BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tevfik İleri’yi hatırlamak

Tevfik İleri’yi hatırlamak

Yavuz Bey Ankara’ya gelince hemen bir entellektüel halka oluşur. Yine öyle oldu.



Yavuz Bey Ankara’ya gelince hemen bir entellektüel halka oluşur. Yine öyle oldu. Türk Dünyası Kültür Merkezi (Yüksel cd. 34/B Kızılay) Yavuz Bülent Bakiler’i programına alınca dostları, gönüldaşları ve ülküdaşları muhabbeti kavileştirmekle kalmadı, bilgilendiler de. Kültür Merkezi yöneticilerinin açıklamasına göre, burası hepimizin ve 24 saat açık. Dilerseniz randevunuzu da burada verebilir, arkadaşlarınızla çayınızı yudumlayabilirsiniz. Şair Yahya Akengin Strgua Şiir Akşamlarından dönmüş, Kula Yunus Emre Şenlikleri’ne katılmış, şimdi de ayağının tozuyla 6000 kilometre katetmemiş gibi Yavuz Bülent’i anlatıyor, nüktelerini aktarıyor. - Kültür Bakanlığı’nda birlikte çalışıyoruz. Son çıkan şiir kitabımı verdim. Niçin yazdığımı sordu ve ekledi “Ben yazıyorum ya, yetmez mi?” Bir başkası ise şöyle: Bugün bir gazete yok satıyor. Nedeni Yavuz Bülent Bakiler’in yazısı var da ondan! Türkiye’de Türkçe’nin gönüllüsü, divanesi, ustası kaç kişi kaldı derseniz belki sayıda yanılırım ama, bunlardan biri kesin Yavuz Ağabey’dir. Bir dil virtüozu Türkçe’nin. Turancı Yavuz, gerçekçi Bakan Türk Dünyası’na bütün ömrünü vermiş bir yazar, aydın ve sanatçı. Eserlerinde bir büyü var sanki, sizi sürüklüyor. Bir Kaymakam, kitapları hep yüksek sesle okurmuş. Ümmi annesinin dikkatini çekmiş. Türkistan Türkistan’ı sonuna kadar okutmuş. Keyif almış, duygulanmış, ağlamış, gururlanmış. Her kesim istifade ediyor bu eserlerden. Yavuz Bülent daha lisedeyken Turancı. Babası kamu görevlisi olduğu için siyasi toplantıları izleyemiyor. Oğlunu gönderiyor. DP o günlerde fırtına gibi esiyor. Halk alâka gösteriyor. Yavuz Bey de toplantıları takip edip, konuşulanları babasına aktarıyor. Aile mutlu bu gelişmeden. Yavuz Bülent Bakiler Ankara’da Hukuk’a kaydolduğunda da bu tür programlara katılmayı ihmâl etmiyor. DTCF’de ilk konuşmasını yapıyor. Herkes pür dikkat. Acımasız bir antikomünist. Kendi şiirini değil de Halil Soyuer’in “moskofla amansız mücadelesini anlatan, kinini, hıncını aktaran” bir şiiri okuyor. Fakültenin tavanı delinecek, yeri çökecek şiddetten sanki. Hararetli konuşmaların ardından Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri murhum geliyor kürsüye. Soğukkanlı, tane tane anlatıyor, siyaset yapmıyor; ülke gerçeğini gösteriyor: - Çanakkale’de köylüler benimle görüşmek istedi. Gittim. Yağmur yağdığında sellerden bölge perişan oluyormuş, birkaç yıldır. Daha önce ise böyle bir şey yaşanmamış. Nedeni de köylülerin dağdaki ormanı kesip cas cavlak bırakmaları. Tek bir ağaç da ekmemişler sonra. Sorun belli. Tevfik İleri rahmetli ikinci örneği veriyor gençlere; üstelik Çanakkale’ye giden ilk Bakan: - Üniversiteli gençler geldi, Çanakkale şehitliğinde görüştük. Ellerindeki şişede damarlarını keserek kanlarını toplamışlar. Dediler ki “Ecdadımız bize bu toprakları kan dökerek teslim etti, savundu, şehit oldu. Biz de kanlarımızı bu topraklara dökmeye geldik. Canımız feda olsun.” Ben de onlara dedim ki: - Canınızı feda etmeyin, bu topraklarda yaşamayı öğrenin. Ölmeyin. Bize ölen değil, yaşayan insanlar gerek. Hiç olmazsa bu toprağa kan dökeceğinize, bir ağaç dikin, bir fidan yerleştirin, büyüsün. Sellerin baskınına uğramasın ülke. Zarar görmesin insanlar. Dönüp yine başa gelmek Yavuz Bey “Buz gibi olduk” diyor bu konuşma karşısında. Gerçekten Tevfik İleri etkilemiş. Gençlerin ayağı yere basmış. Başta da Yavuz Bülent Bakiler’in. Kuru kuruya bir antikomünist, bir turancı değil; ülke gerçeğini bilen, ortaya bir şeyler çıkaran, üreten, sorumluluk alabilen bir aydın olabilmek. Yavuz Bülent Bakiler hatıralarını mutlaka yazmalı. Son kitapları Elçibey ve Harman’a yenilerini eklemeli. Tevfik İleri gençleri meslek sahibi yapmak için, meslek liseleri açan insan. Mevcut Milli Eğitim anlayışı ise onları kapatıyor. Klasik lise mezunları da ortada kalıyor, işsiz güçsüz bunalıma giriyor. Aynı öteki üniversite mezunları gibi. Bugün okullar açılıyor. 16 milyon öğrenci, 555 bin öğretmen ders başında. 8 yıllık zorunlu eğitim hâlâ yerleşmedi. Her şeyimizden bu iş için kesilen paylar dönemi bitmedi. Onu bırakın kayıt çilesi bile sona ermedi. Okuma yazma oranımız da gerektiği gibi değil... Değişen bir şey yok. İşsiz diplomalılar, üretmeyen, tüketen mektepliler. Yavuz Bülent Bakiler, Tevfik İleri’yi hatırlatınca böyle oldu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT