BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sayı resimleri

Sayı resimleri

Polonya asıllı “kavramsal” sanatçı Roman Opalka, ilk defa Türkiye’de bir sergi açıyor. Sanatçının eserleri Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri’de 19 Eylül’den itibaren görülebilecek.



Sabancı Üniversitesi Karaköy İletişim Merkezi’nde yer alan Kasa Galeri, Türkiye’de ilk defa, “kavramsal sanat” akımının yaşayan temsilcilerinden Roman Opalka’nın sergisine ev sahipliği yapacak. 19 Eylül-12 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan “Opalka 1965/1-Sonsuzluk” başlıklı sergide sanatçının 1965 tarihinden bugüne gerçekleştirdiği tablo ve fotoğrafların yanısıra, bir ses enstalasyonu da yer alacak. Sanatçı, halen sürdürdüğü ve hayatının sonuna kadar sürdürmeyi hedeflediği “Sayı Resimleri” dizisinin ilkini 1965 yılında gerçekleştirdi. Sonsuzluk teorisinden harereketle başlayan dizinin “Detail...” adını taşıyan her tablosu 196x135 cm. boyutlarında ve her resim, ardışık sayıların dizilmesiyle oluşuyor. Siyah ve beyaz Dizinin ilk tablosu olan “Detail 1-35328”de, 1’den 35328’e kadar olan sayılar yer alıyor. İkinci tablodaki ardışık sayılar dizisi 35329 sayısı ile başlıyor. Sanatçı, bütün tablolarında siyah ve beyazın tonlarını kullanıyor. Sayılar, bütün resimlerde beyaz ile ifade ediliyor. Her yeni tuvalin fonu ise bir öncekinden bir ton açık. Bu sürecin son aşamalarında, tuval fonu giderek sayıların beyazı ile buluşuyor ve sayılar görünürlüğünü yitiriyor. Roman Opalka, 1972’den bu yana, tuvaline aktardığı sayıları resmederken, aynı zamanda sesli olarak da dile getiriyor. Çalışması sırasında, yazdığı sayıları yüksek sesle söyleyip kaydeden ve böylelikle sanat pratiği ile kişisel hayatı arasında organik bir bütünlük kuran sanatçı, çalışmasının sonunda eserinin ve kendi yüzünün zaman içindeki değişimini fotoğraf yoluyla yarına taşıyor. Ömür boyu resim Roman Opalka, eserlerini ilk başladığı yıldan bugüne kadar kendini tekrar eden bir süreç çerçevesinde oluşturduğunu şu sözlerle açıklıyor: “İzleyiciler, hayatım boyunca neden hep aynı yolu izleyerek benzer tipte eserler ürettiğimi merak ediyor. Bu çalışma büyük bir fedakarlık gerektiriyor. Buna son vermek ve başka bir şeye yönelmek benim için neredeyse imkansız. Bir ömrü resmedebilmek için sanatçının yaşadığı sürece resim yapması gerekir. Rembrandt, kendi portrelerini yaptığında geçen zamanla birlikte gözlerindeki hüznün de arttığını görmüştü. O zamanlar, ilk gençlik portrelerinden çok daha olgun bir yaştaydı. Zamanın hızla aktığı farklı bir çağda yaşıyoruz. İçinde yaşadığımız zaman, tıpkı 3 bin yılda bir gelip geçen kendine özgü bir yaşam süresi olan meteor ya da kuyrukluyıldız ile karşılaştırılabilir. Benim çalışmam ise bir meteordan çok kuyrukluyıldıza benziyor. Leonardo Da Vinci de böyle çalışırdı. Çalışmalarımda hayatı bir canlı organizma olarak kabul ediyor ve onu, sanat eseri oluşturmanın bir aracı olarak kullanıyorum.” (0 212 292 49 39)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT