BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ISSIZ ADA

ISSIZ ADA

Artık sabahları, horoz sesi ve tavuk gıdaklamaları arasında uyanıyorduk. Bu, bize güzel memleketimizi hatırlatıyordu...Günlerimiz yoğun şekilde geçiyordu. Adaya düşüşümüzden itibaren altı ay geçmişti...



Dediği gibi yaptık. Ellerimizde koca öbeklerle eve varınca Sâlim Amca, diğerlerini de keten yapraklarını yolmaya gönderdi. Bahçemizde ketenler tepe gibi yığıldı. Amcamız, bu yaprakları, kaynağın az altında açtırdığı bir çukura koydurttu ve çukuru da su ile doldurttu. Ketenlerin, suyun üzerine çıkmamaları için de üzerlerine iri taşlar koydurttu. Ketenler orada yirmi gün kadar kaldılar. Yirmi gün sonra: Amca’mız: - Bu kadar zaman yeter! diyerek, ıslanmış bu ketenleri sudan çıkarttırdı. Onları güneşte kuruttu. Keteni döğmek ve lifleri ayırmak için Hans’a bir tokaç ve lifleri açmak için de, bir tarak tezgâhı yaptırdı. Sonra ketenleri sıra ile bize döğdürdü. Bu iş, bize oyuncak gibi geldiğinden tokacı birbirimizin ellerinden kapıyorduk. Salim Amca da, ortaya çıkan lifleri iplik hâline getiriyordu. Elde edilen bu iplikleri çıkrıkta eğirdi. Cengiz, bu çalışmalarda onun en yakın yardımcısı idi. Bir müddet sonra ketenden bezler ortaya çıkmaya başladı. Çamaşır ihtiyâcımız karşılanınca, yelken yapımına başladık. Artık gecelerimiz, yelken yapımı ile geçiyordu. Bu çalışma pek çok gecemizi aldı. Fakat sonunda mükemmel bir yelken elde ettik. Sebze ekimi için toprağı kazarken, bir patates tarlasına rastladık. Bu, bizim için büyük bir sevinç oldu. Umulmadık bir yiyecekti bu. Hele tavuk kızartmalarımızın yanına, patates kızartması da ilâve etmek, Muammer’le Turgut’u çok sevindirdi. Orman yabânî tavuk doluydu. İstediğimiz zaman bunları yakalıyor ve âfiyetle yiyorduk. Altan, Cengiz, Turgut ve Muammer, yumurtayı çok seviyorlardı. Arada bir sazlar arasına dalarak, yabânî tavukların yumurtalarını topluyorlardı. Bir gece Sâlim Amca onlara sordu: - Çocuklar! Yumurtaları sazların arasında aramadan, bahçemizin bir köşesinden, meselâ kümesimizden rahatça almak istemez misiniz? - Nasıl istemeyiz? diye el çırptılar Cengiz, Turgut, Altan ve Muammer. Ama kümesimiz yok ki!.. - İsterseniz olabilir!.. Bol bol yumurta da yersiniz!.. - Her gün yesek bıkmayız. Yaşasın yumurta!.. - Tamam! Öyle ise yarın sabah, tavuk avına çıkacağız. Çocuklar sordular: - Tavuk mu yakalayacağız? - Evet! Yabânî tavuk.. Hans da, bize geniş bir kümes yapar sanırım... Ertesi sabah, yabânî tavuk avı başladı. Bu ava, hepimiz katılmıştık. Yedi tavuk bir de horoz yakaladık. Bunları, Hans’ın yaptığı kümese yerleştirdik. Artık sabahları, horoz sesi ve tavuk gıdaklamaları arasında uyanıyorduk. Bu, bize güzel memleketimizi hatırlatıyordu... Günlerimiz genellikle yukarıda belirttiğim şekilde geçiyordu. Adaya düşüşümüzden itibaren altı ay geçmişti. Hans ve Piyero, meramlarını anlatacak kadar Türkçe konuşmaya başlamışlardı. Adada, sağanak halinde yağmurlar başlayınca, odamıza sığınmıştık. Altan balık avına çıkamadığı için, ben de av yapamadığımdan dolayı üzülmekte idik. Zaman zaman pencereye çıkarak sağanakların kesilip kesilmediğine bakmakta idik. Hans ve Piyero yine Sâlim Amca ile sohbet ediyorlardı. Bir aralık, Sâlim Amca’nın bizlere dönerek: - Çocuklar sizlere bir tatlı haberim var. Ama bunu size Hans ve Piyero kendileri söyleyeceklermiş! dedi. O konuşmasını bitirince, Hans ve Piyero ayağa kalkarak, şöyle konuştular: - Ben Hans! Kendi dileğimle Müslümanlığı kabul ettim! - Ben Piyero! Uzun düşüncelerden sonra İslâmiyeti kabûl etmeye karar verdim! ¥ DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT