BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Birsen hanım sınıfa girdiğinde Hatice’yi ağlarken bulmuştu. O kadar fena idi ki yağlı boya kolay kolay çıkmazdı da. Önce öğretmenler odasına götürüp yüzünü silmeyi denedi. Ama mümkün görünmüyordu. Ancak tinerle çıkarılabilirdi...



Cemal’in sınıf arkadaşları Müjgan öğretmenin de olmamasından istifade ederek gırgır geçiyorlar, Cemal’in başına gelen olaya kahkahalarla gülüyorlardı. Onlara yeni bir eğlence daha çıkmıştı. Hatice okul çıkışında önce ağabeyinin sınıfına uğrayıp, onunla dışarı çıkıyor, bahçede bekleyen annesiyle evin yolunu tutuyorlardı. Zira Barış Sokağının yaramaz çocuklarının şerrinden başka türlü kurtulmaları mümkün değildi. Cemal’in sınıf arkadaşları Hatice’yi görür görmez etrafını çevirmiş gene matraklık yapmaya başlamışlardı. Hatice kendinden yaşça çok büyük olan bu çocukların arasında çaresiz kalmış ağabeyini arıyordu. Turan küçük kızın elinden tutarak sınıfa çekti. Cengiz ve diğer yaramaz çocuklar yeni bir eğlence bulmanın keyfiyle küçük kızı bunaltmaya başladılar. Hatice zaten ağabeyini görememenin sıkıntısıyla ağlamaya başlamıştı. Fakat bu çocuklar o kadar duygusuz ve sadist yetişmişti ki onun ağlaması, feryat etmesi fayda vermiyordu. Turan çantasından çıkardığı yağlı boya fırçasıyla Hatice’nin önlüğünün arkasına “Satılık eşek” yazdı. Sonra gene siyah yağlı boya ile küçük kıza bıyık çizdi. Afacanların gürültüsüne müdür muavini Birsen hanım, - Çocuklar ne var orada? .. diye bağırmıştı. Birsen Hanımın sesini duyan haşarı çocuklar birden sınıfı boşalttı. Birsen hanım sınıfa girdiğinde Hatice’yi ağlarken bulmuştu. O kadar fena idi ki yağlı boya kolay kolay çıkmazdı da. Önce öğretmenler odasına götürüp yüzünü silmeyi denedi. Ama mümkün görünmüyordu. Ancak tinerle çıkarılabilirdi. Zaten biraz sonra çocuklarının dışarı çıkmadığını görüp merak ederek içeri giren Mihriban, Hatice’yi bu halde görünce yüreği yandı. Bu kadar öğretmenin arasında bunu nasıl yapabiliyorlardı anlamak mümkün değildi. Hele Cemal’in başına gelenleri öğrenince dünyası kararmıştı Mihriban’ın. Hatice’nin boyalı yüzünü unutup Cemal’in derdine düşmüştü. Çocuğunun arkasına raptiye batmıştı. Acaba raptiyeler paslı mıydı. Tetanos iğnesi yaparlar mıydı. Birsen hanım Mihriban’ı oturtarak teselli etmeye çalıştı. - Kardeş bu semtin çocuklarından inan ki gına geldi. Kimse çocuğunu doğru dürüst terbiye etmiyor. O kadar şımarık, sadist, ukala yetiştiriyorlar ki okulda yola gelmeleri mümkün değil. Disiplin kuruluna verebiliyoruz ancak. Disiplin cezası versek, okuldan uzaklaştırsak gelip çatıyorlar. Anne babalarına şikayet etsek “Yok benim çocuğum öyle şeyler yapmaz siz abartıyorsunuz, ona daha müşfik davranın” gibi laflar ediyorlar, çaresiz naçar kaldık kardeş ne yapacağız bilemiyoruz. Dahası okula esrar getirip satanlar bile var. Hap içenler var anlıyor musunuz? Burası ilköğretim okulu esrar içen çocuk ne demektir bilir misin sen?.. Mihriban kendi çocuklarının derdini unutmuş Birsen öğretmenin sıkıntısıyla daha fazla sıkılmaya başlamıştı. - Haraç toplayanlar var içinde. Küçük çocuklardan zorla, tehditle para toplayan çeteler oluşmuş. Daha bu yaşta bu suçları işlemeye başlarlarsa büyüyünce şehir eşkıyası veya anarşist oluyorlar. Şimdi okulun huzurunu bozan bu yaramazlar yarın tüm toplumun huzurunu bozacaklar. Çok ciddi tedbirler alınmadığı müddetçe büyük tehlike ve tehdit altındayız Mihriban kardeşim, Allah sonumuzu hayreylesin... Birsen hanım dertleşeceği birini bulmanın rahatlığıyla anlatmaya devam ediyordu. - Tabii iyi aile çocukları çoğunlukta. Ama bu kötü yetişmiş çocuklar hepsini berbat ediyor. Hani bir sepet sağlam üzüm içinde bir çürük üzüm hepsini çürütür ya. Bütün okulu bozuyor bu yaramaz çocuklar, bilmiyoruz ne yapacağız. Tayinimi istemeyi düşünüyorum ben şahsen... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT