BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Amerika’nın mecburiyetleri

Amerika’nın mecburiyetleri

İki sualin cevabı bulunmalı. Bu eylemleri kim yaptı? Ve... Niçin yaptı? Üzerinde hep durulan ilk sual. Kim yaptı? Normaldir. Amerikan azametine kapılmış olanlar orada üstelik böylesine büyük çaplı bir terör eyleminin olacağını akıllarının ucundan dahi geçirmiyorlardı.



İki sualin cevabı bulunmalı. Bu eylemleri kim yaptı? Ve... Niçin yaptı? Üzerinde hep durulan ilk sual. Kim yaptı? Normaldir. Amerikan azametine kapılmış olanlar orada üstelik böylesine büyük çaplı bir terör eyleminin olacağını akıllarının ucundan dahi geçirmiyorlardı. O yüzden hep kim yaptıya cevaplar arandı. Bu konuda birçok ihtimallerden sonra ağırlık kazanan iki unsur kaldı. Amerika’nın satanistleri denebilecek sözde tarikatler ve Üsame bin Ladin. Peki hangisi? Net cevap vermek çok zor. Onun zorluğu CIA ve FBI’ın Sovyetlerin Kızıl Ordusuna benzer bir akıbet içinde olduğunun ifadesi farz edilecek şüpheler uyandırıyor. O kadar ki belki de hangisinin olduğu hiçbir zaman anlaşılamayacak. Şayet Amerikan iç ve dış istihbarat kuruluşları sanıldığı gibi sağlıklı çalışsaydı böyle bir felakete uğrarmazlardı. Demek ki SSCB’nin yıkılması ile birtakım Amerikan müesseseleri tatlı rehavetlere kapılmışlar. Şu tahmin kesin bir tesbit gibi telakki edilebilir. Amerika’nın içinden destek görmeden bu eylemin hayata geçmesi mümkün değil. O yüzden muhtemeldir ki Amerika’nın tarikatleri ile bir veya birkaç dış güç ve devlet işbirliğine dahi gitmiş olabilirler. Alınacak bir çok dersler vardır. İlki şöyle... Sizin onca eğitim, maaş, disiplin ve ceza tehdidine rağmen çalıştıramadığınız istihbarat gücünüze mukabil kim ve kimler nasıl yapıyorsa insanları intihar uçuşlarına dahi yollayabiliyorlar. Candan kıymetlisi var mı? Buna rağmen Amerikan düşmanlığı uğruna canlarını verebiliyorlar... Öyleyse... Amerikan yöneticisinin başını iki eli arasına alıp kendi kendini sorgulaması lazım. Neticede işinde gücünde, silahla, terörle savaşla alakası bulunmayan sivil Amerikan vatandaşları bir felakete maruz kalmışlardır. İnsan ve maddi kayıp çok büyük ölçülerde. İşte Amerika’yı yöneten, idareciler, dünküler ve bugünküler, bunu sorgulamalılar. “Nerede hata yaptık?” diye kendilerine sormalılar. Suç olduğuna göre hata da var. Katil ister içeriden olsun ister dışarıdan. Onlarda bu düşmanlığı, ondan da öte emsalsiz kini uyandıran sebep nedir? Amerika’nın başındakiler bunu araştırmalı. Dünyanın dört bir yanında birtakım kimseler neden Amerikan düşmanı? Amerika’ya zarar vermek uğruna niçin hürriyetlerini, hayatlarını, canlarını tehlikeye atabiliyorlar? Hadise, sanki, Amerika’nın yeniden yapılanma mecburiyetini getiriyor. Bu devlet, yer yer Osmanlı imparatorluğu ile mukayese edilir. Vak’ayı bir duraklama dönemi başlangıcı saymak gerçekçi olabilir mi? Olmayabileceği gibi beteri de mümkün. Gerileme dönemi de başlayabilir. Onun için ABD’nin kendi kıtasıyla bütün dünyada yeniden yapılanmaya gitmesi lazım. Perestroika günü gelmiş olabilir. Her kemalin bir zevali olduğu unutulmamalı. Şu saldırılar bırakınız Amerika’yı en sıradan bir devlette bile cereyan edemezdi. Halbuki tek süper güçte yaşandı. Efsane, içten içe çürüyormuş da bugüne kadar fark mı edilememişti? Tabii bunlar kabulü kolay olmayan tahminler. Küba dahi Amerika’ya yardım teklifinde bulundu. Fidel Castro belki de inceden inceye alay ediyordu. Saddam Hüseyin’in de aynı teklifi yapmamış olmasına şükretsinler. Şimdi soğukkanlılık her zamandan fazla lazım. Soğukkanlılık sadece masa üzerinde, ileriye dönük stratejilerde olamaz. Amerika, yapılacak bir müdahalede de dikkatli, tedbirli, soğukkanlı ve elbette adaletli olmak zorunda. Üsame bin Ladin’i vurmak için bütün Afganistan yerle bir edilirse, o adalet olmaz öc olur. Mazlumların ahı alınır. Zaten o zavallı memleket, önce Ruslar’ın işgaline uğradı. Uzun seneler istiklal mücadelesi verildi. Sonra hâlâ da bitmemiş iç savaşlara sahne oldu. Şimdi de Taliban zulmünde. Üsame bin Ladin’i barındırdığı iddiasıyla haddi aşmamalı. Türkçede bir deyim vardır. “Bir şey haddini aşarsa zıddına inkılap eder” diye. O zaman Amerikan düşmanlarının sayısı artar. Müdahale dahi adalet için yapılır. Adalet yoksa haksızlık vardır. Üstelik kime suçlu diyeceklerse herkesi ikna edecek şekilde bunu isbat ettikten sonra müdahale yapmalılar. Amerika, 11 Eylülde terörle tanıştı. Şimdi O, Türkiye dahil bu dertten on yıllarını ve on binlerini kaybetmiş devletlerin ızdırabını daha iyi anlayacaktır. Şu var ki Amerikalı şu ân soğukkanlı değil. Müdahale yerine savaş kelimesini kullanıyorlar. Bir linç psikolojisi gözleniyor. Amerikan gururuna fena bir darbe vurulmuştur. Hem de bu darbe kendi evinde gelmiştir. ABD öfkeli. Lakin öfkeyle kalkan zararla oturur. Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın dediklerinde bir soğukkanlılık görülemiyor. Amerika meçhule karşı savaş açıyor. Yeni Vietnam veya Vietnamlar batağına düşebilir. Amerikan yöneticilerinin diline doladıkları laf şu. Biz güçlü devletiz. Tamam da. El mi yaman bey mi yaman? Siz hiçbir şeyin farkında değilken el gelip vurdu, öldürdü ve öldü. Bu defa yeni ölümlere siz yol açmayınız. Üstelik bir savaşın ne kadar süreceği ve sonucunun ne olacağı da belli olmaz. Bir batağa saplanmak sadece yönetimi götürmez, Amerika’yı da sarsabilir. Sovyetler’in Afganistan yüzünden çöktüğü unutulamaz. Aklı selim... Soğukkanlılık... adalet ve tarihten ders almak. Bunlar, ABD’nin mutlak mecburiyetleri. ABD kader kavşağında. Zirvede kalmak veya kalmamakla karşı karşıya. Yaralarını onaracak, vatandaşının hissiyatını tatmin edecek fakat teröristle aynı derekeye düşmeyecek. Bunları yapabilirse ne âlâ, yoksa ötesi akla ziyan. Bize gelince. Müttefikimizle işbirliği olacaktır. Fakat yeni bir Kore istemeyiz. NATO da olsa istemeyiz. Türk halkı Afgan halkına karşı savaştırılamaz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT