BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > On, dokuz, sekiz...

On, dokuz, sekiz...

(Hiç uçağa bindiniz mi?.. Eviniz veya işyeriniz kaçıncı katta?..) Şu an, buzdolabına kapanmış bir sinek gibisiniz!.. Yani artık başınıza gelecekler kontrolünüz dışında...



(Hiç uçağa bindiniz mi?.. Eviniz veya işyeriniz kaçıncı katta?..) Şu an, buzdolabına kapanmış bir sinek gibisiniz!.. Yani artık başınıza gelecekler kontrolünüz dışında... Yani şu an koca bir Boeing uçağının içindesiniz, yüzlerce kişiyle birlikte!.. Televizyonda tekrar, tekrar ve tekrar görüp ezberlediğiniz o sona doğru uçuyorsunuz... Ve son on saniyeniz kaldı; dokuz, sekiz, yedi... İşte, şu an “İÇİNİZDE NE VARSA” ortaya dökme zamanı geldi!.. ALTI, BEŞ, DÖRT... Biliyorsun ki o an, bu yazıyı okuyorrmuşçasına rahat ve sessiz olamayaksın, ben de biliyorum... Ve biliyoruz ki; ZAMANIMIZIN HIZLA GEÇTİĞİNİ büyük bir uçağın içinde, hem de koca bir duvara doğru... ÜÇ, İKİ, BİR... ..... Ne derdin, o Boeing’in içinde olsaydın?.. Ne diye haykırırdın hayatının finalinde?.. NE SÖYLEYEREK TÜKETİRDİN SON ON SANİYENİ?.. § Ben, “sanki” o uçağın içindeydim ve görüyordum insanları(!) Neler yapıyorlardı biliyor musunuz?.. Büyük çoğunluğu ellerini açmış veya kavuşturmuş olarak “bu dünyanın ötesine” hazırlanmaya çalışıyordu... Yüksek sesle dua okuyordu bazıları, bazılarınınsa sadece dudakları kıpırdıyordu... Gözlerinde birer damla yaş parlarken, ellerinde tuttukları resme bakanlar, sarılanlar vardı... Ve bu KENDİ SON ANINDA, SESİNE İHTİYAÇ DUYDUKLARI kişiyi bulabilme şansını elde etmiş olanlar, ...ki bunların hiçbiri; salonun camındaki perdenin niye hâlâ değiştirilmediğini, kredi kartı ödemesinin niye geciktirildiğini, veya hakettiği zammı niye hâlâ alamadığına benzer şeyleri tartışmıyordu karşısındakiyle... Her biri “neredeyse inleyerek”; ONU NE KADAR ÇOK SEVDİĞİNİ, söylüyordu... § Şu an bütün kapılar “sevgi”ye çıkıyordu; ama “katışıksız” sevgiye... “Sen bana şöyle yaptığın için seni seviyorum”, mantığı yürüten hiç kimse yoktu... SENİ SEVİYORUM!.. Ben, seni SADECE seviyorum... Ben, herhangi bir şey için değil; SENİ, SEVDİĞİM İÇİN SEVİYORUM!.. ..... Bunu, galiba ayağı “toprağa basmakta” olan kişiler biraz zor anlayacak!.. § O an bütün kapılar “sevgi”ye çıkıyordu; ama “katışıksız” sevgiye... Endişeden süzülüyordu sevgi... Korkudan süzülüyordu sevgi... Dehşetten süzülüyordu sevgi... Hayatın başından ve sonundan; öncesinden ve sonrasından süzülüyordu sevgi... O an artık yaşayamayacak olduğunu düşünen herkes biliyordu ki; yaşamış oldukları bunca zamanın tümü meğer sevgiydi de, bunun “sadece kendileri” farkında değildi!.. ..... SİZ, FARKINDA MISINIZ?.. ..... Farkettirin öyleyse; İçinde bulunduğunuz bir koca uçakla büyük bir duvara çarpmayı beklemeden!.. Farkettirin önce kendinize, ve kendisini sevdiğinizin farkında olmasını istediklerinize... Bu çok mu zor?.. İnanın, bunu “şu an” farkettirmek; patlamak üzere olan bir uçağın içindeyken farkettirmeye çalışmaktan çook daha kolay!.. § (...Burası da yazının ikinci bölümü, senaryonun ikinci kısmı...) ..... Siz uçakta değilsiniz, ama; biryerlerde, sizin içinde bulunduğunuz binaya doğru yaklaşmakta olan büyük bir uçak var... Bütün depoları yakıt dolu, yaklaşmakta... İçinde çığlık çığlığa insanlarla, yaklaşmakta... Yaklaşmakta, yaklaşmakta, yaklaşmakta!.. ..... Sizzz; Siz, ne yapmaktasınız?..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT