BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Asap bozukluğu içinde saatlerce dolandı durdu odanın içinde. Vakit gece yarısını geçmişti bu saatten sonra yatarsa sabah erkenden uyanması çok zordu. Karısı ve çocukları otogarda bekler, gelmediğini görünce endişeye kapılırlardı...



Gene sinirleri allak bullak olmuştu. şu yalan dünyada rahat yüzü göremeyecek miydi? Köye gitmemişti ki İstanbul’da rahat ve huzur içinde yaşayacağım diye, bacak kadar çocuklar cama taş atıyordu burada da... Hiç tanımadığı insanların çocuklarıydı. Taş atan çocuğu bilseydi gidip konuşurdu babasıyla... Bu asap bozukluğu içinde saatlerce dolandı durdu odanın içinde. Vakit gece yarısını geçmişti bu saatten sonra yatarsa sabah erkenden uyanması çok zordu. Karısı ve çocukları otogarda bekler, gelmediğini görünce endişeye kapılırlardı. Zaten yıllardır korku ve endişe içinde bırakmıştı onları. Daha fazla korkutmaya hakkı yoktu. En iyisi dışarı çıkıp sahil boyunca gezinti yapıp vakit doldurmalıydı. Bu fikir aklına yattı. Ceketini giyip dışarı çıktı. Ilık bir hava vardı. Gece yarısı olmasına rağmen, karşıki apartmanlardan kahkahalar yükseliyordu. Bu semtin sakinleri varlıklı insanlardı. Para bol, dert yok, geçim sıkıntısı yok, kendisi gibi hasretlik de çekmemişlerdi, yiyip içip gülüp eğleneceklerdi. Sokağın başındaki geniş park sanki gündüz gibi insan doluydu. Çam ağaçlarının dibinde kümelenen kadınlı erkekli gruplar içki içip, teypten çalan müzik eşliğinde dans ediyorlardı. Burnuna keskin bir ızgara kokusu gelmişti. En son 8 yıl önce ızgara yemişti. O zaman davarları vardı. Koyun çok bereketli bir hayvandı. Her sene kuzuluyor sürünün sayısı hızla artıyordu. Arada sırada ailece bir toklu kesebiliyorlardı. O vakit. Ama şimdi ne kendisinin ne de çocuklarının ızgara yiyecek hali vakti yoktu. Göz ucuyla seyretti parktaki insanları. Umumiyetle genç kız ve erkeklerdi. Bunlar mutlaka karı kocadır diye düşünmüştü içinden. Aksi takdirde birbirleriyle bu kadar uygunsuz yakınlaşamazlardı. Parkın kenarına parkedilen lüks otomobiller dikkatini çekmişti. Merak edip yaklaşınca beyninden vurulmuşa döndü. Her arabada birer bayan ve erkek uygunsuz vaziyetteydi. Hatta bir arabada hem ön koltukta hem arka koltukta birer çift vardı. Bir türlü mantığı almıyordu bu işi... İnsanların ar damarı çatlamıştı demek ki. Köyde karısıyla geçirdiği yılları hatırladı. Mihriban banyo suyunun bahçeye dökülürken ses çıkarmasından hicap duyar, çoğu kez banyo yaptıkları “cağ” denilen kabinin su tasfiye deliğine çaput (bez) tıkardı. Bunlar ise, aman ya Rabbî!.. Kafası allak bullak olmuş bir halde süratle uzaklaştı oradan... Sahil yoluna indiğinde deniz kıyısında park etmiş bekleyen arabalara bakmaya sıkıldı. Acaba bu arabaların içinde de uygunsuz vaziyette olanlar var mıydı? Dalgın bir halde yürürken orta yaşlı, yüzü gözü boyalı bir bayan ona seslenmişti: - Koçum ne bu dalgınlık, beni bile görmüyor gözün... Utandı, sıkıldı. Eskiden beri kadınlarla konuşmaya alışık değildi. Kadının bir derdi var zannetti. - Buyur bacım bişey mi istedin? Konuştuğunun sokak kadını olduğunu ancak onun haddi aşan konuşmalarından anlamış süratle onun yanını terketmişti. Sahil kenarındaki büyük park daha başka bir âlemdi. Havanın güzelliğinden istifade eden gençler mayoyla dans ediyor, arada sırada denize atlıyor, şen kahkahalar Boğazın asudeliği içinde yankılanıyordu. ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT