BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eğitim problemleri

Eğitim problemleri

Eğitim tarihi boyunca eğitimciler temel amaç ve prensipte büyük ölçüde birbirine yakın ve müşterek görüşleri paylaşsalar da araç ve yöntem konusunda çok farklı kanaat ve uygulamalar sergilemişlerdir.



Büyük ve korkunç tabîî âfetler, savaşlar, salgın hastalıklar, trafik kazâları ve normal ölümlerle insanlık nüfusu ciddî ölçüde kayba uğramaktadır. Fakat yüce Yaratan’ın akıl almaz cilvelerinden ve hikmetli tecellîlerindendir ki yaşlı küremizin insan cinsinden olan sakinleri azalacağına her geçen gün biraz daha artmaktadır. Bazıları, bu akıl almaz artıştan hayli tedirgin ve huzursuz oluyor. Envanteri tam çıkarılmamakla birlikte dünyanın mevcut beslenme ve enerji kaynaklarının günün birinde insanoğlunu açlık, sefalet ve çaresizliğe mahkûm edebileceğini düşünenler var. Hattâ bu yönde bazı fütüristler (geleceğe yönelik ihtimalleri değerlendirenler) ileride alınacak ciddî tedbirler cümlesinden olmak üzere birtakım yeni ve orijinal proje ve planlamaları devreye sokabilmenin telâş ve kaygısını yaşıyorlar. Modern bilimsel araştırmalar, sağlık ve tedavi konularında olduğu gibi insanlığa yeni besin ve enerji kaynakları sunabilmenin azim ve çabası içine de girmişlerdir. Bütün bunlar, insanın hem kendi öz varlığını hem de hemcinslerinin geleceğini düşünmesi açısından aslında insanlık adına övünülecek faaliyetlerdir. Yalnız unutmamak gerekir ki insan, sadece maddî ve organik anlamda değil; manevî, psikolojik ve sosyolojik manâda da sayısız ihtiyaç ve gereklerin baskı ve kuşatması altındadır. Bütün bu ihtiyaçları bütünüyle göz ardı ederek beden ve organizmanın zarurî beklentileriyle yetinmek, her şeyden evvel insanın insanlığını inkâr etmek demektir. Bu yüzden eğitimciler, muazzam bir potansiyelin sahibi olan insanı şânına yakışır bir kıvamda yoğurmak ve yüce hedeflere yöneltmenin önemini daima öncelikli eğitim amacı olarak görmüşlerdir. Eğitim tarihi boyunca eğitimciler temel amaç ve prensipte büyük ölçüde birbirine yakın ve müşterek görüşleri paylaşsalar da araç ve yöntem konusunda çok farklı kanaat ve uygulamalar sergilemişlerdir. Her şahıs veya ekol kendi inanç ve ideolojisine paralel bir metodun savunuculuğunu yapmıştır. Bilimsel objektiflik ve dürüstlükten fedakârlıkta bulunmayan haysiyetli bilim adamlarıyla konuyu enine boyuna tartışmak hem ilim hem de insanlık için büyük faydalar sağlar. Belli bir felsefî kanaati veya ideolojiyi körü körüne savunabilme uğruna modern ve pozitif bilimleri bir çeşit paravana yaparak birtakım hurafe ve yakıştırmalarla modern bilimi yaralayan bazı gayretkeş faaliyetleri hem ilim hem de insanlık adına deşifre etmek de herhalde ciddî bilim adamlarının başta gelen vecîbelerindendir. Olumsuz gelişmeler Batıda özellikle 19. yüzyılda pozitif bilimlerdeki hatırı sayılır gelişmeler, bazı çevrelerin köhneleşmiş Ortaçağ zihniyetinin temsilcisi saydıkları kilise mensuplarıyla birlikte bütün iman ve maneviyat ehlini hedef alan din düşmanı tavrını çeşitli şekillerde yayma gayretleri özellikle gençlerin eğitiminde çok olumsuz ve tahripkâr gelişmelere yol açmıştır. Sözgelimi biyoloji dalında birtakım yeni görüş ve faraziyelerin öncülüğünü yapan Lamarc ve Darwin gibi bilim adamları evrim (evolution) konusunda 20. asrın ortalarına kadar revaçta kalabilen iddialarla yüzyılların kökleştirdiği inanç ve kanaatleri önemli ölçüde sarsıntıya uğratmışlardır. Onlar belki bu görüşleri birer hipotez (faraziye) mahiyetinde serdederken kraldan çok kralcı geçinenler arkeolojik ve bilimsel kazılarla elde edilen eski hayvan fosilleri üzerinde yaptıkları tahrîfat ve montajlarla bilim dünyasına temizlenmez bir leke sürmeyi bile göze alabilmişlerdir. Akıllarınca insanı ilkel bazı hayvanlardan gelişmiş ve evrimleşmiş bir tür olarak göstermek istiyorlardı. Bu yolla insanoğluna ne çeşit bir hizmette (!) bulunduklarını anlayabilene aşk olsun! Aslında tamamen hâlis niyetli bir girişimle çeşitli türlerin kendi içlerinde mevcut evrimleşmeyi bilimsel bir sistematik içinde ortaya koyarak insanların inançlarıyla oynamayı hiç düşünmeden sırf bilime hizmet yolunda gayret göstermiş olsalardı kendilerini bilimler tarihi adına kutlamak gerekirdi. Batıda yıllarca modern biyoloji adı altında birtakım faraziyeler, varsayımlar kesinleşmiş ilmî verilermiş gibi takdîm ve hattâ formule edilmiştir. Böylelikle sadece bilimsel bir kandırmacanın propagandası yapılmamış insanların imanları çalınmış, gönülleri karartılmıştır. Bereket versin şahsiyetli ve vakarlı bazı bilim adamlarının ciddî araştırmalarla ortaya çıkardıkları önemli gerçekler, kararsız ve çaresiz kalan bilim dünyasına âdetâ bir hayat öpücüğü gibi taze nefes katmıştır. Bugün artık evrimcilerin modern ve pozitif bilimleri kullanarak göz göre göre iman ve maneviyat hırsızlığı yapmalarına pek mahal kalmamıştır. Fakat “huylu huyundan vazgeçmez” derler ya, bu evrim fanatikleri yine fırsatını buldukça gençlerin dimağına ve gönlüne kılçık atmanın sadist zevki içinde yollarına devam etmek istiyorlar. Güç yetmez, dayanılmaz tabîî âfetlerle âdetâ çivisi yerinden çıkmış dünyamızın değerli misafirleri insanlar onulmaz korku ve yeis içinde mutlak kudret sahibi yüce Yaratan’a tereddütsüz ve tam teslimiyet hâline gelmişken anlaşılmaz bir ısrarla hâlâ bu dehşet ve kaos ortamında gündeme yine “evrim mi, yaratılış mı” tartışmasını getirmelerine ne demeli? Amerika’nın Kansas eyaletinde evrim teorisinin eğitim programlarından çıkarılması bizdeki bazı evrimcileri epeyce rahatsız etmiş olacak ki yaratılışa karşı evrimi savunan yayınlara büyük bir hırs ve heyecanla yeni baştan girişildi. Eğitim çağındaki çocuklarımızın ve gençlerimizin imanına musallat olan böylesi musîbetlerin insanımızı ne onulmaz belâ ve problemlerle başbaşa bıraktığını görünce el ovuşturmaktan öteye bir şey yapamamak ne kahredici bir durumdur. Yetki alanları Deney ve gözlemlerle sadece fizik âlemini araştırabilen pozitif bilimlerin sınırlı yetkilerini madde ötesi (metafizik) konulara da yaygınlaştırarak hiç üstüne elzem olmayan işlere bulaşan şarlatanlar Allah, melek, cin, şeytan, cennet, cehennem vb. gibi manevî konulara inkârcı bir tavırla yaklaşmalarını kendi bilimsel disiplinleri içinde izah edemezler. Dînin ve bilimin yetki alanlarını iyi belirlemek gerekir. Manevî konulara bîgâne, yabancı ve ilgisiz bırakılan gençler, bazı sapık ideoloji ve felsefelerin simsar ve propagandistleri eline düşünce öyle çaresiz kalıyorlar ki, bu çaresizlik içinde yaptıklarını akıl ve iz’âna sığdırmak kabil değildir. Dindeki melek ve şeytan kavramından habersiz gençlerin şeytanî emellere nasıl kurban edildiğini görünce bu desteksiz ve başıboş zavallıların vebâlini nasıl paylaşacağımızı düşünmek bile bizi ciddî şekilde kahrediyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT