BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Parkı geçtikten sonra deniz kıyısındaki kaldırımda yürümeye başlamıştı. Bankların yanında üçer beşer kişilik kızlı erkekli gençler kahkahalarla gülüyordu. Onlara hiç bakmadan geçti yanlarından. Fakat kulaklarına gelen bir söz dikkatini çekmişti.



Parkın tenha kesiminde birkaç saat evvel gecekondunun bahçesinde gördüğü çocuklar gibi kafalarını poşete sokup, keyiflenerek çimenlere uzanan yaşları 12-14 arası çocuklara takıldı gözleri. Burada herkes bir alemdi. Kimse kimsenin işine karışmıyor gönlünce eğleniyorlardı... Parkı geçtikten sonra deniz kıyısındaki kaldırımda yürümeye başlamıştı. Bankların yanında üçer beşer kişilik kızlı erkekli gençler kahkahalarla gülüyordu. Onlara hiç bakmadan geçti yanlarından. Fakat kulaklarına gelen bir söz dikkatini çekmişti. - Haluk! Bak bir Hanzo geçiyor, şununla biraz eğlenelim mi ne dersin? - Ha! Hiç bu fırsat kaçırılır mı canım... Kendinden bahsediyor olmalıydılar. Bahçedeki çocuklar da “Hanzo” diye hitap etmişlerdi kendine. Hanzo kelimesinin sözlük anlamını bilmiyordu ama, kaba saba, cahil, bilgisiz köylü manasına kullanıldığı belli oluyordu. Hafifce arkaya döndü, üç, dört kişinin peşinden geldiğini gördü. Merakı had safhaya ulaşmıştı acaba kendisiyle nasıl eğlenmek istiyorlardı. Onlarla kavga etmeyi hiç düşünmüyordu. Zihninden onları kendine bulaştırmadan nasıl def edeceğinin planlarını kurmaya başlamıştı. Uzun sarı saçlı delikanlı seslenmişti kendine: - Hey Hanzo dur bakalım, nereye gidiyorsun gecenin bu saatinde? Sorunun, dalga geçmek maksadıyla sorulduğunu biliyordu. Ama gene de ciddi cevap vermeyi uygun bulmuştu. - Şeeyy! otogara gedeceem de sabah çocuklar gelecek memleketten. - Ya! Öyle mi, nasıl gideceksin otogara Hanzocum, yürüyerek mi? Uzun saçlı gencin bu sözleri arkadaşlarının kahkaha ile gülmesine neden olmuştu. Hüseyin esefle izliyordu karşısında gırgır şamata ile eğlenen gençleri. Kafaları normal değildi bu insanların ama içki içmiş halleri de yoktu. Büyük bir ihtimalle hapla kafayı bulmuş olabilirlerdi. Hapishanede tesadüf ediyordu arada sırada böylelerine. - Tabii yürüyerek gidecek oğlum yavrucukları sabahleyin gelecekmiş, zaten sabaha kadar anca gider garibim otogara, diye söze karıştı uzun boylu, top sakallı bir genç. - İyi hoş da biz müsaade edecek miyiz bakalım gitmesine.. Bir diğeri söze karışmıştı: - Yahu Hanzo niye geliyorsunuz gül gibi memleketinizi bırakıp, nerede kalıyorsun burada? Hüseyin’in kafası bulanmaya başlamıştı. Etrafında dönüp duran bu şımarık gençlerin bir açığını kolladığının farkına varmıştı. Kendisinden ne istendiğini anlayamasa da tedbirli davranmalıydı. Eliyle karşı tarafı işaret ederek cevapladı: - Şu tarafta oturuyom. - Yaa! Çadırda mı oturuyorsun o tarafta? Belli ki Hüseyin’in bu semtte oturduğuna ihtimal verememişlerdi. Uzun boylu genç boynuna el atmıştı kahkahalar arasında: - Hanzocum sen çok ateşlisin gel şu ateşini söndürelim.. Hüseyin bir hareketle kurtarmıştı kendini. Bu şımarıkların yanından kaçıp kurtulması lazımdı. “İte bulaşmaktansa çalıyı dolaşmak evladır” demişti atalar. Ama nasıl kurtulacaktı. ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT