BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Geleceğiyle ilgili tasarılar kurmaya çalışıyor, gene bocalamaya başlıyordu. Koca İstanbul’da ne iş yapacaktı. Amelelikten başka bir iş gelmezdi elinden. Sadece ev bulmakla mesele bitmiyordu ki. 6 kişilik nüfus geçindirecekti İstanbul’da. Çocukları okula gönderecekti.



Hüseyin, oturduğu koltukta bir o yana bir bu yana dönüyor, hapiste alıştığı şekliyle arada bir otobüsün içinde volta atmaya yelteniyordu. Onun ayağa kalktığını gören yolcular başlarını çevirip dikkat kesilince tekrar yerine oturuyordu. Abuzer’i zihninden silebilmek için büyük gayret sarfediyor, Geleceğiyle ilgili tasarılar kurmaya çalışıyor, gene bocalamaya başlıyordu. Koca İstanbul’da ne iş yapacaktı. Amelelikten başka bir iş gelmezdi elinden. Sadece ev bulmakla mesele bitmiyordu ki. 6 kişilik nüfus geçindirecekti İstanbul’da. Çocukları okula gönderecekti. Ya iş bulamazsa ne yapardı. Büyük yerde sefil olmak köy yere benzemezdi. Otobüs İstanbul terminaline gelene kadar düşünceler yumağını çözmeye uğraştı muvaffak olamadı bir türlü. Gece boyunca gözünü kırpmadan düşündü durdu. Otobüsten iner inmez bir taksi çağırıp Elvan beyin verdiği adrese yöneldi...  Ercan bey yazıhanesine öğleye doğru gelmişti. O zamana kadar 8 kez gidip gelmişti yazıhaneye. Burası Boğaz’da lüks bir muhitti. Hüseyin bu kadar güzel bir mekanı ilk defa görüyordu. Ercan beyin henüz gelmediğini sekreterinden öğrenince sahile iniyor bir bankın üzerinde bir müddet bekliyor, tekrar yazıhaneye dönüyordu. Ercan bey sekreterine: - Beni arayan var mı? diye sorunca. - Bir bey geldi efendim, abiniz Elvan beyin yanından gelmiş size mektup getirmiş, demişti. Ercan bey merakla beklemeye başlamıştı abisinin yanından gelen adamı. Hüseyin 9. gelişinde Ercan beyi, kendisini bekler bulmuştu. Ercan beyin odası göz kamaştıracak derecede itina ile döşenmişti. Oda adeta bir ev büyüklüğündeydi. Misafir koltukları halis deri kılıflı olup yeşil cam toplantı masası göz alıyordu. Telefon ahizeleri altın kaplama gibi duruyordu. Pencerelerin perdeleri Ercan beyin masasındaki bir düğme ile otomatik açılıp kapanıyordu. Hüseyin, Ercan beyin masasının karşısındaki koltuğa iğreti bir halde oturmuş, iki büklüm bir kat olmuştu. Ercan bey bir müddet abisinden gelen mektubu okuduktan sonra, Hüseyin’e döndü - Hemşerim hoş geldin geçmiş olsun. - Sağol beyim, Allah razı olsun. - Nasıl geçti hapishane yılları... Hüseyin bu suale nasıl cevap verileceğini bilemiyordu: - Nasıl olsun beyim, hapislik işte... - Neyse, neticede tahliye olmuşsun işte. Geçmiş olsun... Ne içersin çay, kahve? - Sağol beyim, zahmet olmasın.. - Ne zahmeti canım, sen abimin misafirisin. - Çay içeyim o zaman... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT