BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > O bayana imrenirken...

O bayana imrenirken...

Aman Allahım böyle sofra mı olur? Hani derler ya, bir kuş sütü eksik. Kadıncağız sanki suçluymuş da kendini affettirmek istiyormuşcasına müthiş bir sofra donatmış. Onun kibarlığından dolayı biz mahçup olduk inanın. Şimdi mi? Kendisiyle arada bir hâlâ görüşüyoruz...



Bir hatıramız var bugün. İngiltere’de yaşanmış ilginç bir anı... Yüreğim burkularak dinledim. Acı ama doğruydu. İngiltere’ye çalışmaya giden ve oraya yerleşen kardeşi anlatmış olayı bize nakleden beyefendiye: “Bir gün eşimle birlikte caddede yürüyorduk. Hani bazen vitrine bakarken, ya da ne bileyim, geri dönüp bir yere bakarken yolda bir başkasına çarparsınız ya. Çok hafif bir omuz temasıdır belki. Ama göz göze gelip “Afedersiniz” der yolunuza devam edersiniz. İşte biz de, elli altmış yaşlarında bir İngiliz hanımla birbirimizi fark edememe sonucunda çarpıştık. Çok hafif bir çarpma. Biz hemen “Afedersiniz” dedik ama, o kadın özürler üstüne özürler diledi. Ardından çantasını açtı. Kartvizitini uzatarak dedi ki: -Varsa sizin de bir kartınızı alayım. Tabii biraz şaşkın, biraz merakla biz de telefonumuzu falan verdik. Onun kartını aldık. Kadın kırk yıllık ahbabına konuşur gibi, ya da çok büyük hata işlemiş birine yalvarır gibiydi: -Ne olursunuz, affedin hatamı. Bunu telafi etmem için sizi en yakın zamanda yemeğe bekliyorum. Birşeyler ikram etmek istiyorum. Yoksa çok ama çok üzülürüm. Onun o kibarlığı karşısında mahçup olmuştuk. Temenni anlamında “Olur, peki” gibi cevap verdik: O kendi istikametine gitti biz kendi istikametimize. Yol boyu eşimle aramızda konuştuk: -Yahu ne kadar kibar bir kadın. Şu nezakete bak. Bir de bizi yemeğe çağırıyor. Yok canım medeniyet bir başka... Aradan günler geçti. Tabii biz, o davetin usulen olduğunu bildiğimiz için, telefonla arayıp da “size gelmek istiyoruz” demiyecektik. Yolda çarpıştığın birinin evine, bu vesileyle yemeğe mi gidilir? Derken efendim, aradan bir hafta ya da on gün geçmişti. Bir telefon geldi. Baktık o yolda çarpıştığımız hanımefendi. Diyordu ki telefonda: -Aşkolsun. Size çok gücendim. Davetime niye gelmiyorsunuz. Yaptığım o dikkatsizliği affettiremezsem bir ömür boyu vicdan azabı çekeceğim. Beni bu üzüntüden kurtarmak istemiyor musunuz? Daha neler neler. Baktık ki, o davete gitmezsek ayıp olacak galiba. Ne yapalım gün ve saat verdik. Geleceğimizi söyledik. O gün geldiğinde de evine gittik. Aman Allahım böyle sofra mı olur? Hani derler ya, bir kuş sütü eksik. Kadıncağız sanki suçluymuş da kendini affettirmek istiyormuşcasına müthiş bir sofra donatmış. Onun kibarlığından dolayı biz mahçup olduk inanın. Şimdi mi? Kendisiyle arada bir hâlâ görüşüyoruz. Şu nezaketi görüyor musunuz?” Bu hatırayı anlatırken hep düşündüm. Hareket gerçekten takdire şayandı. O kadını tebrik etmek gerekiyordu. Gerekiyordu gerekmesine ama bizim insanımız çok mu kabaydı gerçekten? Düşündüm bir an... İsmail Hami Danişmend’in bir kitabı vardı. “Garp Menbalarına Göre Eski Türk Seciyesi” Genç okuyucular için kitabın ismi bile tercüme isteyebilir. “Batılı kaynaklara göre eski Türklerin karakter ve ahlakı” anlamındadır. Bu kitapta, aynen yukarıdaki hatıra gibi, Batılıların Türkleri övdüğü hatıralar yer alıyordu. Cömertlikler, dürüstlükler, yardımseverlikler sıralanıyordu. Hem de Batılıların ağzından. Tıpkı bizim İngiltere’ye gidip de oradaki kadının kibarlığını öven insanımız gibi. Peki ne oldu da, bizim insanımız bugün bu hale geldi? Hilebazlık, sahtekârlık, görgüsüzlük, menfaatçilik... Ne kadar adi karakter varsa, bizim ülkemizin insanında var olduğundan söz ediliyor da, doğrusu ağzımızı açıp da “Hadi canım sen de bizim insanımız böyle şey yapmaz!” diyemiyoruz. Yoksa bizim insanımız gerçekten böyle mi? Yoksa, bizim insanımız sanki bu meziyetlerinden zorla uzaklaştırılmak mı istenmişti yıllar yılı... Hele bir düşünelim mi? Yolda bir ekmek parasına muhtaç bir insan, çocuğuna okul harçlığı bulamayan dalgın bir baba, evde akşama sofraya ne koyacağını düşünen çaresiz bir anne, evine haciz gelmiş bir esnafın sokaktaki dalgınlığında ne kadar nezaket arayabilirsiniz ki? O biçare insan o haleti ruhiyesiyle kimden nasıl ne şekilde ne diye özür dileyecek ki? Sonra neyi var ki de neyle özür dilesin? Neyi var ki de neyle sizi evine davet edebilsin. Sonra da oturup bu ülkenin insanının yozlaşmasından söz ederiz. Çok kolay söylemek. Ama bu ülkenin insanı bu duruma kendi mi geldi? Bu hale getirenlerin bunda hiç mi suçu yok? Ey ülkemin insanı!.. Sakın başınızı önünüze eğmeyin ne olur. Sizler gerçekten çok ama çok karakterli insanlarsınız. Bakmayın şu mağdur halinize... Sizin düştüğünüz bu mağduriyetin onda birine o kibar insanlar düçar olsa, değil kendi derdine düşmeyi ortalığı velveleye verirler... Ama siz hiç olmazsa “kan kussanız da kızılcık şerbeti içtim” diyorsunuz. Bu onur dünyada başka hangi millette var!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT