BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir aile panoraması...

Bir aile panoraması...

Babam hastalığıyla uğraşırken, onlar yangından mal kaçırırcasına keyiflerine göre daire beğeniyorlardı... Babam da, müteahhitle konuşup, fark vererek dördüncü katı aldı. Amcam demeye utandığım insan, babamı hasta halinde yeni bir borca sürüklemişti...



Bugün sizinle, isim vermeden bir genç kızın kaleminden bir aile panoraması okuyacağız. Bu tür manzara birçok ailede mevcut. Burada amacımız, haklı haksız yörene, objektif bakıldığında, bu tür sebeplerin, gönül kırmaya ne kadar değip değmeyeceğini daha net görmek olmalı. “Yıl 1995... Allahın izniyle bir ev almaya karar verdik. Kendi bütçemize göre iki oda bir salonlu bir ev bulduk. Ev küçüktü ama idare etmeliydik. En azından yeni yapılacak evlerimizin çalışmaları bitene kadar. Evin fiyatı o zamana göre beşyüzmilyon lira tuttu. Babam ise sadece dörtyüz milyonu bulabildi. Soğukta karda kışta arabayı satılığa çıkardı. Ama ne fayda onu alan olmadı. Bu durumda dedemden yeni bir öneri geldi. Kalan yüz milyonu amcam verecekmiş ve eve ortak olacakmış. Aradaki dengeye bakar mısınız? Dörtyüz milyon nerede yüz milyon nerede? Bir de dedem, önceden bizim alacağımız evi görünce, “Burası bir karı bir kocaya yetecek kadar, siz buraya sığmazsınız” demişti. Peki böyle düşünen dedem, nasıl olur da şimdi bu küçücük eve bir de ortak arar? Oysa amcamın bize ortak olmasını teklif edeceğine, ona, bu parayı bize borç vermesini, bizim ona daha sonra ödeyeceğimizi söylemesi daha mantıklı değil miydi? Mantıklı olabilirdi ama, babamı dedem evlat olarak görmüyordu ki? Zaman zaman hep şüphe etmişimdir, acaba babamla onlar kardeş mi diye? Çünkü benim babam çok farklı bir insan. Sonunda o küçücük eve yüz milyon lira yardım etti diye, amcam da ortak oldu. Aradan üç dört sene geçmişti. Bir gün amcam geldi ve dedi ki: -Abi ben payıma düşen parayı almak istiyorum. Bahanesi de hazır. Beyefendi kendisi bir ev alacakmış. Bu durumda babam yine itiraz etmedi. “Tamam” dedi. Beyefendinin parası üç dört sene içinde epey değerlenmişti. Ortaya öyle bir durum çıkmıştı ki, bizim evdeki payına düşen miktar karşılığında, babam ona, onun alacağı evin yarı parasını ödedi. Kalan miktarı da o vererek yeni bir ev sahibi oldu. Gelelim ikinci konuya, bizim yapılmakta olan diğer evimiz de tamamlanmıştı. Ama öte taraftan babam lösemi hastasıydı ve tedavi görüyordu. Bir gün amcam yine geldi ve dedi ki: -Abi babam falanca daireyi alıp imzaladı. Ben de üçüncü katın ön cephesini alıp imzaladım. Sana da üçüncü katın arka cephesi kaldı, sen de burayı imzala. Yapımı tamamlanan evin bölüşümüydü bu. Babam bu duruma oldukça içerledi. Benim babam hastalığıyla uğraşırken, bu adamlar da yangından mal kaçırırcasına keyiflerine göre daire beğeniyorlardı. Babam da, müteahhitle konuşup, fark vererek dördüncü katı aldı. Amcam demeye utandığım insan, babamı hasta halinde yeni bir borca sürüklemişti. Ne vardı sanki ön tarafı babama bıraksa, sonuçta senin ağabeyin değil mi? Söyledim ya, babamı onun kadar sevemediler. Bir gün yengemin babasıyla, dedem, yani iki dünür konuşuyorlardı. Yengemin babası dedeme şunları söylüyordu: -Bizim kız o evi alabilmek için nişan yüzüğünü dahi bozdurdu. Ne kadar sinirlendim anlatamam. “Kolunda o kadar bilezik varken, niye nişan yüzüğü?” demekten kendimi alamadım. Zaten o kolundaki bileziklerin de mazisi büyük. Anlatmaya kalksam sayfalar yetmez. Neyse, dedem de şöyle konuşuyordu: -Bizim oğlan, kardeşine paraları buldu buluşturdu da ondan kanser hastalığına yakalandı. Utanmadan bu şekilde söyledi. Allahın takdiri böyleymiş be adam. Her borç ödeyen kanser mi oluyor? Nice zenginler var kanser hastası. Ya o küçücük küçücük lösemili çocuklara ne demeli? Onlar da mı borç altındaydı? Ve sen eskiden, babam için, “Allah onun bir sigarasını nasip etmesin” diyordun. Şimdi babamın üzerine kayıtlısın. Kendi hastalığıyla uğraştığı yetmiyormuş gibi bir de senin hastane işlerinle babam uğraşıyor. Tabii ki babam evlatlık vazifesinin idrakinde bir insan. Sen ise Koskocaman adamsın ve çocuklarına karşı vazifelerinden habersizsin... Büyük konuşmak senin neyine? Bir de yanında üç beş insan görünce ağlamaya başlıyor. Neymiş, babamın hastalığına üzülüyormuş. Üzülen insan bu kadar haksızlık yapmaz. Ağlıyorsan git başka yerde ağla. İnsanlara gösteriş de neyin nesi? Niye biz çocukları olarak babamıza ağladığımız zaman yanımızda birileri olmuyor? Kimseyi aldatmayalım beyler. Şunu iyi biliyorum ki, babamın yakınları bizi istemiyorlar. Daha evliliklerinin ilk haftaları anneme yapmadıklarını bırakmamışlar. Bu insanlar annemi hep kıskanmışlar. Hâlâ da kıskanıyorlar. Bizim mutluluğumuzu asla istemiyorlar. “Benim annem sizin gibi sürüler halinde değil. Yalnız ve yüksekten uçar da siz ona yetişemezsiniz. Eline bile su dökemezsiniz.” Bu hayatta şunu öğrendim; bu dünyada ne iyiler ne de kötüler tükenirmiş?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT