BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ekonomimizin geleceği

Ekonomimizin geleceği

Ülkemizde dün ilan edilen fiyatlardan da anlaşılacağı üzere enflasyonun ağır havası bütün ağırlığınca kendisini belli etmekte ve ekonomik sıkıntımızın odak noktasını teşkil eylemektedir. Aslında daha ziyade geçim sıkıntısı şeklinde kendisini belli eden bu iktisadi olay bilinen birçok faktörlerin teker teker yahut tamamının bir araya gelerek ortaya çıkardığı sonucun görüntüsüdür.



Ülkemizde dün ilan edilen fiyatlardan da anlaşılacağı üzere enflasyonun ağır havası bütün ağırlığınca kendisini belli etmekte ve ekonomik sıkıntımızın odak noktasını teşkil eylemektedir. Aslında daha ziyade geçim sıkıntısı şeklinde kendisini belli eden bu iktisadi olay bilinen birçok faktörlerin teker teker yahut tamamının bir araya gelerek ortaya çıkardığı sonucun görüntüsüdür. Bütün bu faktörlerin uzun zaman etkisini hissettirerek ekonominin genel dengelerinde yaptığı düzeltilmesi zor olan bozuklukları da ayrıca unutmamak gerekir. Hepimizin genellikle gözden kaçırdığı esas nokta da bizce budur. Ülkemizde yıllarca “istikrar içinde dengeli kalkınma” prensibinin benimsenmiş olmasına rağmen gerek hızlı nüfus artışının gerek istenmeden ortaya çıkan yanlış şehirleşme olayının sonunda ülkede yepyeni bir dengesizlik türü ortaya çıkmıştır. O da şehir ve kırsal alanların ihtiyaçları arasındaki nisbetsizlikten kaynaklanmıştır. Kırsal alanlarda göç dolayısıyla nisbi nüfus azalması ve şehirlerde de aksinin oluşu sonunda kamu harcamalarında kaçınılmaz artma meydana gelmiştir. Biz kalemi elimize aldığımız zaman enflasyonun sebeplerinden en başta gelenin kamu gelir gider dengesinde bozukluk olduğunu rahatça yazıyoruz ve bunun doğruluğuna inanıyoruz. Ancak ihmal ettiğimiz bir husus var o da yukarıda bahsettiğimiz şehirleşme olayının ortaya çıkardığı çok büyük yeni kamu harcama zaruretleridir. Şüphesiz 1962’deki “plan ruhu” aynen devam etseydi bugünkü kötü tablo meydana gelmeyecekti. Fakat, 1970’ten sonraki yılların “petrol krizine tuz biber eken siyasi istikrarsızlık” geçim derdini ve dolayısıyla yukarıda değindiğimiz “anormal şehirleşmeyi ve kırsal alan erozyonunu” çoğalttı. Kırsal alanlardaki azalmaya rağmen oralardaki eğitim, sağlık ve benzeri bütün kamu hizmetlerinin mevcudiyetini koruması ile birlikte şehirlerdeki zaruri gider artışı devlet harcamalarını altından kalkılmaz düzeye çıkardı. Bu bizce bugünkü enflasyonist ortamın en büyük faktörlerinden birini teşkil etti. Çünkü kamu gelir gider dengesini korumak zor hatta imkansız hale geldi. Bu fiili durum karşısında geçmişteki kusurları saymak yerine “bugünden sonra ne yapmak gerekir”i tesbit etmemiz icap eder diye düşünüyoruz. Bu mevzuda ekonomiyle meşgul herkes şüphesiz kendi görüşü istikametinde çok çeşitli fikirler ileri sürebilir. Bunları birbiriyle bağdaştırıp şimdiye kadar olduğu gibi makul bir tedbir paketi ortaya çıkartılabilir. Fakat hepimiz bilmeliyiz ki, iktisadi sıkıntılarımızın giderilmesi daha çok uzun zaman alacaktır. Bu alanda her zaman siyasi faktörler gözetilmeden makul kararlar alındığı takdirde durumun düzeleceğine inandığımızı tekrar tekrar söylemekteyiz ama, bunun için önümüzde en az bir üç yıllık dönemin bulunduğunu da kabul etmeliyiz. Yalnız son dünya politika ortamının neler oluşturacağını bilmek mümkün olmadığından bize göre geleceğin bilinmezlerle dolu olduğunu da unutmamak lazımdır. Bütün bu sebeplerden dolayı bir yaşındaki mevcut planın dünyadaki yeni şartlar yüzünden ekonomimizi sarsan dengesizlikleri ortadan kaldıracak şekilde tadil edilmesi zaruretine inanmaktayız. Aslında ekonomik hayatımızın şimdiki karmaşık halinin bilimsel bir gözle tahlili yapılsa, görülecek olan şudur: Hükümetler, en az 1986’dan beri iç politikada yer alanlar plan fikir ve düşüncesini terk etmişler, adeta bu kavramı anayasamızın bir hükmü şeklinde algılayarak sadece kanun hükmü yerine gelsin dercesine hareket etmişlerdir. İşte, bize göre Türkiye’mizin şimdiki ekonomik durumunun anatomisi budur. Sıkıntıların iç politika ortamındaki ana görüntüsünde de bu gerçek yatmaktadır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT