BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Hüseyin başından geçenleri bir bir anlatmaya başladı: - Ben hapisten çıktım. Karacabelen köyü eşrafından Abuzer Ağanın kardeşini vurmuşdum.



Acı yıllar yormuştu Mihriban’ı... Hüseyin başından geçenleri bir bir anlatmaya başladı: - Ben hapisten çıktım. Karacabelen köyü eşrafından Abuzer Ağanın kardeşini vurmuşdum. 8 yıl hüküm yedim. Sonra tahliye oldum. Kan davasına kurban gitmemek için köyüme gitmedim. Hapishanede Elvan Bey diye bir arkadaş vardı. Onun burada kullanılmayan bir gecekondusu varmış. Oturmam için bana verdiler, Allah razı olsun yardımcı oldular. Oraya yerleştim, çocuklarımı da getirdim... - Adam öldürüp nasıl 8 yılla kurtuldun? Kurt başkomser Hüseyin’in nefsi müdafaa durumundan az bir cezayla kurtulduğunu anlamıştı. Ama bu gece vakti dertleşecek birini bulmuşken onun hikayesini dinlemeden bırakmak istemiyordu. Hüseyin gayet sakin şekilde hadiseyi anlatmıştı. Eşref bey değişik konulara değinerek Hüseyin’i bırakmak istemiyordu zira nöbetçi olduğu bu saatte insanın sohbet edip dertleşecek bir nefese ihtiyacı vardı. Fakat Hüseyin: - Amirim benim hanım çok meraklıdır, müsaade ederseniz onu daha fazla üzmeyeyim, diyerek izin alıp evin yolunu tutmuştu... Hüseyin Barış Sokağının başındaki parkın önünden geçerken, gençlerin kendilerinden geçmiş bir halde çılgınca eğlendiklerini görmüştü. Bu dünya bir muamma idi. Bir tarafta bir lokma ekmek için canını dişine takarak mücadele veren, bu mücadelenin yanında karnı tok sırtı pek insanlar tarafından onuru törpülenen insanlar, diğer yanda istikbali hiç çalışmasa da garanti edilen şu coşkulu gençler. Bu gençler belli ki şu yaşlarına kadar tek kuruş para kazanmadılar, böyle bir şeye gerek de duymadılar. Ama başkasının haklarına saygı duyacak sorumluluktan da mahrum büyüdüler. Hüseyin’in gözleri gayri ihtiyari Günbay Beyin oğlu Haluk’u arıyordu. Acaba kırılan kolu düzelmiş miydi. Onunla bir daha karşılaşmak istemiyordu. Zira bu insanlar nezdinde bir kişinin kedi kadar bile değeri yoktu. Eğer olsaydı birkaç kişi bir olup da kendini denize atmaya kalkmazlardı... Denize atsalardı belki de boğulacaktı Hüseyin, zira yüzme bilmiyordu pek. Küçük gecekondusuna geldiğinde değişik duygular içindeydi. Karakolda tutulmadığı için sevinmeli miydi, yoksa karakola götürülüşüne üzülmeli miydi? Camı kırılan kendisi, karakola şikayet edilen kendisiydi... Nesine sevinecekti karakoldan kurtuluşunun. Fakat Mihriban Hüseyin gibi düşünmüyordu. Artık Hüseyin’in tutuklanmasına takat getiremiyordu. Acı yıllar yormuştu Mihriban’ı. Hele bu semtin insanlarının kahrını Hüseyin’siz çekemezdi. Lara’nın bir sözü Abuzer’in seksen sopasından daha fazla dokunuyordu. Bu sebepten olacak karşısında Hüseyin’i görünce sevinç gözyaşlarını tutamamış, tutuklanmadığı için şükretmişti... Günbay bey oğlunun kolunu kırarak onu denize atan suçlunun hâlâ yakalanmamış olmasından dolayı çok sinirliydi. İkide bir emniyet müdürlüğünü arıyor, suçlunun yakalanmamış olmasından dolayı teessüflerini bildiriyordu. Özel dedektifler hemen hemen her gün fırçasını yiyordu ünlü iş adamının. Günbay beyin babası Güneydoğu Anadolu’dan çarığıyla İstanbul’a gelmiş, feleğin çemberinden geçerek o günkü şartlarda testisini akarken doldurmuş, oğlu Günbay’a büyük bir servet bırakarak terk-i dünya eylemişti... Günbay babasından kalan serveti katlayarak büyütmüş, ülkenin sayılı işadamları arasına girmişti. Şu sıralar Borsaya yön vermekle meşguldü... * DEVAMI YARIN Yazan: KEMAL ARKUN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103310
    % -1.48
  • 5.471
    % -0.15
  • 6.2116
    % -0.1
  • 7.2201
    % -0.63
  • 228.954
    % -0.48
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT