BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KOCA YUSUF

KOCA YUSUF

Demir Baba, Sarı Saltuk’un soyundan geldiğini söyliyerek, “O, küffar diyarında İslamiyeti temsil etmiş, nicelerinin dinimizi sevmesine, nice diyarların Osmanlıya hazırlanmasına sebep olmuştu. Sana da, Sarı Saltuk gibi küffar içlerine yol gözükmekte. Oralarda bizleri en güzel şekilde temsil et. Sana gelen söz, Osmanlıya gelmiş demektir. Sakın ola bir Osmanlı Pehlivanı ve Sarı Saltuk’un torunu olduğunu unutma.



Demir Baba, Sarı Saltuk’un soyundan geldiğini söyliyerek, “O, küffar diyarında İslamiyeti temsil etmiş, nicelerinin dinimizi sevmesine, nice diyarların Osmanlıya hazırlanmasına sebep olmuştu. Sana da, Sarı Saltuk gibi küffar içlerine yol gözükmekte. Oralarda bizleri en güzel şekilde temsil et. Sana gelen söz, Osmanlıya gelmiş demektir. Sakın ola bir Osmanlı Pehlivanı ve Sarı Saltuk’un torunu olduğunu unutma. Sarı Saltuk’un yedi memlekette mezarı vardı. Seninse mezarın belli olmayacak. Mezarın insanların gönlünde olsun. Evliya Çelebi, gibi sen de seyahat etmeyi merak etmektesin. Onun ulaşamadığı diyarlara seyahat etmek sana kısmet olacak.” demiş, bir çift demir ayakkabı yaptırarak, yatağının karşısına asmasını, pehlivanlığın yedi şartını hep hatırlamasını söylemişti. Cüce de, “Vazifen, Urumeli ile Dersaadet (İstanbul) arasında köprü olmak. Sana emanet edilenleri, yerlerine ulaştırmak. Dünya, Avrupa ve Osmanlı mülkü çok büyük bir değişim içinde. Umulur ki, nice ülkeler görürsün. Değişimin Urumelini nasıl etkileyeceğini anlamağa çalışır... Bu değişimle birlikte Urumeli’nin, Türk ve Müslüman olarak nasıl elimizde kalır, bunun cevabını arar... Uyarılması gerekenleri uyarırsın.” diye konuşarak nice bin dayanılmaz yüklerden haber vermişti. Garip Yusuf, ne yapsın, bu yükleri nasıl çeksindi? Ama seçilmişti. Pehlivanlığı kabul etmekle daha baştan, bunları, yüklerin en ağırını kabullenmemiş miydi? İşte, beklediklerine kavuşmuştu. Elinden geleni yapacak, Urumeli’nin Kıyamet’e kadar Türk vatanı kalması için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacaktı. Hocası İsmail Pehlivan, “Nimet arttıkça, mesuliyet de artar. Kişi, sahip bulunduğu kuvvet, akıl, mal, evlat, ilim gibi her nimetin hesabını Ahirette verecek. Pehlivanlığı seçmekle çok mesuliyetli bir işe soyundunuz. Kuvvetiniz, ustalığınız ve başarınız arttıkça mesuliyetiniz de artacak” demişti, ona her fırsatta. Yusuf’un beyni binbir düşünce ile zonkluyordu. Rahatlamak için geldiği yer, huzursuzluğunu daha da artırmıştı. Kalktı, dergaha (spor akademisine) gitmek niyetiyle doğruldu. Akademiden gelen ışık, gözlerini aldı. Sabah güneşinin ışığı, akademinin (dergahın) camından yansıyordu. Yusuf, yürüdü akademiye, ışığa doğru... Çok heyecanlıydı, dile kolay, tam üç sene geçmişti. Müsaade etmemişti, hocası, köyüne gitmesine, anne-babasını, Çavuş ninesini, ağabeyisini, ablasını görmesine. Hepsini, evlerinin, köylerinin herşeyini, köpeklerini bile özlemişti. Doru kızın tayı kimbilir nasıl olmuştu. Nasıl da tanırdı Yusuf’u, gelişinden, ayak seslerinden. Açıktaysa, hemen koşar yanına gelir, ahırda kapalıysa, kapıyı zorlamağa başlardı. Kapı açıldığı gibi Yusuf’a kavuşur, başını Yusuf’un bacaklarına sürter, kişneyerek birşeyler anlatırdı. Bazen de hafifçe ısırırdı. Şumnu’ya kadar, talikayla gelmişti.(*) Şumnu’dan eve kadar yürümek istemişti. Şumnu-Karalar arası, üç saatlik yoldu. Ama bu başkaları içindi. Yusuf, bu yolu iki saatte çok rahat yürüyordu. Şumnu’da, zahirecilik yapan baba dostu Hüseyin amca, altına at vermek istemişti, ancak Yusuf, kabul etmemişti, “yürürün, küümün tozlu yollaanı üzledim” demişti. ¥ DEVAMI YARIN ........ (*)Talika, yolcu taşımakta kullanılan ve atlar tarafından çekilen, kapalı ve yaylı araba.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT