BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir taşralının anıları

Bir taşralının anıları

Onu ilk defa hangi salatanın ve ekmeğin bendenize ait olduğu problemini henüz çözemediğim bir high-society sofrada tanımıştım. İzmir Enternasyonal Fuar Müdürü idim. Gençtim ve İstanbul’a gelen her taşralı gibi ürkektim.



Onu ilk defa hangi salatanın ve ekmeğin bendenize ait olduğu problemini henüz çözemediğim bir high-society sofrada tanımıştım. İzmir Enternasyonal Fuar Müdürü idim. Gençtim ve İstanbul’a gelen her taşralı gibi ürkektim. Üstelik Türkiye’nin önde gelen bir işadamı ile beraberdim. İşte o gün onun eğitime ne kadar önem verdiğini ve bunun için her fırsatı nasıl değerlendirdiğini görmüş oldum. Sofradaki gençlere bir tülün içine sarılmış limonun nasıl sıkılacağını, hangi salatanın kime ait olduğunu, sofradan kısa bir süre için ayrılmak gerektiğinde peçetenin nereye konacağını, insanın taşralı olduğunu yüzüne vurmadan içten, samimi, esprili bir şekilde anlatıyordu. Bundan 13 yıl önce İstanbul’a gelmek bana da kısmet oldu. Ve sonraları onunla çok daha sık görüşmek mümkün oldu. Onu hep ülkeye bir şeyler katmaya, şirketlerde ve toplumda öğrenen bir kurum ve toplum kültürü oluşturmaya çalışırken hayranlıkla izledim. Televizyonda 3 yıl süren “İş Dünyamız” programına ne zaman davet etsek kırmaz, atlayıp arabasına gelirdi. Hatta bir defasında bir konuğumuz son anda mazeret beyan edince bir gün önce akşam üzeri aramıştık. Randevularını zar zor ayarlayıp gelmişti. Bunun ne demek olduğunu televizyonda canlı program yapanlar bilir. Şimdi ülkeye katkıda bulunmak ve hatırasını tazelemek için kendinden duyduğum bir anekdotu sizlerle paylaşacağım: Bir sohbette konumuz “Müşteri Odaklı Olmak” idi. Bunun uzun yıllar emek verilmesi gereken bir kültür oluşumunu gerektirdiğini belirtmiş ve şu örneği vermişti; “Resulcuğum, bir gün New-York’tan dönüşte bir kemer almıştım. Havaalanına giderken kemerin hatalı olduğunu gördüm. Vaktim vardı. Taksiyi durdurup indim. Benzer şeyler satan bir mağazanın tezgâhtarına, kemeri satın aldığım mağazanın bu yakınlarda bir şubesi olup olmadığını sordum. Genç ve güleryüzlü tezgâhtar bana, aradığım mağazanın o civarda bir şubesi olmadığını söyleyip bana nasıl yardımcı olabileceğini sordu. Ben de soruyu cevapsız bırakmak gibi bir nezaketsizlik yapmamak için, derdime deva olamayacağını bildiğim halde, konuyu kısaca anlattım. Uçağa yetişmek zorunda olduğumu belirtip izin istedim. Genç tezgâhtar, ‘Bayım’ diye söze başlayıp, ‘Sizi böyle üzüntülü olarak yolcu edemem, fişiniz ve kemerinizi bana verin, paranızı iade edeyim; ben müsait bir zamanda gider konuyu hallederim’ dediğinde şaşırıp kalmıştım. Müşteri odaklı olabilmek toplumsal bir kültür meselesidir. Amerika ve diğer gelişmiş ülkeler sadece teknoloji ile değil uzun yıllar sabırla oluşturdukları ticari kültürle başarılı oluyorlar.” Bazı dükkân ve mağazalarımızda “Satılan mal geri alınmaz” levhaları asılı durduğuna göre bu anekdot hâlâ güncelliğini koruyor olmalı. Son görüşmemiz Boğaz’da Mısır Konsolosluğu’nun o tatlı ve tarihi binasında olmuştu. İDEM’i ve “Kalbe Endeksli Yönetim”i sordu uzun uzun. Eğitime katkıda bulunmak gayretimizi övgüyle karşıladığını, ancak bunun çileli bir yol olduğunu, çok sabır gerektirdiğini söylemişti. Tüm iş dünyamıza, kederli ailesine, çalışma arkadaşlarına ve özellikle gerçek bir bilgi ve tevazu örneği olarak ülkemize kazandırdığı oğlu İzzet Garih’e başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Babalarıyla övünebilirler. İyi haftalar efendim.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT