BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Paydos zilinin çalmasıyla sınıfındaki haşarı çocukların şerrinden kurtulmak için öğretmeninin arkasına sığınarak hemen dışarı çıkmıştı Hatice. Neredeyse öğretmenin ceketinden yapışacaktı. Yaramaz çocuklar gözünü o kadar korkutmuştu ki her anı tedirginlikle geçiyordu.



Cemal ve Hatice, zamanlarının büyük bir kısmını Barış Sokağı’nın çocuklarının horlayıp, aşağılamalarına ağlamakla geçirmişlerdi. Kovan arılarının yabancı arıları peteğe kabul etmediği gibi bu sokağın çocukları da Cemal ve Hatice’yi arkadaş olarak kabullenememişlerdi. Cemal geçirdiği acı yılların sorumluluğu içinde kardeşiyle ilgileniyor, kendi yediği dayaklara aldırış etmeden kardeşini kollamaya çalışıyordu. Mihriban bir müddetten beri okula getirip götürüyordu çocuklarını. Ama ders esnasında da okulda bekleyemezdi ki! Cemal oturduğu arka taraftaki sırasında kendi halinde dersi takip ediyordu. Müjgan öğretmen kürsüde müfredat programını inceliyor, derse başlamak için hazırlık yapıyordu. Sınıfın en haşarı öğrencisi Cengiz, Cemal’e bakarak gene bir muziplik düşünüyordu. Cemal bu çocuktan her an bir sıkıntı geleceğinin bilincinde, Müjgan öğretmeni kolluyordu. Cengiz, Cemal’in solundaki sırada oturuyordu. Cemal’in sağındaki sırada oturan Turan’a işaret etti. Belli ki daha önce bir muziplik üzerinde anlaşmışlardı. Turan, Cengiz’in işareti üzerine kısık bir sesle Cemal’e seslendi: - Cemal şu kitabı alsana! Cemal, Turan’ın uzattığı kitaba önce manasız ifadelerle baktı ve gayri ihtiyari elini uzattı. Turan’ın bu kitabı niye kendine verdiğine anlam verememişti. Kitaba eli yetişmediği için hafifçe doğrulması gerekiyordu. Yerinden kalkarak elini uzattı fakat Turan kitabı geri çekmişti bu kez. Turan gene dalga geçiyordu anlaşılan. Yerine oturdu. Ama oturmasıyla birlikte oturağında müthiş bir acı hissedip feryadı bastı. Cemal’in bağırışıyla sınıf birden bire allak bullak olmuştu. Öğretmen masasında oturan Müjgan hanım neye uğradığını anlıyamamış, korkuyla telaşa kapılmıştı. Bağırarak ağlamaya devam eden Cemal’in yanına geldi. - Oğlum neyin var niye bağırıyorsun? Çocuk arkasını göstererek: - Öğretmenim arkama iğne battı.. - İğne ne geziyor arkanda oğlum? - Bilmiyorum öğretmenim oturduğumda battı.. Müjgan hanım Cemal’in arkasını kontrol ettiğinde endişeye kapılmıştı. Bir kartona geçirilen dört beş tane raptiye Cemal’in kaba etlerine geçmişti. Yavaşca çekip çıkardı. Raptiyelerin ucu kanlıydı. Belli ki Cemal kan kaybediyor, büyük acı çekiyordu. Müjgan Hanım bu ukalalığı yapabilecek birçok çocuğun olduğunu biliyordu. Fakat şu anda herkes süt dökmüş kedi gibi önüne bakıyordu. Suçluyu bulmak için zaman kaybetmek doğru olmazdı. Cemal’in elinden tutarak önce öğretmenler odasına, oradan da hastaneye götürdü. Paydos zilinin çalmasıyla sınıfındaki haşarı çocukların şerrinden kurtulmak için öğretmeninin arkasına sığınarak hemen dışarı çıkmıştı Hatice. Neredeyse öğretmenin ceketinden yapışacaktı. Yaramaz çocuklar gözünü o kadar korkutmuştu ki her anı tedirginlikle geçiyordu. Öğretmen Yusuf bey adım adım kendini takip ederek peşinden gelen küçük Hatice’nin durumunu anlıyordu. Acıyordu bu yavruya ama elinden birşey gelmiyor, bu semtin çocuklarına ceza veremiyordu. Bir çocuğa bir fiske vursa babası ve annesi gelip kavga çıkarıyordu. Çocuklarını terbiye etmek yerine “sen kim oluyorsun da bizim çocuğumuza vuruyorsun” diye öğretmeni azarlıyorlardı. Bu okulda çok öğretmen veliler tarafından dövülmüş veya mahkemelerde süründürülmüştü... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT