BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘UÇK’ titretiyor

‘UÇK’ titretiyor

Kosovalı tarifsiz acı içinde...



Sürgün acılarının halkaları giderek büyüyor. Kosovalılar, yurtlarını ocaklarını bırakıp yollara düştüler... Günlerce ölüm korkusu içinde, aç, çıplak yol aldılar... Kimi traktörle, kimi otomobille, kimi yayan... Hepsi de soygun için Sırp milisi olan Çetniklere paralarını, değerli sayılabilecek bütün eşyalarını vermek zorunda kaldılar... Yoksa canlarından olacaklar... Çetniklerin daha canisi, insanların hem malını aldı, hem de bedenlerini cansız toprağa düşürdü. Arnavutluk, şimdi dünyanın en büyük göçmen kampı görüntüsünde... Hemen bütün şehir kasaba ve köylerde açıklarda çadır kampları kurulduğu gibi, hayırsever Arnavutlar, Kosovalıları evlerinde de barındırıyorlar... Daha önce de yazdığım gibi, Arnavutluk’un başşehri Tiran’dan, en çok göçmenin geldiği sınır şehri Kukus’a gitmek için, pek çok zorluğu göze almak gerekiyor. Birincisi, yol çok kötü: Kötünün de iki anlamı var... 208 kilometrelik yol, derin uçurumlu, keskin kıvrımlı ve delik deşik... Bu yolu 8 saatte alabiliyorsunuz. İçiniz dışınıza çıkıyor... “Kötü yol”un ikinci anlamı; eşkıya yolunuzu kesiyor. Taksiler hem yolun bozukluğu yüzünden, hem de eşkıya korkusundan teklif ettiğiniz yüksek parayı bile reddediyor. Ayrıca bir yabancının kılavuzsuz gitmesi, dipsiz kuyuya inmek gibi birşey... Kukus’a minibüsler çalışıyor. Kılavuzunuz veya bir tanıdığınızla bu minibüslerle yol alırsanız, daha güvenlik içinde yolculuk yaparsınız. Yol boyu Osmanlı bu bölgelere nasıl girmiş, Kukus’a nasıl ulaşmış diye düşünüp durdum... (Yemen’e gittiğimde de keçilerin bile tırmanmaya tereddüt edeceği kayaları, dağları görünce, Osmanlı’yı hatırlamış ve buralara hâkim olunmasının imkânsızlığını düşünmüştüm.) Osmanlı Kukus’a Kosova’dan girmiş anlaşılan... Kukus’un 20 km. ötesi Kosova sınırı... Öbür tarafta Sırp askerleri bekliyor. 20 bin nüfuslu Kukus şehri insan kaynıyordu. Her tarafta çadırlar, üzerine naylon gerilmiş traktörler, kamyonetler ve daha önemlisi hep hareket hâlindeki UÇK askerleri... Dağların tepeleri bembeyaz kar... Ve Nisan’ın sonlarında bile hâlâ kar yağıyor... Bazı yüksek tepeleri duman bürümüş; zirveyi göremiyorsunuz... Bir güneş açıyor, bir bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor... Dağın zirvesinden yere doğru sarkan renk cümbüşü ebem kuşağı tabiatın bir başka tatlı cilvesi... Ve yerler vıcık vıcık çamur... Göçmenler çamurlar içinde kalmış kamplarında, olağanüstü çabayla kendilerine yer açıyorlar. Gelin Nesibe’nin hikâyesi çok acıklı... Kendi köyleri olan Tırniye’den kaçan bir kadının anlattığına göre, ailesinden 31 kişiyi kurşuna dizmişler... Sadece annesi ve küçük kardeşi kurtulmuş. Bütün amcaları, dayıları, onların eşleri, çocukları öldürülmüş. Sebep ise bu ailenin UÇK’ya yardım ettiğinden şüphelenmesi... Merhametli Muharrem yüzbaşı Muharrem yüzbaşı Türkiye’de eğitim görmüş bir Arnavut asker... Önce onun evini bulduk. Hanımı da subaymış... Muharrem yüzbaşıya telefon ediyor, taburundan izin alıp geliyor... Yüzbaşının evinde, bir grup Kosovalı kadın vardı... Yüzbaşının üsteğmen hanımı, çadırda kalan kadınları yunup arınsınlar, sıcak bir yemek yesinler diye evlerine davet etmiş. Kosovalı aile Suhareka’nın Gılans köyünden kaçmış. Gılans Prizren’e 40 km. uzak... Traktörleriyle gelmişler... Yanlarında yalnız yaşlı erkekler var... İki kadın kardeş hanımları idi... Kucağında küçük çocuğu olan kadın ise gelin... Bu genç kadının kocası kayıp... Genç erkekler öldürülme korkusuyla kaçmışlar... UÇK’ya mı katıldılar, dağda mı kaldılar, Sırpların eline mi düştüler, bilmiyorlar. Yanlarında yaşlı erkekler varmış. Yol boyu hendeklerde öldürülmüş insanlar görmüşler.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93699
    % 0.94
  • 5.2716
    % -1.23
  • 6.0028
    % -1.12
  • 6.7306
    % -1.44
  • 211.531
    % -0.51
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT