BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayatımızdaki harika ölçü ve dengeler

Hayatımızdaki harika ölçü ve dengeler

İnsanın düşünce ve duygu dünyasının başlı başına müthiş bir sistem ve âhengin habercisi olduğunu gözardı edemeyiz. Bizim bugün en ince detayına kadar didiklenen biyolojik ve fizyolojik yönümüz, insan yaratılışının en mükemmel kıvamda gerçekleştiğinin en çarpıcı ve şaşırtıcı örnekleriyle doludur.



Bütün kâinat (evren), zerreden küreye, atomlardan galaksilerdeki muazzam planetlere kadar akıllara durgunluk veren çok ince ve hassas hesap ve dengeler üzerindedir. Canlı cansız bütün varlıklar, harika bir mîzanla ölçülüp biçilmiştir. Hiçbir şeyin var olması, varlıkta kalabilmesi, tesadüfî, gelişigüzel değildir. Varlıkların her çeşit hareket ve sükûnu belli bir hikmet ve amaca dayanmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’deki tabiriyle mîzan, yani ölçü, varlıkların temeline yerleştirilmiş temel prensip ve nizamdır. Varlık âleminde hassas bir saat gibi çalışan bu ölçü ve dengelerin sırrını araştırarak hayatını bu esaslara göre düzenlemek, insanın en kaçınılmaz görevidir. Çünkü insanın varlık ve esenliği ölçülü, dengeli ve planlı olmasına bağlıdır. Maddî ve bedenî varlığı kadar, sosyal ve moral hayatı da insana ölçülü ve dengeli yaşamanın vazgeçilmezliğini telkîn etmektedir. İnsanın fizik ve psikolojik yapısı, en güzel ve mükemmel kıvam ve ölçülerdedir. (Bkz. et-Tîn 4) İnsanın eli, ayağı, gözü, kulağı onun rahat, huzur ve mutluluğunun gereklerine tam ve eksiksiz cevap verecek ölçülerde yaratılmıştır. Ahsen-i Takvîm’in (en mükemmel kıvam ve ölçünün) hikmet ve sırrı burada saklıdır. Amiyâne ve yüzeysel bir görüşle bazıları, insanın ideal ölçülerde yaratıldığı gerçeğine itiraz ederek sözüm ona daha güçlü ve etkili insan hedefleyerek meselâ, duyu organlarımızın bazı hayvanların çok gerisinde kaldığını öne sürebilir. Sözgelimi “Kedi ve köpeklerin göz ve kulakları insanınkinden çok daha güçlü ve hassastır. Şu halde insan yaratılışının hangi mükemmeliyetinden söz ediyoruz?” denilebilir. Aslında böyle düşünenler konuyu hilkat bütünlüğü içinde ele alırlarsa mevcut beşerî ölçülerin insanın bedenî ve rûhî esenliği açısından en ideal kıvamı oluşturduğunu anlayacaklardır. Evet insan kulağı ses titreşimlerinin ancak belli frekanslarını algılayabiliyor. Çok zayıf veya fazla şiddetli sesleri duyma yeteneğine sahip değildir. “Keşke en hafif fısıltılardan da zayıf sesleri de duyabilseydik” gibi fantezi ve özentilere kapılanlar da çıkabilir. Herşey sebeplidir Veya bir başkası “Gözümüz hâlihazırdaki görme gücünün çok daha üstüne çıksaydı, fena mı olurdu?” kabîlinden bir sevdaya giriftar olabilir. Bütün bu ve benzeri heves ve kuruntular, belki ilk bakışta ma’kûl ve ma’sûm temennîler olarak değerlendirilebilir. Fakat konuyu biraz ciddî ve bilimsel anlamda irdeleyecek olursak umduklarımızdan çok farklı sonuçlarla karşılaştığımızı görürüz. Meselâ, kulağımız mevcut güç ve hassasiyetinin üstünde bir performansa sahip olsaydı moleküllerin çarpışmasından hasıl olan lüzumsuz hışırtı ve gürültülerle huzur ve sükûna hasret kalırdık. En sessiz olması gereken ortamlar dahî bizim için çekilmez azap mekânları hâline gelebilirdi. Düşünün ki gözlerimiz şimdikinden çok daha keskin ve hassas hâle getirilmiş olsun, bu durumda günlük hayatımızın her safhasına giren elektrik akımı bizim için dayanılmaz bir sıkıntı ve azap kaynağı olabilirdi. Bilindiği gibi gözlerimiz, saniyenin ellide birlik bölümleri içinde meydana gelen yanıp sönme olayını fark edemeyecek şekilde yaratılmıştır. İlk bakışta bu ciddî bir kusur gibi görünüyor. Fakat gelin görün ki bu kusur (!) olmasaydı alternatif akım (şehir cereyanı), gözlerimiz için başlı başına bir sıkıntı kaynağı hâline gelirdi. Bu yetmiyormuş gibi günümüzün önemli iletişim ve kültür aracı olan sinema ve televizyon teknolojisinden yararlanmamız söz konusu olamazdı. Çünkü gözümüz birbirinden nüanslarla (çok küçük farklarla) ayırt edilebilen görüntüleri bir hareket bütünlüğü içinde değil de tek tek ve kopuk kopuk görecekti. Bu da televizyon ve sinema teknolojisinin iflâsı anlamını taşırdı. İnsanın rûhî ve manevî yönü hakkında bilinen ve söylenenler çok sınırlı ve yetersiz olmakla beraber onun ne kadar müstesnâ özellikleri bulunduğunu gösteren, ilâhî kudret ve azamet nişânesi harika tecellîleri inkâra mecal yoktur. İnsanın düşünce ve duygu dünyasının başlı başına müthiş bir sistem ve âhengin habercisi olduğunu gözardı edebilir miyiz? Bizim bugün en ince detayına kadar didiklenen biyolojik ve fizyolojik yönümüz, insan yaratılışının en mükemmel kıvamda gerçekleştiğinin en çarpıcı ve şaşırtıcı örnekleriyle doludur. Şükretmek gerekir Beynimiz, sinirlerimiz, kalbimiz, ciğerlerimiz, sindirim organlarımız ve böbreklerimizin fizyolojisi vücudun sağlıklı bir hayat ve faaliyet düzeni içinde kalabilmesi için çok ince ölçü ve dengelerle gerçekleşmektedir. Hayat ve aktivitenin devamı için, vücuda enerji ve kalori sağlayacak besin maddelerinin beden için gerekli olanlarının bünyeye mâl edilmesi, atılması gerekli olanların fevkalâde hassas dengelerde ıtrâhı (dışarı atılması) o kadar şaşırtıcı bir düzen içinde olmaktadır ki bütün bunları bizlerin hiçbir müdahalesi olmadan gerçekleştiren yüce kudret sahibini tesbîh ve tebcîlden başka yapacak bir tek vecîbemiz, ona sonsuz hamd-ü senâ ve şükür olsa gerektir. Sübhâne men tehayyera fî sun’ihî’l-ukûl Sübhâne men bikudratihî yu’cizu’l-fuhûl
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT