BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Hapiste olduğu yıllarda en çok Mihriban’a bir şey yaparlar diye korktu. Yıllarca eli yüreğinin üzerinde volta attı. Mihriban onun namusuydu, şerefiydi, sevdiğiydi, herşeyiydi. Namus lekesi başka şeye benzemez ancak kanla temizlenirdi...



İstanbul’da yeni kuracağı hayatı düşününce bir umut dalgası kapladı Hüseyin’in benliğini... Kısa zaman sonra ailesini de alacaktı yanına. Tüm sıkıntıları sona erecekti. Gerçi köyünden ayrı kalacaktı ama sevdikleri yanında olduktan sonra mühim değildi. Cemal kimbilir ne kadar büyümüştür diye geçirdi içinden. Onu okutup büyük adam olmasını sağlayacaktı.” Vaki olanda hayır vardır” derlerdi büyükler demek ki böylesi hayırlıydı. Hem köy yerde kalsalardı çocukların istikbali kararacak, okuyamayacaktı belki de... Gözünden dahi sakındığı karısı Mihriban’ı hatırlayınca içi bir hoş olurdu. Simsiyah kara kaşları, kömür gözleriyle beyaz tülbentin içinde bir başka güzeldi Mihriban. Mihriban’ı küçük yaşından beri uzaktan uzağa sevmişti. Ona kimsenin kem gözle bakmasına dayanamamış, geleceğe yönelik hayallerini hep onunla süslemişti. Edebiyle, terbiyesiyle bir başka güzeldi Mihriban. Daha on altı yaşındayken onlarca dünürü çıkmıştı. Bunlardan biri de vurduğu Abuzer’in kardeşi İbrahim’di. Mihriban’sız bir hayat tasavvur edememişti. Anasına “Mihriban’dan başkasıyla evlenmem ben...” demiş diretmişti. Bir tarafta bir ağanın kardeşi istiyordu. Öte yanda gariban Hüseyin. Mihriban, tercihini Hüseyin’den yana kullanmıştı da sıkıntıdan kurtarmıştı Hüseyin’i. Mihriban İbrahim’i istemediğini bildirdiği halde diretmişti Abuzer ağa: - Ne zamandan beri eksik eteklere söz düşer oldu? Bu gızı bizden başkası alamaz... Abuzer’in kılıcının hem önü kesiyor, hem arkası. Ne dense kâr etmiyor. Rahmetli kayınpederi İhsan efendi iki arada bir derede kalmış, ne yapıp edeceğini bilmiyordu. O sıkıntılı durumda babası Müslüm’ün cesur kararı çıkmıştı. - İhsan gardaşım biz bu gızı Allah’ın emriyle isteyip alıyoh, kim engel olacaksa olsun bahalım... Davullar çalmış, ateşler yakılıp keşkekler pişmiş, davarlar kesilmişti... Düğün sonuna kadar tedirgin kalmışlardı, Abuzer düğünü basıp gelini kaçırır diye. Ama ne hikmetse buna teşebbüs etmemişti Abuzer. Fakat daha sonra hayatı zindan etmişti onlara. Yıllarca kan kusturmuştu. Kimbilir belki de Mihriban’ı alamamaları sebebiyle vermişlerdi bunca sıkıntıyı. Hapiste olduğu yıllarda en çok Mihriban’a bir şey yaparlar diye korktu. Yıllarca eli yüreğinin üzerinde volta attı. Mihriban onun namusuydu, şerefiydi, sevdiğiydi, herşeyiydi. Namus lekesi başka şeye benzemez ancak kanla temizlenirdi... Mardinli Mehmet Emin üç kişiyi birden vurmuştu namus uğruna. Hapiste el üstünde tutulmuştu bu yüzden. Eğer Mihriban’ın kılına halel gelseydi yakardı Abuzer’i... Her zaman olduğu gibi gene içini bir sıkıntı kaplamıştı. Çoğu zaman böyle olurdu. Hırs ve kini aklını örten Abuzer 8 yıl boyunca ailesine sataşmadan durabilir miydi. Ailesinden hiçbir fert ne mektuplarında, ne de ziyaretine geldikleri zaman belirtmemişlerdi ama. Gerçekten ailesine hiç kötülük etmemiş miydi Abuzer? Eğer gerçekten etmediyse erkek adammış diye düşündü. Yoksa “göz görmeyince gönül katlanır” kabilince kendisinin huzuru bozulmaması için bildirmemişler miydi? Eğer Mihriban’a bir kötülük yaptılarsa İstanbul falan dinlemez dönerdi köye. İşte o zaman Abuzer görürdü yaptıklarının karşılığını... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT