BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eylül beklentileri!..

Eylül beklentileri!..

Eylül hazan ayıdır... Kimilerine göre hüzün, hüsran kimilerine göre ise, harman ve bereket ayıdır. Eylül nasıl başlarsa yılın sonu da öyle gelirmiş derler.. Eğer doğru ise yandık!.. Çalkantılı, soğuk ve zor bir kış geçireceğiz demektir. İnşallah yanlıştır. Batıl inançlara değil, ama siz tekrarlana tekrarlana dillerde yer eden eski halk deyimlerine bakınız. Böylesi deyimlerde mutlaka belirli belirsiz pek çok gerçeklere rastlarsınız...



Eylül hazan ayıdır... Kimilerine göre hüzün, hüsran kimilerine göre ise, harman ve bereket ayıdır. Eylül nasıl başlarsa yılın sonu da öyle gelirmiş derler.. Eğer doğru ise yandık!.. Çalkantılı, soğuk ve zor bir kış geçireceğiz demektir. İnşallah yanlıştır. Batıl inançlara değil, ama siz tekrarlana tekrarlana dillerde yer eden eski halk deyimlerine bakınız. Böylesi deyimlerde mutlaka belirli belirsiz pek çok gerçeklere rastlarsınız... Bunlardan birincisi “Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur” der!.. O kadar çok kullanılır ki tartışmaya değmez. İkincisi “Eylül nasıl başlarsa yılın sonu da öyle gelir” der.. Bu, denemeye dayanır. Doğrusu yanlışı tartışılabilir. Biz yanlış olmasını dileyen ve bekleyenlerdeniz. Zira bu yıl Ağustos’un sonu alışılmadık, beklenmedik şekilde yağmurlu, fırtınalı, kasırgalı geçti de insan eylülden sonrasını değil hayal etmeye, bir tahmin ve teşhiste bulunmaya bile adeta korkuyor. Memleket iki yıldan bu yana üç başlı bir koalisyon ile yönetilmeye çalışılıyor. Daha doğrusu memleketin yönetimi, fikriyat ve içtihatları üç ayrı siyasi parti arasında paylaşılmış veya bölüşülmüş izlenimini veriyor. Başbakan, -Başbakanımız fazla yorulmasın, üzülmesin diye olacak- sadece özel yardımcısının hazırladığı Koalisyon İçi Uzlaşma genelgelerini imzalamakla yetiniyor.. Allah onun da bizim de yardımcımız olsun!.. Eylül ile birlikte bu üçlü uzlaşmalardan bir yenisi daha açıklandı; Hükümete filan gerek yok.. Üç lider buluşmuşlar, aralarında konuşmuşlar.. Liderlerden ikisi aralarındaki bakan düşürme yarışını bir tatlı çözüme bağlamışlar. Anayasa’da yapılacak değişiklikleri (nasıl yapılabiliyorsa?) kendi aralarında öylece kararlaştırmışlar. Komisyona filan gerek kalmadan doğrudan 17 Eylül’de olağanüstü toplanacak Meclis’te anayasallaştıracaklarmış!..” Burada şöyle bir duraklayalım; bildiğimiz kadarı ile anayasaları kurucu meclisler yapar veya değiştirir. TBMM’nin gerekli oy sayısını bularak, bu amaçla başına hayli dar gelecek bir şapkayı devletin başına giydirdiğini düşünelim. Zamanla bu şapka da baş ağrısı yaparsa o zaman ne yapacağız?.. Böylesi ciddi konuları bu kadar aceleye getirmekte faydadan çok zarar vardır. Anayasa değişikliğinin gereğine, faydasına içtenlikle inanmış bir kimseyim. AB’ye katılacak isek bu zorunludur. Şekil ve üslup konusunda aynı şekilde düşünemiyorum. Bu tasarı önce MGK’da görüşülüp bir konsensuse varılabilmelidir diye düşünüyorum. Bu, Osmanlı’dan Tanzimata, Tanzimattan Osmanlı Devletinin son bulmasına ve nihayet Kurtuluş Savaşı’ndan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına kadar devam eden yapısal bir processüs’ün doğal gereği olarak görülmek gerekir. Osmanlı’da ilk batılılaşma hareketi Tanzimatta başlamıştır. Devlet yönetiminde üç unsur, İlmiye, Mülkiye ve Askeriye bir üçgen halinde yönetimde iş ve kader birliği halinde olmuşlardır. Yahut bu amaçla bir araya getirilmişlerdir. Cumhuriyetin kuruluşundan ve hilafetin ilgasından laikliğin uygulamaya geçirilmesinden sonra İlmiye dağıldı. Siyaset de tabiat gibidir, boşluktan hiç hoşlanmaz. Hemen her vilayetimizde bir üniversite veya fakülte, enstitü kuruldu. İlmiyenin boş bıraktığı alan genişletilerek “YÖK” ile doldurulmak istendi. Şimdiye kadar bu uygulamanın istenilen anlamda başarılı olduğunu söylemek yazık ki mümkün değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasından ve bu sırada görev ve yetkilerin tevzi ve tevdiindeki kıstasların bugünlere kadar uzantılarını hatırlamak veya tarihi okuyarak düşünmek, yolumuzu çok aydınlatacaktır!. Dönemin zorunlu şartları altında yapılan bu düzenlemenin bugünlerde uzantılarını yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz fevkalade vahim ekonomik ve mali bunalıma çerçeve veya taban oluşturan gerçekten tehlikeli siyasi konjonktüre rağmen iş başındaki yönetenlerimizden basiret beklemek hakkımızdır! Onların da bunu yapacaklarından kuşku duymuyoruz... Çankaya’ya ve görevine giderek ısındığını, alıştığını memnunlukla gördüğümüz Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, önceleri “yetkilerini fazla bulduğunu” beyan etmiş, ama gerekli olanları da tam olarak ve liyakatla kullanmaktan çekinmemiştir. Buna duyanarak örneğin Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmek hakkı vardır. Bu, aynı zamanda bir görevdir de.. Gerektiği zaman Bakanlar Kurulu’nu toplar, başkanlık eder. Eğer istiyorsa veya gerekiyorsa, emekli de olsalar eski ve deneyimli devlet adamlarından danışma geleneğini de pekala yerleştirebilir. Bu, batılı demokrasilerde örneklerine rastlanan ve çok olumlu sonuçlar vermiş olan bir uygulamadır. Batı dillerinde böylesi adamlara “Akil Adamlar” deniyor. Bırakın devletleri, 1970’lerin NATO krizinde çözümü, içinde rahmetli İ. S. Çağlayangil’in de bulunduğu “9 Akil Adam” dedikleri grup meseleyi çözmüştü. “Devlet adamı” dediğimiz insanlar görev ve mevkileri ne olursa olsun ayrıldıklarında görevleri sırasında edinmiş oldukları bilgi ve deneyimleri, ayrılırken Emekli Sandığı’nın bir dolabına koyarak, ellerini kollarını sallayıp çıkamazlar. Devlet, gerekli gördüğü hallerde, mutlaka bir hal ile onlardan faydalanmak hakkına sahiptir. Mesela Cumhuriyet tarihimizin en deneyimli devlet adamı veya siyasetçisi, Başbakan, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Allaha çok şükür hayatta ve içi dışı bu millete hizmet aşkı ile doludur. Onunla beraber aynı vasıfları taşıyan bu kadar eski Başbakan, Meclis Başkanı, bakan ve devlet adamı, Silahlı Kuvvetlerimize kumanda etmiş Genelkurmay Başkanları var. Sayın Cumhurbaşkanımız Sezer onları da birer ikişer Çankaya’da “İnformal” bir kahve veya çay içmeye davet eder, konuşurlar, eski deneyimler harman sonu gibi ortaya dökülür.. Bundan da kimsenin ama kimsenin kuşkusu olmasın, devlet ve millet faydalanmış olur. İçte ve dışta muhtaç olduğumuz güven unsuru “Koruyucu bir kartal” gibi gelir başımıza konar!.. Bunun batı dünyasında örnekleri çoktur. Kimsenin asla alınmasına ve gocunmasına da yer yoktur. Tam tersine hem devletin hem milletin, hem davet sahibinin, hem de davetlilerin ele güne karşı itibarlarını yüceltir. Bu düşünceler ile her şeyin ülkemiz ve milletimiz için beklenenden bile hayırlı sonuçlara ulaşmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT