BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Müslüm Dede hiç kimseye dert yanmazdı. O gelen bela ve musibetlere sabretmeyi öğrenmişti. Ama Hatip’le taa çocukluktan gelen bir arkadaşlıkları vardı. İçini ancak ona dökebilirdi. Hatip, Müslüm Dedenin sözlerine karşılık verme ihtiyacı duymuştu...



Hatip, tesirli sözlerine devam ediyordu: - Yavrum zannetme ki dünya yerinde duruyo. Her gece gündüz gelip geçtiğinde ömrümüzü törpülüyo, her geçen gün ecele biraz daha yaklaştırıyo. Ruz-u mahşerde pişman olacağımız işleri işlemeyelim.. Abuzer burada daha fazla kalmak istemiyordu. Kimsenin “Abuzer kardeşinin kan davasından vazgeçmiş” zannetmesini istemiyordu. Eğer Hatip’in yanında biraz daha kalırsa davasından vazgeçebilirdi. Bu Hatip’in sözlerinde muazzam bir tesir vardı. Ona karşı koyamazdı. Zaten Koca Müslüm hasta yatağındaydı. Bu vaziyetteki bir adamın kafasını suya sokmak yakışık almazdı. - Hatip emmi bağa müsaade.. dedi ve ardına bakmadan çekip gitti. Yalnız giderken her zaman yaptığı gibi kapıyı çarpmamış, yavaşca itina ile kapatmıştı. Hatip, Abuzer gittikten sonra Müslüm Dede’yi teskin etmeye devam etmişti. - Hey gidi goca Müslüm, dünya bu gadar işte, insan son yolculuğunda amelleriyle başbaşa galıyo. Sen bu Abuzer’e hakkını helal et. Ruz-u mahşerde ondan davacı olma. Gün olur yaptıklarından pişmanlık duyar... Müslüm Dede anlaşıldığı kadarıyla ağır hastaydı. Hayatın çilesine daha fazla dayanamamıştı yorgun ve yaşlı bedeni. Bu Abuzer’in elinden çok cefalar çekmişti yıllarca. Ona hakkını nasıl helal edecekti. Hatip sanki Müslüm Dede’nin içinden geçenleri okuyor gibiydi. - Nefis ne böyük düşmandır bilmez misin goca Müslüm, nefis cenabı Hakka bile düşmandır. Zavallı Abuzer’i pençesine almış yoğurup duruyor, acımak ve dua etmek lazım ona... - Çok çektirdi bize be Hatip, yıllarca işkence etti. O küçük sabileri dövdürdü, korkuttu, ürküttü. Her anı Abuzer korkusuyla geçti yavrucakların. Hele Mihriban gelin. Abuzer gorkusundan pencereden bakamadı yıllarca. Ona hakkımı nasıl helal edeyim. Aha ben hakkımı helal etsem, o yavrucaklar eder mi? Müslüm Dede hiç kimseye dert yanmazdı. O gelen bela ve musibetlere sabretmeyi öğrenmişti. Ama Hatip’le taa çocukluktan gelen bir arkadaşlıkları vardı. İçini ancak ona dökebilirdi. Hatip, Müslüm Dedenin sözlerine karşılık verme ihtiyacı duymuştu: - Hey goca Müslüm ne sandın sen? Bu dünyada huzur ve mutluluk olur mu? İki cihan güneşi sevgili peygamberimiz “La rahatü fiddünya” (Dünyada rahat yoktur) buyurmuyor mu? Tabii ki Abuzer sana sıkıntı verecek, o sıkıntı verecek, bu zorluk gösterecek ki sevap alasın. Ne buyurulmuş? : Doğrusuna gidegör bu yolların, Geçegör sarpını yüce bellerin, Dünya zindanıdır mü’min kulların, Zindanda olan kul kolay eğlenmez... - Sen bu dünya zindanında eğlenmek mi isterdin behey goca Müslüm? Müslüm dedenin veçhesini süzdükten sonra devam etti: - Yoksa bu dünyada sıkıntılara sabredip ebedi alemde mi mesut olmak istersin? ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT