BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

El arabasına harcı doldurup götürürken, tuğla taşırken hep bunu düşünüyordu. “Ben nerde hata yapıyorum, her yerde başım belaya giriyor” diyordu kendi kendine. Oysa kendi kendine söz vermişti. Bir daha kimseye bulaşmayacaktı.



Abuzer, sertçe komut verdi Musa’ya: - Sok şunun gafasını bi daha.. Daha yeni yeni normal nefes almaya başlayan Durmuş’un kafası yeniden bakracın içine daldırılmıştı. Bakracın içinde binlerce baloncuk fokurtuyla oynaşırken Durmuş cereyana kapılmış gibi titriyordu. Bu defa biraz daha fazla bekletmişti kafasını suyun içinde. Zira alıştığı usule göre takati kesilen kurban eliyle işaret edip tamam söyleyeceğim demeliydi. Durmuş’tan bu işareti beklediler ama bir türlü gelmiyordu. Abuzer onu öldürmek istemiyordu. Emniyetle başı derde girmemeliydi. Musa’ya çıkarması için işaret etti. Durmuş’un kafası dışarı çıktığında nefes alış verişi yavaşlamıştı. Tecrübeli işkenceci onu yüz üstü yatırdı. Ayağıyla sırtına bastırdı. Ağzından fıskıye gibi su çıkıyordu. Bu kadar işkenceden sonra adresi vermediklerine göre gerçekten bilmiyor olmalıydılar. Ama önemli bir ip ucu bulmuşlardı. İstanbul’da birçok tanıdıkları vardı. Nasıl olsa orada Hüseyin’i bulup işini bitirirlerdi. Hem onu orada vurmak köydekinden daha kolay olurdu. Köyde vurdursaydı muhakkak sorguya, suale çekilirdi. İstanbul’da ise kim vurduya gidecekti. Abuzer önde, Musa arkada süratle Durmuş’un evini terk ettiler...  Hüseyin karısı ve çocuklarıyla eve yerleştikten sonra ekmek parası kazanacağı bir iş aramaya başlamıştı. En iyi yapabileceği iş inşaat ameleliğiydi. Sahil yolu üzerindeki büyükçe bir inşaat görmüş müracaat etmişti. İnşaatın kalfası Yunus, Karadenizliydi. Bu inşaatta genellikle kendi hemşehrilerini çalıştırıyordu. Ama Hüseyin’i gözü tutmuş işe almıştı. İnşaatta çalıştığı ilk günlerde biraz hamlamıştı. Zira “işleyen demir pas tutmaz”dı... Hüseyin ise 8 yıl hiç çalışmamış, vücudu hantallaşmıştı. Fakat kafasındaki çoluk çocuğunu namerde muhtaç etmeme fikri her türlü zorluğu yenmesini sağlıyordu. Sabahleyin erkenden geliyordu inşaata, akşama kadar kimseye gözükmemeye çalışıyordu. Zira inşaattaki işçilerden ünlü iş adamı Günbay Taran’ın oğlu Haluk’un şarklı bir terörist tarafından kolu kırılarak denize atıldığını işitmişti. Bu Haluk gece kendisine sataşan şımarık gençlerden birisi olmalıydı mutlaka. Hayasına teptiği zaman kolunun kaldırıma çarptığını, o zaman acı bir feryat kopardığını hatırlıyordu. Gene baltayı taşa vurmuştu. Hele Günbay Taran’ın biraz ilerdeki yalıda oturması daha fazla endişelendirmişti Hüseyin’i. Abuzer’in şerrinden kurtulmak için memleketini terketmişti, şimdi de Günbay Taran’la uğraşmaya takati yoktu. Hem memleketin en ünlü iş adamıydı. O Abuzer’e de benzemezdi. Bir böcek gibi ezerdi Hüseyin’i. El arabasına harcı doldurup götürürken, tuğla taşırken hep bunu düşünüyordu. “Ben nerde hata yapıyorum, her yerde başım belaya giriyor” diyordu kendi kendine. Oysa kendi kendine söz vermişti. Bir daha kimseye bulaşmayacaktı. Hele bu memlekette başına bir hal gelirse. Çocukları mahvolurdu. Ertesi gün Cemal ile Hatice’yi okula kaydettirecekti. Yunus kalfadan izin istedi. Yunus kalfa çalışmasından çok memnun kaldığı Hüseyin’e biraz avans verdi. - Tamam Huseyin işuni biturip cel, demişti... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT