BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KOCA YUSUF

KOCA YUSUF

İsmail Ağa yerinde duramıyordu. Sağdan soldan sataşmalar da vardı. -Ne o Deli Aga. Karaok’un okluu kalmamış gibi. -Kabahat Karakok’ta diil üstündekinde. Pelivandan binici mi olurmuş be! İsmail Ağa zıvanadan(*) çıkmak üzereydi. Kendini zor kontrol ediyordu.



İsmail Ağa yerinde duramıyordu. Sağdan soldan sataşmalar da vardı. -Ne o Deli Aga. Karaok’un okluu kalmamış gibi. -Kabahat Karakok’ta diil üstündekinde. Pelivandan binici mi olurmuş be! İsmail Ağa zıvanadan(*) çıkmak üzereydi. Kendini zor kontrol ediyordu. -A be Kara Üseyin! Kıvrık Ali! Baa sataşmayın! Zaten cinlem tepemde.Çavuş ana baktı ki, iş kötüye dökülecek, her iki tarafa da çıkıştı. -Höst bre. Kesin sesinizi, Bastonu yeesiniz şindi kafanıza. Çavuş Ana’yı görenler hemen seslerini kestiler. Çavuş Ana bu. İstersen dinleme. İsmail Ağa da üstelemedi. Ancak bir türlü yerinde duramıyordu. Atlar iyice yaklaşıyorlardı. Davul ve zurnacılara doğru yürümek istedi. Çavuş Ana, niyetini sezmişti. Kuşağından(**) yakaladı. -Dur bre! Nereye? Deli İsmail Pehlivan yürüyemedi. Şaşaladı.. Bu kadar sene geçmişti, ancak şu Çavuş Anası’ndan hâlâ korkardı: -Şeyy! Çavuş Anam. Davulcu...Ücum Marşı... -Otur bre Deli. Yüz arşın kala vuracaklaa. -Ama Çavuş Anam. Yüz arşında, ya geçemezse. Biraz daa önce vurdursaydım. -Irs epten aklını başından almış be. Yapılır mı bu, töre, yüz arşındır. Yüz arşından önce vurdurmak, dierleene haksızlıktır. Torunum Yusuf’a nasıl yakıştırıyersin şaibeli birincilii.Çavuş Ananın haklı sözleri karşısında, İsmail Pehlivan, deliliğiyle kala kaldı. Böyle bir şeyi nasıl da düşünmüştü. Utanmıştı... Hırs, insanın gözünü hakikaten de kör ediyordu. Yusuf’a, atı, ikinci gelse de verecekti. Karaok’un birinci geleceğinden o kadar emindi ki, bu sebepten, yarışa katılıp kazanmasını istemişti. İkinci olursa Yusuf, atı kabul eder miydi? Eğer Yusuf, onun oğluysa katiyen etmezdi. Baba Deli İsmail Ağa, çaresiz, nine Çavuş Ana, çaresiz, ana Ayşe gelin, çaresizdi. Ama hepsinden çaresiz, Yusuf’tu... Karaok’u o kadar çok sıkıştırmış, o kadar çok dil dökmüştü, ama faydasızdı. Doru ile aralarındaki açıklık kapanmamıştı. Üç at boyu devam ediyordu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Babasının yüzüne nasıl bakardı. Bundan sonra çok sevdiği Karaok’un sırtına nasıl binerdi. Yarışa hangi ümitler, sevinçlerle başlamıştı, şimdiyse, hangi ümitsizlik ve hüzünlerle bitiriyordu. Ümitten ümitsizliğe, sevinçten hüzne...İnsan hali, ne kadar da çabuk değişiyordu. Ama değişen yalnızca insan hali değildi. Deliormanlı çingenelerin davul zurnayla vurduğu hava da değişiyordu. Atlar, yüz arşınlık mesafeye girdiği anda, çingeneler, havayı değiştirdiler ve ‘Hücum Marşı’nı tiz perdeden hızlı hızlı vurmağa, çalmağa başladılar. ¥ DEVAMI YARIN ...... (*) Tahta ve ağaç işlerinde, iki parçanı birbirini tutmasını sağlayan birbirine geçmeli kısımlar. (**) Kuşak, Osmanlılar zamanında, erkekler tarafında bele sarılan metrelerce uzunluğundaki pamuk dokuma bez. Bu, hem kişiye güç kuvvet verir hem de hastalıklara karşı korur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT