BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yine bir aile dramı...

Yine bir aile dramı...

Ayla o eve gelin olduğu günden itibaren, evdeki kaynana, kayınpeder ve kaynananın annesi olan cicianneye de gelinlik etmiş hep. Buna ilaveten görümceler, kayınbiraderler hep Ayla’nın pişirdiğini yemişler, yıkadığını giymişler... Böyle çalışkan bir gelin nerde bulunur...



Toplumda birey olarak bizler, hangi konuda olursa olsun karar vereceğimiz zaman, işin realitesine yani gerçeğine uygun değil de, sanal ya da duygusal hareket edersek ardından dram, kaçınılmaz olarak karşımıza çıkıyor. İzmir’den Hatice Güleryüz’ün gönderdiği hatırayı okuduğunuzda, bu gerçeği bir kere daha görmüş olacaksınız. Hele duygusallığa kapılıp da sanal bir evliliğe karar verilmişse bu evliliğin sonu elbette dram olur. Okuyoruz Güleryüz’ün hatırasını... “Olay, mahallemizde bir komşumuzun başından geçiyor. Ayla’nın başından... Ayla 18 yaşında iken aynı mahallede oturan bir aile, gelip istediler kızı. Ayla o zamanlar kendine göre hayat tarzı olan genç bir kız. Ancak evleneceği aile, dünürlükle birlikte, bizim gelinimiz olabilmesi için bizim normlarımıza göre giyinmek zorundadır diyorlar. Bunun ne demek olduğunu herkes bilir. Ayla’nın bu teklifi kabul edip etmemesi gayet doğaldır. Ama bir insan, yaşayışından vazgeçip bir başka yaşayış tarzına evet derken, neye göre ve kim için evet dediğini iyi düşünmek durumundadır. Onu inandığı için değil de, evlenebilmek için ya da hatır için vs kabul ederse ne derece anlamlı olur ki? Neyse, Ayla da hiç art niyetli değildi. Kimbilir kızcağız belki bu vesileyle giyim-kuşamım düzene girer diye düşünüyordu. Nitekim bu teklifi kabul edince, evlilik için bir sorun kalmamıştı... Gerçekten de Ayla o aileye gelin gitti. Kendisini bekleyen hayattan elbette haberi yoktu. Ayla yavaş yavaş onu bekleyen çileli istikamete sürükleniyordu. Evliliğinin birinci yılında, bir de duyduk ki Ayla Arabistan’a göç ediyormuş. Eşinin işi sebebiyle bu göçe karar vermişler. Ne yaparsınız, “doğduğunuz yerde değil, doyduğunuz yerde” derler. Kimsenin bir diyeceği yoktu. Ayla bir varmış bir yokmuş gibi Arabistan’a gidivermişti. Bir sene sonra öğrendiğimizde bir kızı olmuş. Daha sonra bir oğlu, ardından üçüncü çocuğu olarak bir oğlu daha dünyaya gelmiş. Biz gelelim Ayla’nın o aileye gelin gittiği günden itibaren karşılaştığı hallere... Ayla o eve gelin olduğu günden itibaren, evdeki kaynana, kayınpeder ve kaynananın annesi olan cicianneye de gelinlik etmiş hep. Buna ilaveten görümceler, kayınbiraderler hep Ayla’nın pişirdiğini yemişler, yıkadığını giymişler. Böyle çalışkan bir gelin nerde bulunur. Dolayısıyla bu gelinin el üstünde tutulması lazım gelmez mi? Ama nerde? Bırakın el üstünde tutmayı, bırakın gönlünü hoş etmeyi; sanki o eve esir alınmış Ayla. Yanıbaşında yaşadığı ailesiyle bile doğru dürüst görüştürmemişler kızcağızı. Görüşmek şöyle dursun, bir telefon dahi açtırmıyorlarmış. Arabistan’da iken de memleketten gelen mektuplara cevap yazamaz haldeymiş Ayla. Ona dahi cevap yazdırmıyorlarmış. Tabii bütün bunlar, kız tarafının duyguları. Oğlan tarafının bu konudaki görüş ve düşünceleri belli olmadığı için o konuda peşin hükümlü olamayız. Her neyse... Tam altı sene sonra İzmir’e gelmişler. Ayla bir ümit ailesiyle görüşecek. Bunun hayaliyle yanıp tutuşuyor. Fakat kocasının ardı sıra gide gide, yolları kayınvalidesinin evlerine çıkmış. Oysa aynı zamanda kendi ailesi kızını görebilmek için balkonlarda yol gözlemişler. Hele şükür kendi ailesiyle de görüşmeye izin verilmiş ama bu bir saatlik süre. Ardından gözü yaşlı ana kız sarılıp vedalaşmışlar. -Anne hakkını helal et, galiba biz Arabistan’a kesin dönüş yapacağız. -Ne yapalım kızım takdir böyleyse kim mani olabilir? Gerçekten, bir saat sonra annesinden ayrılan Ayla, İzmir’deki kalan günlerini hep kocasının ve akrabalarının evlerinde tamamlayıp, Arabistan’a kesin dönüş yapmış. (Bu arada okuyucumuzun dediğine göre, iki sene de Konya’da kalma durumları olmuş. Hatıranın burasında bir kopukluk var ama galiba Arabistan’a kesin dönüş yapmadan önce olsa gerek. Zaten okuyucumuz Ayla’yı da burada tanıyor.) Ben o zaman tanıdım. Ev gezmeleri yaptık birbirimize. Şu anda 16 senelik evlilerdi. Boşanmamışlardı. Daha asıl konuya girmedim. Evlenmeden önce, “Bizim yaşayış biçimimize göre giyineceksin, bizim hayatımıza ayak uyduracaksın” diye şart koşan ailenin oğlu, yani Ayla’nın kocası, bir gün halk arasındaki söyleniş biçimiyle “asortik” bir bayanla tanışıyor. Evli ve üç çocuk babası bir insanın onaltı sene sonra Ayla’ya yaptığı bir ihanet... * Devamı yarın
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT