BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Bu “Hanzo” sözcüğünden iyiden iyiye gıcık kapmaya başlamıştı. Çok aşağılayıcı, tahkir edici bir kelimeydi. Bu semtin insanlarına ne zararları dokunmuştu. Şu üç günlük dünyada yaşayabilmek hakları yok muydu?!.



Hüseyin’in çocuklarına kavuşma sahnesi orada bulunan herkesin dikkatini çekmişti. Kimse onun 8 yıldır yavrularının hasretini çektiğini, canı kadar sevdiği karısından ayrı kaldığını bilemezdi ki... Bagajdan yükler indirildikten sonra aklı başına gelmişti Hüseyin’in: - Mihriban! Babamınan anam gelmedi mi? Hüseyin’in bu sualine içi burkuldu Mihriban’ın. Başını önüne eğdi. Onun böyle mahzun duruşu daha fazla yüreğini yaktı Hüseyin’in telaşla haykırdı: - Mihriban! babama bişey mi oldu? Kocasının yanlış anladığını görüyordu. Onu teskin etme lüzumu vardı. - Yoh Hüseyin bişey olmadı. Gelmek istemedi onlar. Biz burda galacuuh dediler... Yılları gurbet elde, hele hele Hüseyin gibi hapishanede geçen bir insanın yüreği çok hassas oluyordu. Her saniyesi sevdiklerini düşünerek geçtiği için baba ve annesini göremeyince heyecanlanmıştı ister istemez. Babasına yazdığı mektupta hep beraber gelmelerini söylemişti halbuki... Bundan böyle yaşlı baba ve annesi için üzüleceklerdi. Birdenbire kendini korkak bir kedi gibi hissetmeye başlamıştı. Şu durumda babası kendini oğlu için feda ediyor konumundaydı. Belli ki Abuzer’in kendi izini bulamaması için onu oyalamak maksadıyla kalmıştı köyde. Mihriban’ın köyden getirdiği çuvalları bir taksi alamamıştı. Mecburen bir kamyonet tuttular. Kamyonetin şoför mahalline Hüseyin ve Cemal, Mihriban’la Hatice de arkaya yüklerin yanına binmiş Boğaz’daki yeni yuvalarının yolunu tutmuşlardı. Kamyonet Barış Sokağı’na girdiğinde sokakta sükunet hakimdi. Bu semtin sakinleri gece geç saatlerde yatıyor, sabah da geç kalkıyorlardı. Uykusu tiz birkaç kadın balkonda güneşleyip kahvesini yudumluyordu . Kamyonetin gecekondunun önünde durması dikkatlerini celbetmişti. Arabadan önce Hüseyin inmiş, arkada oturan küçük kızını kucağına alarak indirmişti. Mihriban da kocasının yardımıyla kamyonetten indi. Hüseyin şoförün yardımıyla yükleri indirip küçük evinin bahçesine taşıdı. Sarışın kadın yeni komşularını tepeden tırnağa süzdükten sonra komşusuna seslendi: - Laracığım, artık buralara da kırolar dolmaya başladı. Yaşanmaz artık bu semtte... - Yaa! Sorma Gülten ipini koparan İstanbul’a geliyor... - Eskiden Boğaz’a gelemezlerdi artık buralara kadar gelmeye başladılar. - Aslında yasaklayacaksın bu Hanzoların şehre girişini, gelip toplumun huzurunu bozuyorlar... Konuşmalarından isimlerinin Gülten ve Lara olduğu anlaşılan kadınların uluorta konuşmalarını hem Mihriban hem de Hüseyin duyuyor renkten renge giriyorlardı. Hüseyin zaten gece yaşadıklarının etkisinden tam olarak kurtulamamıştı. Bu “Hanzo” sözcüğünden iyiden iyiye gıcık kapmaya başlamıştı. Çok aşağılayıcı, tahkir edici bir kelimeydi. Bu semtin insanlarına ne zararları dokunmuştu. Şu üç günlük dünyada yaşayabilmek hakları yok muydu? ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT