BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Gülsüm Nine torunlarını ve gelinini bağrına basarken iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Müslüm Dede metanetini kaybetmese de insanoğlu yaşlanınca bağrı yufkalaştığı için olacak “Yavrularım” demiş hıçkırıklarını bırakıvermişti...



Gurbet kolay değildi... Durmuş Efendi o geceyi kayınpederinin evinde geçirdi. Onun akşam vakti Karacabelen’e gelişi Abuzer’in dikkatini çekmişti. Mihriban bir ara dışarı baktığında evin etrafında omuzunda tüfek asılı iki kişinin gölgesinin dolaştığını farketmiş, korkmuştu. Eli yüreğindeydi. Bu Abuzer’in ne yapacağı belli olmazdı. Durmuş efendi bir ara gitmek isteyince, Müslüm Dede’yi hole çağırmış dışarda silahlı iki kişi olduğunu söylemişti. Müslüm Dede bunu öğredikten sonra damadını, salmamış geceyi orada geçirmesini sağlamıştı. Karacabelen’i terk edene kadar geçen iki gün içinde hummalı bir şekilde çalışmıştı Mihriban. Çuvallara un, bulgur, aşlık doldurmuş, birkaç tane yün yorgan, döşek hazırlamıştı. Her yeri geldiğinde yaşlı kayınpeder ve kayınvalidesine birlikte gelmeleri için yalvardıysa da sonuç değişmemişti. Şafak sökmeden Durmuş enişte kırmızı bir minibüsle gelmişti. Minibüs Müslüm Dede’nin evinin önüne gelirken gürültü yapmasın diye yokuş aşağı boşta çalıştırılmıştı. Mihriban ve çocuklar zaten geceden hazır oldukları için yük ve eşyaların arabaya yerleştirilmesi fazla bir zaman almadı Müslüm Dede eşyaların yerleştirilmesine yardım etmek yerine Abuzer’in adamları var mı yok mu oları gözetledi. Bu saatte onların pek uyanık kalamayacağını tahmin ediyordu ama gene de tedbiri elden bırakmamak gerektiğine inanıyordu. Gülsüm Nine torunlarını ve gelinini bağrına basarken iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Müslüm Dede metanetini kaybetmese de insanoğlu yaşlanınca bağrı yufkalaştığı için olacak “Yavrularım” demiş hıçkırıklarını bırakıvermişti... Gurbet kolay değildi. Ciğerparesi tek oğlundan 8 yıl ayrı kalmıştı. Şimdi ise düyadaki yegane tutunacak dalları kopuyordu bu köyden. Yaşı bir hayli ilerlemişti, dünya gözüyle torunlarını bir daha görebilir mi belli değildi!.. Minibüs hareket ederken Gülsüm Nine bakraçla su dökmüştü arkalarından. Köyde adetti işte... Birisi sefere çıkarken tez gelmeleri için su dökülürdü. “Su gibi çabuk gelin” demekti bu hareketin manası... Cemal’in aklı ermeye başlamıştı. Doğduğu günden beri hiç ayrı kalmadığı dedesi ve babaannesinden ayrılmanın iç burukluğunu yaşıyordu Hatice’ye ise bir oyun gibi gelmişti bu seyahat... Mihriban arkadaki koltuğa oturmuş, çocukları da yanına oturtmuştu. Durmuş enişte şoförün yanında oturuyordu. Alacakaranlıkta minibüs yol alırken patika yollardan kalkan tozlar bir bulut halinde arabanın peşinden koşuyor adeta “Gitmeyin yareler, bu diyarı terk etmeyin” diyordu. Daha bebeklikten itibaren bu tozlarla haşir neşir olmuşlardı. Bu köyün tozları zarar vermezdi insana. Harman savrulurken her tarafı toz olurdu şöyle bir eteklerine vurunca çekip giderdi bu tozlar... Gözleri arkadaydı Mihriban’ın acı tatlı nice hatıralar yaşadığı bu mekanlar yüzlerce hatırayı canlandırıyordu hafızasında. 13 yıl önce şu harmanda ateşler yakılmış, keşkekler kaynamış, köyün gençleri halay çekmişti. O günkü hayalleriyle bu günkü hayalleri birbirine uymuyordu. O zaman nerden bilebilirdi Hüseyin’in İbrahim’in katili olup hapis yatacağını. Bugün baba ocağını kaçarak terk ediyorlardı. En tabii hakları olan yaşama hakkını kaybetmemek için kaçıyorlardı... * DEVAMI YARIN Yazan: KEMAL ARKUN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT