BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Hep bir eğitimci olmak istedim’

‘Hep bir eğitimci olmak istedim’

Ben iyi bir eğitmenim... Bunu hissediyorum... Benim konferanslarıma gelip dinleyenlerden aldığım intiba bu... Aslında üniversitede öğretim üyesi olmak istiyordum ama babam ölünce kısmet olmadı, işadamı olduk... Yoksa bir eğitimci olmak içimde hep ukde olarak kalmıştır...



Şimdiye kadar “ah keşke” diye bir şey söylemedim... Ben çok sade bir hayatı olan insanım... Çok şey aramıyorum... Gerek sosyal hayatımda, gerek şahsi hayatımda, iş hayatımda daima hizmet fikriyle çalıştım... Aileme, topluma ve ülkeme hizmet için uğraştım... Tabii bunu da bana büyük faydası olacağına inanarak yaptım... Yalnız kişisel menfaatimle, şirket menfaatinin, şirket menfaatiyle ülke menfaatinin çakışır olmasına çok dikkat ettim... Hedeflerimi, öyle ulaşamıyacağım hedefler olarak koymadım... Kimseyle yarışmaya kalkmadım, kendimle yarışmaya çalıştım hep... Çok fazla haris olmadığım için de ah keşke diyecek bir yaşayışım olmadı... Çok üzüldüm Üzüldüğüm hadiseler oluyor tabii... Örneğin, bazı dostların vefatlarına üzülüyorum... Bazı işleri beceremeyişime üzülüyorum, yapmam gerekli olan bazı işlere yetişemediğim için üzülüyorum... Bazı konulara yeterince ağırlık veremediğim için üzülüyorum... Çok beğeniyorum Topluma faydalı bir iş yapıldığı zaman, bu işi yapan kimseyi çok beğeniyorum... Örneğin topluma yararlı bir kitap yazıldığı zaman, bir okul yapıldığı zaman... Bu gibi çalışmaları beğeniyor, takdirle karşılıyorum... Tek arzum Bu arzum biraz haris gibi gelebilir ama tek arzum “başarı” ve “mutluluk...” Sevmiyorum Ben nefret eden bir adam değilim... Hiç sevmiyorum diyebileceğim bir şey yoktur... Evet, bazı konulara ilgi duymam, bazı konular beğenim dışındadır ama nefret derecesinde sevmemezlik bende yoktur... Nemelâzım Nemelazımcı biri değilim... Bu benim yapımda yok... Öyle ki, hiç mecbur olmadığım halde, “Beni ilgilendirmez” dediğimde kimsenin abes karşılamıyacağı hallerde bile ilgisiz kalamıyor, elimden birşey gelirse onu yerine getirmeye çalışıyorum... Ve bu duygularımı laf olsun diye değil, yürekten inanarak söylüyorum... Hiç anlamam Loto gibi toto gibi şans oyunlarından hiç anlamam... Ömrümde bir kere olsun bir ruletin başına geçip de oynamış değilim... Kumar oynamak dedikleri olayı gerçekten hiç anlamıyorum... O tür şeylerin şans getireceğine inanmıyorum... Hatta gündemde imiş, geçen bir arkadaş elinde loto kağıdı gelmiş, dedim “Nasıl oynandığını bile bilmiyorum... Özür dilerim...” Pişmanım Şimdiye kadar pişmanlık duyduğum hiçbir hadiseyi hatırlamıyorum... Pişman olacağım bir durumla karşılaşmadım... Çünkü ulaşamayacağım hedefleri hedef edinmedim... B i r h a t ı r a . . . Bakanın örnek davranışı Yıl 1958... O zamanlar araştırma komisyonlarının falan yeni kurulduğu dönemlerdi... Bir Cumartesi akşamı... İki polis gelmiş evime... Akşam hanım dedi ki: -Biri sivil iki polis gelecek... Ertesi akşam biri sivil iki polis geldi... Dediler ki, yarın sabah saat 07.00’de sizi Ankara’ya götüreceğiz... -Niçin? Bana cevap vermediler... Bunun üzerine kızımı ve karımı kayınpederimin yanına götürdüm... Ertesi sabah 07.00’de hazır oldum... Hava meydanına götürdüler... O zaman DC tipi pervaneli küçük uçaklar vardı... Bana bir bilet verdiler ve uçağa bindik... Ankara ikibuçuk saat sürüyordu o uçakla... İkibuçuk saat boyunca, niçin gittiğimi, nereye götürdüklerini düşünüp durdum... Acaba bana ne yapacaklar?.. Alana iner inmez bir siyah araba uçağın yanına kadar geldi... Dediler, “Haydi seni merkez bankasına götürüyoruz...” Şaşırdım elbet... Pazar günü olmasına rağmen merkez bankasının arka kapısından beni toplantı odasına götürdüler... O zamana kadar öyle güzel bir salon görmemiştim.. Kristal küllükler, vazolar ki çok mükellef bir toplantı salonu... Ben tek başıma bekliyorum... On onbeş dakika kadar bekledim... Gerçi yolculuktaki gibi değildim ama yine de ne olduğu ne olacağı meçhul... İçeriye beş altı kişi girdi... Bunlardan birini tanıyordum... Vehbi Ekesan, kendisi Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcısıydı... Ben tabii bunları görünce rahatladım ama, o zamana kadar başlarındaki şahıs da kendini tanıttı... -Ben Tan Doğan, Merkez Bankası Guvernörüyüm... Bakın bizim banknot matbaamız var ama para basamıyoruz... Çünkü ısıtma kliması uygun çalışmıyor, renkler üst üste kayıyor... Bu iş için üç ay gibi bir süremiz var... Sayın Başbakanımız Adnan Menderes bey talimat verdi... “Bu matbaa çalışacak ve para da basılacak!” dediler... Bu arada bizim dövizimiz de çok kıt... Bu işi sizin yapacağınızı Sümerbank’tan öğrendim... Onun için oturun ve teklifinizi yapın...” Ardından beni bir araba ile merkez bankasına götürdüler... Tabii ilk işim telefonla evi aramak oldu... Dedim, “Korkulacak bir durum yok... İşler yolunda...” Durumu yerinde değerlendirip, ardından oturup hesap yaptım ve o zamanın parasıyla 236 bin liralık bir teklif yazıp verdim... Tahminen kırk sene önce... Şimdi bahşiş bile değil... Tabii bunu yazarken iyi bir tenzilat yapabileceğimi düşünerek bu fiyatı verdim... Tan Doğan bey, teklif zarfını açtı, baktı ve “Bu biraz fazla değil mi?” dedi... Ben daha cevap vermeye fırsat bulamadan, Celal Sahir bey geldi ve “Evet efendim, gerçekten çok pahalı, bunu 235 bin lira yapalım” dedi... Böylece o ihaleyi aldık ve ben gece gündüz orada kaldım... Üç ayda bitirip teslim ettik... Çok da başarılı bir tesis oldu... Bugün halen o sistem mi çalışıyor bilmiyorum ama, şimdiye kadar hiçbir şikayet de almadık...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT