BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Osman Bey’e nasihat

Osman Bey’e nasihat

1967’nin sonbaharında Türkiye Gündemi’ne oturan bir kitap yayınlandı. Gerçi yazarıyla sanat dergilerinde yapılan röportajlarda ipuçları elde ediliyordu ama, bizzat kendisi bir başkaydı. Kemal Tahir ve Devlet Ana.



1967’nin sonbaharında Türkiye Gündemi’ne oturan bir kitap yayınlandı. Gerçi yazarıyla sanat dergilerinde yapılan röportajlarda ipuçları elde ediliyordu ama, bizzat kendisi bir başkaydı. Kemal Tahir ve Devlet Ana. O günlerde ideolojinin etkisi her kesimde hissedilirdi. Solcu sağcıyı dışlar, sağcı ise solcuya şaibesiz bakmazdı. Fakat Devlet Ana iki kesimin ortak payandası oldu. Harıl harıl okundu. Kemal Tahir solcu bilindiğinden her satır arasında kast-ı mahsusa arandı. Solcular ise Kemal Tahir’den şüphelendi. Hiç Osmanlı anlatılır mıydı? Hele hele kuruluş dönemi, Söğüt ve havalisi? Ertuğrul Gazi, Osman Bey, Yunus Emre, Edebali gibi zirve isimler nasıl kamuoyuna yeniden hatırlatılırdı? 620 sahifelik kitap bitiverdi kısa sürede. Ancak “Osmanlı” adeta yeni başladı. Herşey masaya yatırıldı. Osmanlı konuşuluyor, tartışılıyor, anlatılıyor ve yazılıyordu. Romancılık bile Devlet Ana’dan önce veya sonra şeklinde aktarılmaya başlandı. O günün modası az gelişmiş ve geri kalmış toplum karalamaları bu eserle süpürüldü. Batının bizi içine düşürmeye çalıştığı aşağılık kompleksi aşıldı; insanımızın birikimi, tarihsel değeri ülkemizin, gün ışığına çıktı yeniden Devlet Ana ile. Anadolu insanının neler yapabileceği o kadar güzel anlatılıyor ki, elbette bu eser ödül üstüne ödül alırdı. “Verimli topraklara sahip olana yarar Anadolu.. tükenmez insan kaynağıdır, insanın zenaatı da göründüğü gibi köylülük değildir, devlet kuruculuğudur. shf. 186 diyor Kemal Tahir. İsyan günlerinde aşk gibi İşte bundan sonra ülkemizde bir Kemal Tahir Ekolü doğdu. Edebiyata, tarihe, felsefeye, topluma gerektiği gibi bakıldı. Yorgun Savaşçı peşinden takip etti Devlet Ana’yı. Bir destan, İstiklal Savaşı’mız roman oldu. Yücel Çakmaklı Kuruluş’u hazırlarken yine Osmanlı anlatılıyordu. Ustam Tarık Buğra senaryolaştırmıştı. Hikaye kendisine aitti. Bu dizi de insanlarımızı yeniden Osmanlı’yı araştırmaya, anlamaya, algılamaya başlattı. Masalların gerçek olduğu ortaya çıktı büyükler için. Paris’te bir kitapçıya uğramıştım. Napolyon ile ilgili eser sordum. Lehte veya aleyhte olduğunu öğrendi, her iki şekilde de bilgisayarda 200’ü aşkın isim çıkardı. Şimdi İstanbul’da en ünlü bir kitapçıya gitseniz acaba Osmanlı Araştırmaları yaptığınızı da belirtseniz size kaç eser çıkarabilir? İnanın parmakların sayısı kadar azdır. Allah’tan Osmanlı’nın 700. Yılı’nda İstemihan Talay Kültür Bakanı’ydı da gerek bakanlığı, gerekse bu sahadaki çalışmalara arka çıktı. Yeni Türkiye’nin Osmanlı Ansiklopedisi bu çerçevede bir dev eserdir. Ankara esasına bakılırsa bu 700. Yıl’ı hovardaca harcadı. Mesela programa alınmasına rağmen Osmanlı İmparatorluğu üzerinde kurulan günümüzdeki bütün devletler Türkiye’ye davet edilecekti. Onlara Osmanlı anlatılacaktı. Hatta Ermeni teba’nın Osmanlı Günleri hatırlatılacaktı. Belki de bu ülkelerden bir kısmı destek verdiği “sözde Ermeni soykırımı iddiası”nı yeniden değerlendirecekti. Ben şimdi Devlet Ana’yı yeniden okuyorum. Ahmet Altan’ın isyan günlerinde aşk gibi. Kemal Tahir’e büyük bir kapı açtım. Nedeni de Bilecik’in Söğüt İlçesi’nde hafta sonu gerçekleştirilen “720. Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Sögüt Şenlikleri”. Öfke ve nefis aklı yenmesin Osmanlı’nın nüvesinin yerleştiği ve yeşerdiği Söğüt’teki şenliklerde bir de baktım İstemihan Talay, Devlet Bahçeli ve Muhsin Yazıcıoğlu ile Yaşar Okuyan birlikte yürüyor. Ne hoş bir fotoğraf. Muhabbet de kavi. Deniz Baykal da olabilseydi CHP’nin 78. yıldönümü sonrasında. Keşke siyasiler bir dükkan açılışındaki politikacılar gibi ekonomik kriz’i, Avrupa Birliği’ni, hamaseti falan konuşmasalardı ekranlara yansıyan. Neden böyle bir günde başkasına cevap vermeye çalışılır, bir başkasının kamburu güzellik gibi aktarılır ki? Sadece Osmanlı hoşgörüsü, üretkenliği, tarih şuuru, toplum anlayışı falan anlatılsaydı. Sadece ve sadece Ertuğrul Gazi, Yunus Emre yeterdi. Mesela, Deniz Baykal’ın yeniden genel başkan seçilir seçilmez memleketin gündemine taşıdığı “Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihatı” konuklara ufuk açar, yol gösterirdi. “- Oğul, insanlar vardır, şafak vaktinde doğar akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun.. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın. Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.” Devamı şöyle nasihat’ın lütfen dikkat buyurun; çünkü bu bir âlimin bir devlet başkanına olan nasihatıdır; yürek ister, maharet ister: “- Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme. Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz. Üç kişiye acı: Cahiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene. Unutma ki yüksek yerde tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma. Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler” Var mısınız deliliğe?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT