BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Onbir Eylül’den önce ve sonra

Onbir Eylül’den önce ve sonra

Amerika’yı 15 gün kadar dolaşmak, bir sene ansiklopedi karıştırmak veya internetlere girip-çıkmak gibi bir şey belki de. Gördükleriniz ve yaşadıklarınız size çok şey öğretir. Gerçekten yeni bir dünya, 11 Eylül’e kadar da yenilmez bir dünyaydı.



Amerika’yı 15 gün kadar dolaşmak, bir sene ansiklopedi karıştırmak veya internetlere girip-çıkmak gibi bir şey belki de. Gördükleriniz ve yaşadıklarınız size çok şey öğretir. Gerçekten yeni bir dünya, 11 Eylül’e kadar da yenilmez bir dünyaydı. New York’ta 50 bin kişinin çalıştığı, her gün 200 bin turistin gezdiği Dünya Ticaret Merkezi’ni yaşamak da bir ayrıcalıktı. Amerika’nın değil, dünya finansının kalbi, atar damarıydı burası. Pentagon ise askeri açıdan aynı konumdaydı. Bir terörist saldırı kıyamet kopardı, 3. Dünya Savaşı gibi kısa süreli, ancak etkili sonla bir harp yaşattı. Göçtü, çözüldü binalar. Teknoloji hiçbir şey yapamadı ABD gibi bir ülkede, bir süper güçte, yeni dünya düzeninin mimarı bir memlekette. Washington’a göre de bu bir savaştı. Ancak görünmeyen bir düşmandı karşıdaki: Uluslararası terörizm. Yayın sorumluluğu ve etik Bunlar yaşanırken bütün dünyanın gözü, kulağı, aklı hep ABD’de kaldı. Savaştan kaçanlar, savaşa yakalanmış gibiydiler. Türkiye’de izlediğimiz görüntüler gerçekten korkunçtu, acımasızdı. Moskova’da bile bu terör eyleminde hayatını kaybedenler için dini ayinler yapıldı. Amerika’nın her eyaletinde. “Allahım bizi felaketlerden koru.. Yöneticilerimize feraset ihsan et” diyorlardı. Öyle ki gazeteci arkadaşlarımızın aktardığına göre teröristler bile bu dualardan nasibini alıyor, onların ıslah olması isteniyordu. Burası böyle de, Amerika’daki televizyon yayınları bizdeki gibi değil işte. Bizimkiler ellerine ne ulaştıysa yayına verdiler. ABD’de etik her halükârda öndedir, etkilidir. Motivasyonu bozucu, psikolojik etki yapan, moral bozan hiçbir gelişme yayına verilmedi. Mesela yanan insanlar. Mesela cesetler. Panik halinde koşanlar, saldıranlar. Yardım ekiplerinin zor şartları, etkilenmişleri, vs. Saptırmalara ve provokasyonlara da dikkat edildi. Polis ne kadar müsaade ettiyse, sadece onlar görüntülendi, oraya kadar girilebildi. Güvenlik güçleriyle bu nedenle kavga çıkarılmadı. Peki korkunç saldırıyı kim gerçekleştirdi? Varsayımların ardı arkası kesilmiyor. Burada kasıt öne çıkıyor. Başbakan Bülent Ecevit’in dediği gibi terörizmin ve teröristin dini, mezhebi olmaz. Adeta yorumlarda teröre ve töriristlere bir din ve mezhep aranıyor. Öyle yoğun bir propaganda gerçekleştiriliyor ki hem Amerika’da, hem dışarda Müslüman olmak, özellikle de Müslüman Arap olmak suçlanmak için, dışlanmak için, aşağılanmak için bir bahane. Bu saldırı öyle basit bir terörist eylem değil. Komplike görünüyor. Dört uçağın aynı zamanda kaçırılması, daha önceden belirlenen hedeflere uçurulması, uzun yola çıkacak uçakların tercih edilmesi askeri otoritelerce yorumlanırken “bütün bunların lojistik, stratejik ve planlama gerektiği” biçiminde. Öyle merhem olsa saçına sürecek küçük devletlerin, yahut öteki grupların üstesinden geleceği şeyler değil. Mutlaka ve mutlaka ABD içinden ya yardım ya bizzat gerçekleştirildiği yorumu taban buluyor. Hem terör, hem çılgınlık Çılgın Amerikalıların sayısı hiç de az değil. İlkokul talebeleri bazı eyalet mekteplerinde ve ölümle neticelenen eylemlerle dehşet saçıyorlar. Eyaletler, önüne geçmenin yollarını arıyor. Bir başka ve en taze örnek; Sacramento’da Joseph Ferguson, Nina Susu tarafından terkedilince çılgına döndü, önce sevgilisini, sonra 4 kişiyi daha öldürüp intihar etti. İntihar deyince hatırlatmakta fayda var. Amerikan tarikatları toplu intiharlarla dikkat çekmiyor mu? Bazan üç-beş kişi, bazan da üçyüz-beşyüz kişi birden intihar ediyor. Merkezleri basıldığında bazı eyaletlerde polisle silahlı çatışmaya girmişler, yakalanacaklarını anlayınca da tarikat lideri dahil çiftliklerini yakıp, intihar etmişlerdi. “Benim teröristim iyidir” diye kimsenin söylemeyeceği gibi “benim çılgınlığım daha iyidir” de kimse diyemez. Ama bir gerçek var ki, dünyayı yaşanabilir bir barış gezegeni haline getirmek liderlerin elinde. Kimse Hitler, Mussolini, Stalin, Franko gibi kan emici liderlerin dünyayı idare etmesini istemez, istemiyor. Baksanıza Amerika’ya yönelen ve ilk defa ülkesinde terörü çok acıyla yaşayan Washington yönetimine, ezeli ve ebedi hasımları Castro ve Putin bile üzüldü, yardım taahhüdünde bulundu. Sabancı cinayeti zanlısı terörist Fehriye Erdal’ın Türkiye’deki suçlar nedeniyle “terör” kapsamında Belçika’da yargılanması sürecinin başlayabileceği haberi de bu gelişmenin olumlu yansıması. NATO’ya gelince... 5. madde bu tür saldırıları tüm üyelerine yapılmış gibi sayma kararı aldı. Doğru bir tespit. Ancak terör örgütü PKK saldırılarının çoluk-çocuk, genç-ihtiyar demeden katletmesi de terör eylemi değil miydi? Uluslararası teröre karşı yeni bir dönem başlasın artık.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT