BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Olamaz böyle bir şey... Olamazdı. Yarabbim n’olursun son bir defa onları sıkı sıkı sarmama izin ver n’olursun diyordu. Sonrasında ölümden korkmuyorum. Karıma dün akşam söyleyememiştim oysa onu çok seviyordum yine de seviyorum. Dün gece kızgınlıkla bunu söyleyememiştim ona. Ama o bunu bilmeliydi; n’olursun bir fırsat.



Sevgiyi isbat etmekX Olamaz böyle bir şey... Olamazdı. Yarabbim n’olursun son bir defa onları sıkı sıkı sarmama izin ver n’olursun diyordu. Sonrasında ölümden korkmuyorum. Karıma dün akşam söyleyememiştim oysa onu çok seviyordum yine de seviyorum. Dün gece kızgınlıkla bunu söyleyememiştim ona. Ama o bunu bilmeliydi; n’olursun bir fırsat. Oğlum dondurma istemişti. Vakit geç olduğu için üşenip bakkala gitmemiştim. Ben oğlumu çok ihmal ettim. Dondurmayla şekerle kandırmıştım hep. Büyüdüğünü nedense kabul edememiştim. Onu karşıma alıp adam gibi konuşturmamıştım. Bunu çok görme n’olursun. Onunla erkek erkeğe sohbet etmeliydim. Oyun oynamak isteyen kızımı yorgun olduğum için elimin tersiyle itmiştim. Neden sanki dün bunları yapmamıştım. Benim pamuk ipliğine bağlı hayatım bu kadar mıydı? Yani artık onlar yokmuydu. Oysa onlar benim canımdı. N’olursun, Allah’ım bir fırsat ver bunu onlara ispatlayayım. Gözlerinden dolu gibi yaşlar akıyordu. Depremde enkaz altındaki düşünceleriydi bunlar. Gece yarısından sonra ne olduğunu bile anlayamadan büyük bir gürültüyle uyanmış ve üzerinde bir sürü yıkılmış beton yığını bulmuştu. Sesi boğuluyordu Aklına ilk önce küçük kızı geldi. Gözleri onu aradı, nafile, gözükmüyordu. Oğlunu karısını aradı... Olamazdı böyle bir şey, hiç birisi görünmüyordu. Gürültüde kalmamıştı şimdi. Kalkmaya davrandı, kalkamadı. Tekrar daha kuvvetli denedi. Hayır... Üzerinde büyük bir sütun vardı herhalde, bu sütun oturma odasındaki kalın kirişti. Ağrısı sızısı yoktu ama bir yerlerinin kırıldığını biliyordu. Seslenmeyi denedi. İlk önce karısına seslendi. Bağırarak sesleniyordu ama sesi çıkmıyordu. Oğluna kızına seslenmeyi denedi. Sesi kendi içerisinde boğuluyordu. Gözlerinden sıcak bir sıvının aktığını hissediyordu. Yeniden, yeniden bağırmayı denedi. Olmuyordu sesi çıkmıyordu... Onlardan da bir ses gelmediğine göre.... Yoksa!... Düşünmek bile istemiyordu. Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. O artık enkaz altındaydı. Yıkılmıştı, bitmişti. Karısı çocukları hiçbiri yoktu. Yalvarmaya başlamıştı; “Allahım n’olursun benim de canımı al. Onlarsız bir hayat olamaz benim için n’olursun Allah’ım bana bir fırsat ver. Karıma onu ne kadar sevdiğimi söyleyemedim, daha onu sıkı sıkı saramadım bile... Ya oğlum, dün dondurma istemişti n’olursun Allah’ım bana bir fırsat ver, ona dondurma alamadan kaybedersem ölürüm. Kızımı dizimde sallayamamıştım dün akşam, oysa oydu her gün akşam eve koşarak gelmemi sağlayan. N’olursun Allah’ım belki iyi bir kul olamadım ama senden de bir şey istemedim hiç. İlk defa yalvarıyorum n’olursun son bir defa onları sarmayı onlara sizi seviyorum demeyi nasip et. Yine al canımı...” İçinde bir fırtına kopuyordu. Bağırmak istiyor, bağıramıyor. Kımıldamak istiyor, kımıldayamıyordu. Boşlukta savrulan yaprak gibi evet işte aynen öyle hissediyordu. Anasını babasını da çok seviyordu. Onlarla helalleşemeden gitmek çocuklarını bir kez daha saramamak onların belki de biraz ileride bir yerlerde bir beton yığınının altında olduğunu bilmek... Allah’ım bundan büyük zulüm mü olurdu? Ölüm işte buydu. Aynı anda binlerce defa ölüm buydu işte. Kaç defa çaresiz kalmıştı, kaç defa ölümü düşünmüştü. Nedense hiç yakınlarına yakıştıramamıştı ölümü, hele de oğluna, kızına, karısına. Pamuk ipliği koptu mu yani? Ama kopmuştu işte. Sevgimi ispatlayamadım onlara ispatlayamadım. Gözlerinden bu kadar yaş akabileceğini hiç sanmıyordu. Onları ne çok seviyordu. Ama işte dün gece bunu onlara ispatlayamadığına ağlıyordu. Ölüm artık hiç yabancı gelmiyordu. Bir fırsat bir fırsat ver Allah’ım bir fırsat, istediğim sadece bir fırsat... Bu bir kâbus mu? Tam o sırada karısı dürterek uyandırdı. - Hayatım kalk n’oluyorsun, sanırım bir kabus gördün, kalk canımın içi hepsi bitti. Uykudan uyanmıştı. Demek ki bir kabustu . Ama hala gözünden yaşlar akıyordu. Sıkı sıkıya sarıldı karısına. “Seni seviyorum, seni seviyorum hayatım” diyordu ve bu arada gözünden yaşlar daha hızlı akıyordu. Olanca gücüyle bağırmıştı. Hemen çocuklarının odasına geçti. Gürültüden oğlu uyanmış ağlıyordu. Kızı hala mışıl mışıl uyuyordu. Oğluna sarıldı. - Oğlum, aslan oğlum seninle erkek gibi konuşmanın zamanı geldi. Ama önce istediğin dondurmayı almalıyım. Sonra kızını öpüp koklayarak uyandırdı. Ona da sıkı sıkı sarıldı. Gecenin saat 3’ü olmasına rağmen hazırlanıp dışarı çıktılar. Arabaya atladıkları gibi açık bir market aramaya koyuldular. Bu onun en büyük fırsatıydı. Artık her fırsatta her sevdiğine elinden geldiğince sevgisini isbata çabalıyordu. Ne dersiniz, sevgimizi ispat etmek için bizim de bir deprem yaşamamız mı gerekiyor? ¥ Mahmut Erkan ÇAMURLU / MANİSA Olsaydım Sen yâkut tahtında oturan bir sultan, Ben vezir olsaydım. Yusuf’un yerine Mısır’da satılan Bir esir olsaydım. Kanaat lokması, şükürle bölünen, Bir fakir olsaydım. Uğrunda gözünü kırpmadan ölünen Bir fikir olsaydım. Vatan için olan kutlu kavgalarda Can verir olsaydım. Ve cennet kuşları, altın gagalarda Bir incir olsaydım. Sâkinleri bin yıl evvel helâk olan Bir şehir olsaydım. Parsellenen dünyâ ve istimlâk olan Bir nehir olsaydım. Sen nemli toprakta sıcacık bir ceset, Ben kabir olsaydım. Sûr üfürülmeden kavuşurduk elbet, Ben sâbir olsaydım... ¥ Mehmet ŞENSÖZ / BURSA Veda Hediye Tayzenin göğsünde kurşundan bir yük, Say ki dünya kadar; büyük mü büyük... Akşam sarı lambalardan hüzün sağarken, Üç yüz on yedide beş yatak Titreyen elleriyle ağzını örttü, Hayal ülkesine doğru öksürdü... Daralan göğsünde binlerce diken, Öksürük bu defa çok uzun sürdü... Vakit geldi mi? Ne çabuk! Erken... Ciğerdeki kelepçe o habis ur mu? Lokman hekim gelse şifa bulur mu? Bazen solgun yüzünde bir gölgeli ışık belirir; Anlarsınız; köyü düşlemektedir... O demlerde çile erir, hasret erir, köz erir, Gönül gözü kalpten kalbe yol verir. Üç yüz on yedide beş yatak, Elleri mor, benzi sarı, yüreği ak, İçimizi yakarak çok şey anlatarak, Bize veda ediyor... Anlatması zor mu zor... Anlatması zor mu zor... ¥ Osman EROL Gün bugün Bir nazlı ceylanın Vurulduğu gün bugün Başına dünyasının Yıkıldığı gün bugün Susuz kalan tenlerin Bilindiği gün bugün Konuşmayan dillerin Çözüldüğü gün bugün Sevenin sevilenin Bilindiği gün bugün Anasıyla bebenin Ayrıldığı gün bugün Boşa geçen hayatın Sorulduğu gün bugün Hata ile sevabın Tartıldığı gün bugün Sevgiliye vuslatın Vadolduğu gün bugün Üzerinden sıratın Geçildiği gün bugün Anuş der ki defterin Dürüldüğü gün bugün Tamu ile cennetin Seçildiği gün bugün ¥ Anuş GÖKÇE- İSTANBUL Üç perdelik oyun Bu hayatın değişen oyuncularıyız, Hep oynarız kaderin yazdığı rolleri Oynamak zorundayız çünkü; rollerimiz belli Bazen dramı oynarız, bazen komedi, Üç perdeliktir oynadığımız oyun Birinci perdede sevilirsin herkesce, İkinci perdede problem olursun seyredenlere, Son perde bitişi anlatır, gözyaşı ve hüzünle. Son perdede pişmanlıkların gelir gözüne, Pişman olsan da dönüş yok nafile, Ardından dökülen gözyaşları dönse de sele, Artık perde kapanacaktır, sen istemesende. ¥ Hasan BAYRAK / ANKARA Anılarda dolaştım Anılarda dolaştım yine bu gece Bir hüzün dalgası sardı gizlice Belki onlar beni anlar diye Anılarda dolaştım bu gece sessizce... Kah çocuk oldum ağladım Kah sokağa çıkıp top oynadım Büyüyüp de okula gidince Meğer her şey yalanmış anladım Şimdi artık hayal kurmuyorum Yıldızlara bakıp da umut sormuyorum Mazide yaşananlar yarım kalsa da Düşlere dalıp özlem duymuyorum ¥ Sadi Nuri ÇETİNKAYA / SAMSUN Ayrılık Mâi bir hülyâ damlar göklerden Ses efsunkâr şiire yol verir Siyah lâleye atılan son kurşun Kırmızıyı doğuran gözlerden gelir Kıpkızıl bakışlarda direnir melâl Silik resimlerde heyulâdır hilâl Renksiz duâlara düştü mü ihtilâl Zeyl, mahkum sözlerden gelir ¥ Ömer ÜNER / iSTANBUL Ağlayacağım Benim işim yoktu kederle, gamla Seni tanımadan, bilmeden önce Böyle durur muydu gözümde damla Senin gözyaşını silmeden önce. Her ne söylediyse o titrek sesin Bil ki hepsi bende gizli sır oldu Hâlâ kulağımda ılık nefesin Sanki duymayalı bir asır oldu. Artık şu uykusuz gecelerimde Mahzun hayalinle, her an sen varsın Şimdi adın saklı hecelerimde Eminim hıçkırsam, orda duyarsın. O güzel yüzünü görmezse gözüm Gönlüm hayalini her an anacak Artık görünüşte gülse de yüzüm Kalbim senin için çok ağlayacak. ¥ Nuray KALAFAT/ İSTANBUL
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT