BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Reel sektör üvey evlat

Reel sektör üvey evlat

Ekonomimizdeki hastalığın nedeni yalnızca faiz ve döviz olarak görülmemeli. Derdi çekenler bunu biliyorlar da bilmesi gerekenler bilmiyor.



Ekonomimizdeki hastalığın nedeni yalnızca faiz ve döviz olarak görülmemeli. Derdi çekenler bunu biliyorlar da bilmesi gerekenler bilmiyor. İktidar ve ona bağlı ekonomi yönetimi için varsa yoksa, faiz ve döviz.. Aylardır bu yanlışlığı sürdürüyorlar. Mesailer faiz ve döviz konularında harcanıyor. Dikkatinizi çekerim! Projelerin tamamı finans sektörüne yönelik. ‘Maddi destek’ faiz-döviz enstrümanlarıyla çalışan bankalara veriliyor. Takas operasyonuyla bankalar rahatlatıldı. Yeni takaslar yolda, geliyor. Bankalara açık pozisyonlarının kapatılmasıyla bir dizi avantajlar sağlandı. Bakmayın bankacıların ağlamasına..Takas sonrasında doların sert yükselişi bankalara yaradı. Çok güzel kâr yazdılar. Kemal Derviş bizzat bankaların üzerine gelinmemesi için çalıştı. Avrupa turuna çıktı. Gene gidiyor. Yoğun gayret gösteren Derviş olumlu sonuç aldı ki, bugünlerde sürekli imzalanan anlaşmaları duyuyoruz. Vadesi gelen yurtdışı kredilerini ödeyen bankalar yeni krediler bularak nefeslendiler. “Ohh” diyen bankalar. Devlet değil. Dikkatinizi çekerim. Kendine hayrı yok Soru: “Hükümet faizi düşürüp, dövizi engelleme çalışmasında başarılı mı?” Cevap: “Hayır.” O halde, kendi faiz-döviz problemini çözemeyen ekonomi yönetimi, bankalarının derdine çare oluyor. Bu kesin. Önceliğin neden bankalara verildiğini bir türlü anlayamıyorum. Eğer reel sektör denen üretici kesim hayatını kaybederse, bankalar kimle çalışacak? “Devlet baba”nın ayıbı ‘Devlet baba’ iki evlâda sahip. Fakat evlatlar arasında ayırımcılık yapıyor. Adı ‘İstanbul bankaları’ olan evlât çok kıymetli. ‘Devlet baba’ kendisini her zaman sömüren, üzen ‘İstanbul bankaları’ adındaki evlâdına canını veriyor. Kendi yemiyor, ona yediriyor! ‘Reel sektör’ ismine sahip evlât sanki ‘devlet babanın’ çocuğu değil. Aslında ‘reel sektör’ dürüst, çalışkan, söz dinleyen, aileye para kazandıran sessiz ve garip bir yavru. Dışlanarak büyümesine karşın ‘devlet babasını’ hiç üzmemiş. Kendi kazanmış, ailesine vermiş. Şimdi ise.. Türkiye’deki tarihi ekonomik kriz yüzünden ‘reel sektör’ el uzatmış ‘devlet babasına’ yardım bekliyor. “Babacığım hediye istemiyorum. Biraz borç ver, canımı kurtarayım. Ölüyorum. Kendimi kurtarayım, fazlasıyla geri ödeyeceğim. Biliyorsun borcuma sadığımdır.” Yalvaran sözler ‘reel sektöre’ ait. ‘Devlet baba’ ise “Beni rahatsız etme. Param yok. Sen güçlüsündür. Bana ihtiyaç duyma kendini toparlarsın. Şimdi kardeşin ‘İstanbul bankaları’ ile beraberiz. Sonra görüşürüz” diyor. Uyuyun siz! Geçtiğimiz hafta İzmir, Balıkesir ve Bursa’da dört gün geçirdim. Reel sektör sınıfına giren esnaf, sanatkâr, KOBİ, sanayici yani üreten kesim mahvolmuş..’Siftahsız gün’ deyimi artık ‘siftahsiz haftaya’ dönüşmüş. İnanın, bankalara borçlu olmayan kimseye rastlamadım. İzmir’de yedi sanayicinin fabrikasına uğradım. Balıkesir’de fırın, kasap, berber dolaştım. Bursa’da havlucuya, kebapçıya gittim. Bankalardan aldıkları kredilerin faizlerini ödeyemiyorlar. Üstelik bir de temerrüte düşmüşler. Yazıyor yüzde 250’lik faiz. Ekim’e kalmaz gelirler hacize bankalar. Çünkü piyasa ölü. Talep yok. İş yok. Üretim yok. Kazanç yok. Reel sektör sonunu bekliyor. Sonun başlangıcı Yaklaşık iki aydır “reel sektör desteklenecek” açıklamalarını duyuyoruz. Hem de kimlerden ! Ecevit’ten, Bahçeli’den, Yılmaz’dan, Derviş’ten.. Hükümet TOBB ile toplantı üstüne toplantı yapıyor. Sonuç nafile.. En kritik günler geçiyor. Reel sektör sonun başlangıcına artık ulaştı. Başbakan Bülent Ecevit hafta sonu “Güç durumda olan ama kurtarılabilecek şirketlerin ödeyemedikleri borçları taksitlere bağlanacak” açıklamasında bulundu. İnşallah devletin hantal bürokratik yapısı Ecevit’in “yapacağız” dediğini geciktirmeden derhal uygulamaya başlar. Ayrıca Türkiye Halk Bankası kredileri bu hafta içinde açılır da reel sektöre ‘bir damla can suyu’ verilir. Yine de işlerin hızlanacağına dair umutsuzum. Söyleyeyim. Küçülme ders olsun Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 2001 yılı ilk yarısı ile ikinci üç aylık dönemini içeren Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) rakamları Türkiye’nin halini göstermiyor da neye işaret ediyor? Yüzde eksi 11.8 küçülme rakamından hâlâ ders alınamıyor mu ? Bu sorumsuzluk, bu umursamazlık, bu pişkinlik niye?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT