 45 dakika gibi bir zaman var. Bileti aldıktan sonra tekrar caddedeyiz. Tekrar Taksime doğru yürüyoruz. Az evvel olmayan enteresan bir manzara ile yüz yüze geldik. Üç-beş adım aralıkla kızlı erkekli gençler sıralanmış. Komünist ekolün üç ayrı fraksiyonu, her biri kendine bir adayı parsellemiş. Elleri havada. Sessiz ve kararlı öylece durmaktalar. Muhakkak gözcüleri de vardır. Havadaki ellerinde dünya görüşlerini aksettiren yayınlar; kimsecikler bir tane satın almıyor. Sanki 1970'ler. Yanlarından geçerken şöyle düşünüyoruz. "Şimdi komünistsiniz, bir zaman sonra siz de kapitalistleşirsiniz." Para bütün samimiyetlerin kezzabıdır... O ara kendimizi Ağa Camii'nin avlusuna atıyoruz. Sanki bir huzur adası. Dışarda gördüğünüzde hiç ihtimal vermeyeceğiniz tipte gençler namaza girip çıkmaktalar. Açık hanımlar, kapalı kızlar, modern gençler... Sinemalarda da öyle. Toplum kendisiyle uyum içinde. Nitekim caddede ultra açık tiplerle mega kapalıları kol kola görmek artık kimseyi şaşırtmıyor. Himalaya, zor seyredilebilen bir film. Tuz satıp kışlık erzaklarını almak isteyen Nepallilerin liderleri ölünce yerine bir çocuğu geçme arzusuyla oraya geçmek isteyen birinin mücadelesini anlatıyor. Macera bir kervan yolculuğunca sürmekte. Çıplak veya karlı sıra dağ fotoğrafları enfes. Çocuk, hiç ağaç görmemiş. Daha evvel düşünmemiştik. Gerçekten, hayatında ağaç görmemiş kimse var mıdır? Nitekim film, çocuğun bir ulu ağaca varması ile bitiyor. Veliahd, ressamlığı, hükümdarlığa tercih ediyor. Şefin çocuğu için iş oluruna bırakılıyor. Lider olmak isteyeneyse sonunda kabul gösteriliyor. Himalaya'da iki önemli söz var. Güvenin olmadığı toprakların önemi yoktur. Liderlik isyanla başlar... Liderliğin isyanla başladığı fikri bizim medeniyetimizde yok. Liderlik itaatle de başlar. Bizim medeniyetimiz birbirini tamamlar. İsyan makbul değildir. Zaten lider olunmaz, lider doğulur. Her isyan bir yıkıntıdır. İstiklal Caddesi başdöndüren bir uğultuyla akıyor. Sen, Ağa Camii dışında bu zenginliğin, bu uğultunun neresindesin. İstiklal Caddesi, bir sorgulamanın adıdır aynı zamanda.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT