BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mübarek yerlerin terörden çektikleri

Mübarek yerlerin terörden çektikleri

Dini tabirle fitneyi, bugünkü ifadeyle terörü İslamiyet şiddetle yasaklamıştır. Mensuplarını bu felaketten uzak tutmuştur. Peygamber Efendimiz, fitne çıkaranları lanetlemiştir. Bunun için, İslamiyetin gerçek temsilcileri olan ehli sünnet Müslümanlar bundan hep uzak kalmışlar, teröre hiç bulaşmamışlardır.



Dini tabirle fitneyi, bugünkü ifadeyle terörü İslamiyet şiddetle yasaklamıştır. Mensuplarını bu felaketten uzak tutmuştur. Peygamber Efendimiz, fitne çıkaranları lanetlemiştir. Bunun için, İslamiyetin gerçek temsilcileri olan ehli sünnet Müslümanlar bundan hep uzak kalmışlar, teröre hiç bulaşmamışlardır. Tarih boyunca Müslümanların başına ne gelmiş ise, Müslüman kimliği ile ortaya çıkıp İslamiyeti istismar eden kimselerden gelmiştir. Ehli sünnet Müslüman inancı temsil eden Osmanlılar da, İslam düşmanlarının desteklediği bu tür sapıklıklardan, fitneden, terörden çok çekmiştir. En çok da Vehhabi teröründen çekmiştir. 1730’lu yıllarda başlayan bu terörü, tamamen ortadan kaldırmaya Osmanlının ömrü kifayet etmedi. Osmanlı yıkıldığında bu bela devam ediyordu. Bugün de hâlâ devam ediyor. Vehhabiler, özellikle Türk devletlerinde, Kafkaslarda (Çeçenlerde), Afganistanda, Balkanlarda aç insanlara milyarlarca dolar dağıtarak bozuk inançlarını hızla yaymaktadırlar. Afganlı Talibanlar, Vehhabi inancı ile hareket ettikleri için dünyadaki bütün Müslümanları sıkıntıya düşürdüler. İslama karşı nefretin oluşmasına sebep oldular. Bu haftaki iki yazımda Vehhabilerin yaptıkları vahşetleri “Mir’at-ül Haremeyn” ve “Tarihi Vehhabiyan” kitaplarından özetliyerek bilgilerinize sunmak istiyorum: 1737 senesinde Abdülvehhâb oğlu Muhammed, İngiliz casusu Hempher ile birlikte “Vehhâbîlik” inançlarını hazırladı. Kısa zaman sonra, İngilizlerin siyasî ve askerî yardımları ile, Arabistan’da cahil çöl bedevileri arasına hızla yayıldı. Bu hareket Necd şeyhi olan Muhammed bin Suud’dan siyasi destek gördü. Abdülvehhab oğlu bunun kızı ile evliydi. İngilizler de, bol para vererek ve siyasî, askerî yardımlar vaat ederek, Abdülvehhâb oğlu Muhammed ile işbirliği yapmasını temin etti. Vehhâbîliği yaymak için, gaddar Muhammed bin Suud’u maşa olarak kullandı. Vehhabiler, belli bir güce ulaşınca, Mekke emîri şerif Gâlib Efendiye harp ilan ettiler. Kadın, çocuk demeden binlerce Müslümanı öldürdüler. Akla hayale gelmedik işkenceler yaptılar. Suud oğlu ile Abdülvehhâb oğlu el ele vererek, Vehhâbîliği kabul etmiyenlerin kâfir ve müşrik olduklarına, kanlarını dökmenin ve mallarını almanın helâl olduğuna fetva verdiler. Vehhabilere göre, amel imandan parça kabul edildiği için, namaz kılmayan, oruç tutmayan dinden çıkıyor öldürülmeleri mübah oluyor. Yine, onlara göre şefaat, evliyadan yardım istemek, mezar, türbe yapmak şirk olduğu için bunları yapanları Müslüman kabul etmemektedirler. Vehhabilere göre, “Şefaat Ya Resulallah” diyen dinden çıkıyor. Hicâz’da bulunan ehli sünnet âlimleri ve bunların arasında Abdülvehhâb oğlunun kardeşi Süleymân Efendi ve kendisine ders okutmuş olan hocaları, Abdülvehhâb oğlunun kitaplarını inceleyerek, İslâm dînini yıkıcı, bozguncu yazılarına cevaplar hazırladılar, sapık yazılarını çürüten kuvvetli vesikalarla kitaplar yazarak, Müslümanları uyandırmaya çalıştılar. İbni Suud ve adamları, bunları işitince, Ehl-i sünnete düşmanlıkları iyice arttı ve Mekke’ye saldırdılar. İlk saldırıda Mekke’ye giremediler fakat çok kan döktüler. Mekke’ye giremeyince bu defa da, Tâif şehrine asker gönderdiler. Önlerine çıkanları, kadın, erkek ve çocuk demeyip öldürdüler. Beşikteki yavruları bile parçaladılar. Sokaklarda dere gibi kan aktı. Evleri basıp herşeyi yağma ettiler. Halkı günlerce aç, susuz bıraktılar. Cahil Vehhâbî haydutları, kütüphanelerden ve mescidlerden ve evlerden topladıkları Mushâf-ı şerîfleri, tefsîrleri, hadis ve çeşitli din kitaplarının hepsini parçalayıp yerlere attılar. Katlettikleri Müslümanların cesetlerini kaldırmaya müsaade etmedikleri için sokaklarda çürüdüler. Daha sonra kokudan kendileri de rahatsız oldukları için kaldırmaya izin verdiler. Hiçbir ceset tanınmıyordu. Kiminin yarısı, kiminin dörtte biri kalmıştı. Ölenleri, yakınları iki büyük çukura gömdüler. (Yarın, Mekke ve Medine’de yaptıkları vahşetler)
Kapat
KAPAT